Uluslararası ilişkiler öğreten bütün okullarda ilk ders olarak, ikili ilişkilerde aniden gelişen bir krizin siyah beyaz olarak başladığı, diplomasinin, olayı grinin tonlarında bir süre dolaştırdıktan sonra bir çözüm için görüş birliğine ulaşıldığı öğretilir ve ulaşılan çözüm artık siyah veya beyaz değildir, grinin herhangi bir tonudur. Daha açık olmak gerekirse sert söylemlerle tarafların yerinden kımıldayamadığı pozisyonlarda başlayan kriz, Diplomatların, karşılıklı olarak alınacak ve verilecek tavizleri dengelemesiyle uzlaşabilinecek bir noktaya ulaşır. Bundan sonra politikacıların, sahneye çıkıp ne kadar uzun çalışmalar sonucu olayı nasıl çözüme ulaştırdıklarını topluma satma zamanıdır ve bunu başarıyla yaparlar. Tıpkı krizi çıkaran onlar değilmiş gibi…Durumun en belirgin örneğini Nobel Barış ödüllerinin dağıtımında görürüz. Bugüne kadar bu ödülü alan bir tek diplomat yoktur ve istisnasız hepsi politikacıdır.

Diplomat olabilmek çok zor bir iştir. Her şeyden önce çok iyi bir eğitim almanız gerekmektedir. İlk okul dan itibaren Cumhuriyetin kuruluş felsefesini anlamış ve bunu sindirmiş olanız ön koşuldur. Eğitimin bir bölümünde bu felsefeye ve onun kurucularına lanet okuyup diğer zamanlarda şartları benimsiyor gibi yapılarak diplomat olunmaz. Ayrıca çok iyi lisan bilmeniz dilinize hâkim olmanız da şarttır. Alışveriş İngilizcesi ile diplomat olamazsınız. Doğal olarak mesleğe en alt kademeden başlayarak adım adım yükselmeniz gerekir, doğrudan ve tepeden inme Büyükelçi de olunmaz

     Bir ülkeye atanacak sefirin seçimi hariciyenin en ciddi işlerinden biridir. Pek çok faktör dikkate alınır. Arkadaşlık veya akrabalık ilişkileri veya parti ilişkilerine hiç bakılmaz. Seçim yapıldıktan sonra sefirin atanacağı ülkeden bir tür Onay anlamına gelen Agreman istenir ve bu işlem sırasında Onay istenen ülkenin karar mekanizmaları bu adamı idare ediver diye aranmaz. Ülkelerin çalışacakları Sefir’i seçmek tamamen özgür iradeleriyle karar verecekleri bir iştir. Bu seçim yapıldıktan sonra, sefir atandığı ülkeye gider ve güven mektubunu bir an önce sunmak ister.  Verilen randevu tarihi, gelenin ve geldiği ülkenin prestiji ile ilgilidir.

Son dönemde Büyükelçi atamalarında eğitim, liyakat, deneyim dikkate alınmadığından, Güven Mektubu için randevu ev sahibi ülke tarafından rencide edecek ölçüde geciktirilmektedir. Bundan ders çıkarmak gerekirken hiç aldırılmamakta ayni yanlış defalarca tekrarlanmaktadır. Örneğin kasım başında göreve başlayan Prag Büyükelçisi ,Güven mektubu için randevuyu 12 Aralığa alabilmiştir. Bir ay bu tür işlemler için oldukça uzundur.

     Şimdi son yirmi yılda yapılan, en acısı uyarılmaya rağmen yapılmakta ısrar edilen diplomatik yanlışlıklara şöyle bir göz atalım;

     İlk kriz, Davos’ta yapılan Gazze oturumunda, Başbakan Erdoğan ve İsrail Cumhurbaşkanı Perez arasında çıktı. Sonuçta her iki ülke Büyükelçilerini geri çekti ve ilişkiler maslahatgüzar seviyesine indirildi.

     Bir başka kriz Mısırda patlak verdi, İhvan taraftarı Mursi yi deviren ve bu iş için ABD desteğini alan General Sisi, İvan’ı yok etmeye başladığında Türkiye ve Mısır ilişkileri, İsrail olayındaki gibi, askıya alındı ve büyük elçiler geri çekildi.

Suriye ile ilişkilerimiz çok iyi idi ortak bakanlar kurulu toplantısı yapıyor hatta beraber yaz tatiline bile çıkabiliyorduk. Derken bir gün Beşer Esad a yönetimin bir bölümünün ihvana devredilmesi isteği gitti ve olumsuz cevap gelmesinden hemen sonra, Esad, Esed haline, iki ülke arasındaki ilişkiler ise, onarılamaz hale geldi

Bu pek çok kriz arasından seçilmiş 3 kriz için ödediklerimize gelince;

İsrail ile diplomatik ilişkiler kesilince güne kadar el altından Türkiye karşıtı politikalar yürüten İsrail, su yüzüne çıktı ve her şeyi açıktan, göstere göstere yapmaya başladı. Bütün uluslararası toplantı oylamalarında aleyhimize bir oy çıkmış sa. o mutlaka İsrailindi.Doğu Akdeniz’de yeni müttefikler edinerek bölgenin en büyük kıyıdaş olan Türkiye’yi yok saydırdı. Gazze üzerindeki baskıyı şiddete dönüştürdü ve yaptıkları soy kırım sınırlarını zorlamaya başladı

Mısır, Kral Faruk’un Roma’ya sürgüne gönderilmesinden sonra, dış politikada yeni bir konsept geliştirdi ve bunu uygulamaya koyuldu. Abdülnasır’a göre önce bölgedeki en güçlü olan ülkeyi halletmek zorundaydı bu nedenle o gün bugün Türkiye ile Mısır’ın arası hep şeker renk oldu ve hiç düzelmedi

Son krizde Sisi bunu fırsat bildi ve hemen Yunanistan ve İsrail ile münhasır ekonomik bölgeler anlaşması imzaladı. Yunanistan doğu akdenizde kıyısı olmamasına rağmen bu anlaşmaya taraftı, en büyük kıyıdaş olan Türkiye taraf değildi. Üstelik Yunanistan bir takım harita oyunları ile Mısırı kandırmış ve daha büyük bir bölge edinmişti

Suriye’deki kavga ise bir başka alemdi. İlk iş olarak Esad sınır bölgelerindeki birliklerini geri çekti. Bölgedeki boşluğu kandilde PKK olan teröristler, burada pyd olarak, doldurdular

Örnek olarak Seçilen bu üç krizin çok önemli bir ortak noktası vardı. Üçü de dini motifler içerir. Oysa Büyükelçinin geldiği ülkenin Anayasası, demokratik laik bir hukuk devleti olduğunu kayda geçirmiş, vazgeçilemez maddeler ile de korumaya almıştır. Bu ev sahibi ülkenin ahlaki anlayışına göre adam kandırmaktı ve kabul edilemezdi.

Sonuç olarak, dış ilişkiler çok önemsenmesi gereken ciddi bir konudur ve her ülke en iyisine kendi karar verebilmelidir. Doğal olarak bu kabullenme, bazı ülkelerin yaptırımları olarak geri döner. Buna alışmak ve  eşdeğer biçimde karşılık verebilmek içi karşı tedbirler geliştirmek de  şarttır .