ABD TÜRKİYE RUSYA ÇİFTE SARMAL (2)
Türkiye ve Rusya arasındaki görüşme Soçi ’de yapıldı. Başkan Putin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan toplantıya dışişleri bakanlığı mensubu olmayan kişisel tercümanlarıyla katıldılar. Heyetler arası görüşme olmadı ve ilk defa toplantı sonucu bir açıklama da yapılmadı.
Bu gazetelerin yazdığı sıradan bir haber. Konuyu ayrıntısıyla incelemeden önce, bazı soruların sorulması ve yapılan diplomasi yanlışlıklarının tekrarlanmaması umuduyla açıkça yazılmasının şart olduğunu düşünürüm;
Toplantının devlet başkanları düzeyinde olması ve bu iki devlet adamının olağan dışı sık görüşmesi ilk göze batan noktadır. Sayın Erdoğan 2019 ve 2020 de Moskova’yı ziyaret etmişti, Diplomasideki karşılıklılık ilkesi gereği bu görüşme Türkiye’de ve Ankara’da olmak zorundaydı. Devlet başkanları, tıkanan ciddi dış politika sorunlarını, siyasal karar vererek çözme makamıdır. Üstelik Rusya ve Türkiye devlet geleneği, dış politikayı bilen iki ülkedir ve diplomasi kadroları da yeterli deneyime sahiptir. Buna rağmen toplantıyı başkanlar düzeyine çıkarmak ve içeride hiçbir diplomatın bulunmaması, görüldüğü kadarıyla not alınmaması ve bir raporun mevcut olmaması yadırganan hususlardır. Ayrıca bu türden toplantılarda genel teamül her iki başkanın gazetecilerin karşısına çıkması, en azından içeride görüşülenlerin uygun bir dille anlatılması dır, istenirse soru alınmayabilir. Yazılıp çizilenler doğru ise, toplantıda not tutulmaması, görüşmenin ikili olarak yapılması ve kişisel tercümanların bulunması, toplantı sonucu basın toplantısının yapılmaması, Sayın Erdoğan tarafından talep edilmiştir.
Bu tuhaf durumun iki sebebi olabilir. İlki içeride, özellikle İdlip konusundaki ciddi görüş ayrılıkları bu sefer, bu düzeyde dahi giderilememiştir. İkincisi ise iki başkan sadece daha önce yapılan anlaşmaya uyacaklarını açıklamakla yetinmeye karar vermişler ve öyle de yapmışlardır. Bu alternatif doğru ise Türkiye gerçekten kaybetmiştir ve yakın gelecekte İdlip ’in kuzeyine çekilecektir. Böylece meydan Suriye ve Rusya’ya kalacak, kara harekâtı başlayacak ve İdlip yerle bir edilecektir çünkü bu ikilinin beklemeye tahammülleri yoktur.
Toplantının zamanlaması da özellikle Türkiye açısından doğru değildir. Sayın Cumhurbaşkanının BM de konuşma yapacağı tarih çok önceden bellidir. İlişkilerin bu kadar gergin olduğu ortamda Biden’ in ve AB liderlerinin görüşme taleplerini geri çevirecekleri de bellidir. Böyle sevimsiz bir durumun hemen arkasına Rusya ile görüşme koymak ABD ye ve diğer Avrupalı liderlere, böyle giderseniz Rusya ile anlaşabilirim mesajını iletmek olabilir ki Rusya ve diğerleri bunu yemezler.
Yeri burası olmamakla beraber, Türkiye ABD ilişkilerini halen dışişleri bakanları seviyesinde yürütüldüğünün de altını çizmek gerekir. Yazılanlar doğru ise Cumhurbaşkanının Başkan Biden le görüşme talebi, Beyaz saray tarafından diplomatik teamüllere uymayan bir üslupla reddedilmiş ve sonra hava birdenbire sertleşmiştir. Ayrıca ABD’nin yeni büyükelçi adayı Jeff Blake’in Senato sorgulaması sırasında söylediklerini de çok yeni olduğu için bu bölüme aldım. Bu zata göre;
“Türkiye, gelecekte Rus silahları alması durumunda ek yaptırımlarla karşılaşacaktır. Bölgede saldırgan eylemlerine, Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi halkına uyguladığı baskıcı taktikler göz önüne alındığında, Türkiye’yi sorumlu tutmaktan kaçınmayacak bir büyükelçiye ihtiyaç vardır”
Anlaşılamayan bir şekilde bu densiz üsluba kimse cevap vermemiştir. Bu zat çok yakında Türkiye’ye gelecek ve göreve başlayacaktır ve büyük olasılıkla ayni üslubu sürdürecektir. Ne şekilde karşılık verilmesi ayrı bir inceleme konusudur.
