Dışarıdan bakınca, sayın Cumhurbaşkanı’nın ABD ziyaretleri umulduğu kadar başarılı olmamışa benziyor. Arzu ettiği liderlerle görüşmedi veya diplomatik tanımıyla, programları uygun olmadı,
Ve neticede otuz küsur katlı Türk evini açtı ve geldi. Muhalefet sözcülerine göre, bu durum tam tanımıyla bir fiyaskoydu. Başkan Biden randevu vermemiş diğer liderlerin de programları uygun olamamıştı. New York’ da şehir içinde bilmem kaç arabayla siren ve korna çalarak yapılan gösteri ise tipik bir görgüsüzlük örneği idi.
Mesele ne İktidar kanadının anlattığı kadarıyla başarılarla dolu ne de işi çok konuşmak olan Muhalefetin anlattığı gibi fiyasko ve rezillik. Ne zaman olaylara serinkanlılıkla bakıp doğru teşhisler koyacağız bilemiyorum belki de hiç yapamayacağız. Ancak gerçekleri de görmek gerek;
Önce bir genel durum tespiti yapılmalı. Türkiye, siyasal olarak ABD ve Rusya’nın çifte sarmalı altında ezilmektedir ve acı olan durumu bu hale uyguladığı yanlış denge politikaları getirmiştir. Aslında, denge politikası uygulamak bütün dış ilişkilere çok taraflı ikili ilişkiler olarak bakmak bir dış politika yöntemidir. Ancak bunu ABD ve Rusya ile yapmak, olağan dışı diplomasi deneyiminiz yoksa, ki bizde yoktur, son derce zordur ve kaybedeceğiniz baştan bellidir. Bunu görememek ve yanlışa devam etmek de ayrı bir yanlıştır.
Mevcut durumda ABD ile en ciddi problemimiz S400 olarak satılmaya çalışılmaktadır. Aslında ilk sorulması gereken neden ABD, Türkiye’nin yüksek irtifa hava savunma sistemi tedarikine karşıdır, sorusudur. Bütün taleplerimize karşın bize Patriot un temel modelini dahi vermeye yanaşmamakta ve Senato onayını bahane etmektedir. O zaman Türkiye’nin kendini korumasını mı istememektedir, yoksa gelecekte bir hava saldırısı planları mı vardır. Bahane ettikleri F 35 sırlarının Rusların eline geçeceği teorisi Türkiye’nin sistemden çıkarılmasıyla bitmiştir. Bu durumda geriye gelecekte herhangi bir nedenle yapacağı hava saldırısını az zayiatla atlatmaktan başka alternatif kalmamaktadır. Ayrıca, bir Türk Yunan çatışması çıkması ve müdahil olarak da ABD’nin daha fazla taviz kopartması da bir ayrı seçenektir. Özet olarak s 400 sorunu tamamen ABD çıkarlarıyla ve gelecek planları ile ilgili olup bizimle bir alakası yoktur. Bu durumda yapılacak uygun görülecek yere mevcutları konuşlandırıp, alınacak ikinci partiyle de kaplama alanındaki boşlukları doldurup kendini emniyete almak dışında Türkiye’nin yapacağı başka bir şey yoktur.
ABD ile ikinci problem Suriye ve Iraktır. TSK kuzey Irak da PKK nın tozunu atmaktadır ve PKK/YPG ABD’nin müttefikidir. NATO üyesi iki ülkenin birinin teröristleri desteklemek diğerinin aşırı dinci unsurları desteklemek gibi tuhaf bir durumu vardır ve bu diplomatik olarak çözülememektedir. Geriye tek çözüm Beşer Esad ile anlaşıp, YPG yi tamamen bölgeden çıkarmak ve İdlip’i Suriye’ye devrederek daha kuzeye çekilmek olabilir. Ancak her ne hikmetse iki Başkan birbirlerine küstür ve konuşmamaktadırlar. Temaslar sadece istihbarat örgütleri arasında sürdürülmektedir.
Tali problemler ise Halkbank davası, Fethullah Gülen’in iadesi İran’a uygulanan ambargonun verdiği parasal kayıplar ve Ermeni soy kırımı gibi meselelerdir. Ve ikili ilişkilerin düzelmesi için çözülmeleri gerekmemektedir mevcut haliyle de idare edilebilir.
Son büyük sorun ise Hava kuvvetlerinin Uçak ihtiyacıdır. F 35 programından çıkarıldıktan sonra bu yeniden ve acil olarak gündeme gelmiştir. Bu konuda üç yol mevcuttur. Türk milli muharebe uçağının hızla üretime geçmesini sağlamak, geçici dönem için Ruslardan SU35 veya SU 57 almak veya İngiltere’den Eurofighter almak. Bunun dışındaki alternatifler ciddi gözükmemektedir. Hangi yolun seçilmesinin daha uygun olacağını konunun uzmanlarına bırakmak alışıldığı gibi her şeye karışmamak gerekir. Siyaset, kararı baştan yolun seçiminde yapabilir gerisi uzmanlık konusudur.
Sonuç olarak ABD dünyanın her tarafında stratejik çıkarları olan ve bütün hesabını kendi çıkarlarına göre yapan bir ülkedir ve bundan vazgeçmeye de hiç niyeti yoktur. O zaman ne yapmak gerek;
İlişkileri düzeltmek için özel bir çaba içerisine girilmemelidir. Bir ülkeyle her konuda anlaşmak zorunda değilsiniz. Stratejik ortak tam anlamıyla bir kandırmacadır. ABD’nin İsrail dışında başka stratejik ortağı yoktur bunun sebebi de güçlü Yahudi lobisiyle baş edememesidir. Başka deyişle İsrail ABD ye istediği enstrümanı istediği tonda çaldırabilmektedir ve Türkiye’nin buna yapabileceği bir şey yoktur.
Başta NATO olmak üzere Türkiye ABD’nin dümen suyunda gitmek politikasını bir kenara bırakmalıdır. Kendi çıkarları açısından karşı çıkacağı her yerde karşı çıkmalı rezervini koyarak kayda geçirmelidir.
Halk Bankası davası yakın gelecekte Sayın Cumhurbaşkanını yıpratmak için kullanılacaktır. Buna yapılacak iş bu kararı tanımamak ve salınacak büyük cezayı ödememektir. ABD’nin vereceği karşılık ise Türkiye’nin hesabını dondurmak ve para hareketlerini önlemek olacaktır. Bu iş için çizilecek yolu doğrudan Merkez bankasına bırakmak ve ayda bir guvernörü faiz indirmedi diye değiştirmekten vazgeçmek lazımdır.
Görünen o ki ABD’nin canını en çok acıtacak olan ona sıradan devlet gibi davranmak olacaktır.
Rusya ile problemler ikinci bölümde incelenecektir