Türkiye’deki deneyimli ve bir tarafa marke olmayan yazarların sık gündeme getirdiği konu, uygulanan ve yanlışlıkları defalarca kanıtlanmış denge politikası, aslında sayın Cumhurbaşkanı’nın bu tür ilişkileri yakındaki seçimlerde propaganda malzemesi olarak kullanacağı dır. Elde edilen ve kaybedilen kazanımlar tekrar iktidar olunduğunda mutlak geri alınacaktır. Ancak tek ve çok taraflı siyasi ilişkilerde bunun örneği pek görülmez. Ülkeler genelde salam politikasını tercih ederler aldıkları tavizi ceplerine koyarlar ve mutlaka zamanı gelince çoğu kez defalarca kullanırlar.
İki başkanın baş başa yaptıkları görüşme sonucu resmî açıklama yapılmadığından, Gazetelerde yazılanların tamamı tahmindir veya olayın marke oldukları tarafa göre yorumlanmasıdır. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bulduğu her fırsatta yaptığı açıklamalara göre;
*Görüşmede Suriye konusunda detaylı görüş alışverişinde bulunulmuştur. Bu cümlenin gündelik hayata tercümesi üzerinde uzlaşılan herhangi bir konu yoktur, taraflar sadece karşılıklı pozisyonlarını belirtmişler ve bununla yetinerek bir karar almamışlardır veya alamamışlardır, şeklindedir.
*Afganistan, Libya ve Karabağ meseleleri de görüşülmüştür. Bu cümlenin tercümeye dahi ihtiyacı yoktur. Hepsi çok taraflı ilişkiler içeren bu konuların bir cümleyle geçiştirilmesi, yukarıdaki yorumun aynisinin bu cümle içinde doğru olduğuna işaret etmektedir.
*İdlip bölgesine yönelik Anlaşmalara olan bağlılık teyit edilmiştir, Terörist unsurların İdlip ten çıkarılması maddesinin uygulanması gerektiğine vurgu yapılmıştır. Bu cümle belkide açıklamanın en kritik cümlesidir. Astana mutabakatına göre bu görev Türkiye’nindir ve altı ayda söz konusu unsurların silahlarının alınacak ve bölge dışına çıkarılacaktır. Aradan üç sene geçmiştir ve herkes pozisyonunu korumaktadır üstelik Rusya için kritik önemdeki M4 karayolu çevresine yerleşmiş ağır silahlı unsurlar zaman zaman lojistik desteğin kesilmesine sebep olmaktadırlar. Türkiye aslında duruma engel olma ve anlaşmada söz verdiklerini yerine getirme konusunda isteksiz davranmaktadır. Hatta özgür Suriye ordusu adını taktığı içinde Suriye dışından gelen profesyonel savaşçılarında olduğu tuhaf oluşuma açıktan destek vermekte, buna ilaveten bölgede kurdurulan sürgündeki Suriye Hükümetini açıktan desteklemektedir. Topraklarının büyük çoğunluğunda kontrolü sağlayan Esad hükümeti için kabul edilebilir ve hazmedilebilir bir durum değildir. Bölgedeki hava trafik kontrolü Rusların elinde olduğundan Türkiye terörist unsurlara karşı uçak kaldıramamaktadır. Bu görevi Rusya üstlendiğinden Türkiye bölgede şehitler vermektedir.
*Askeri teknik iş birliğinin geliştirilmesi iki liderin gündemindedir.
Toplantı sonrası benzer açıklama Kremlin sözcüsü Peskov tarafından da yapılmıştır. Kullanılan diplomatik lisanı, biz sıradan insanların anlayacağı dile çevirirseniz ulaşacağımız sonuçlar şunlar olabilir;
*Görüşmeden Türkiye lehine somut sonuçlar çıkarılamamıştır.
*İdlip konusunda yeni bir anlaşmaya gerek yoktur, statükonun korunması yeterlidir.
*Askeri iş birliğinin sürdürülmesi konusu açık uçlu bir konudur.
Soçi zirvesinden bir sonuç çıkıp çıkmadığına gelince, Türkiye’nin isteği, birazda zorlamasıyla yapılan toplantıda İdlip ’teki sıkıntıları giderecek bir sonuç çıkmadığı gibi örtülü olarak, bölgedeki terörist unsurları silahsızlandırıp bölge dışına çıkarmazsan, ben ve Suriye hükümeti bölgeyi bombalamaya devam ederiz ve kara harekâtına başlarız mesajı verilmiştir. Bu bizim kuzeye çekilmeden daha fazla şehit vereceğimiz anlamı taşımakta, beklenen büyük göç dalgası gene bizim sırtımıza bırakılmaktadır. Belki de çözüm Rusya başlamadan Türkiye’nin bir kara harekatıyla el altından göz yumduğu terörist unsurları yok etmesidir. Aynı anda veya hemen arkasından Fırat’ın doğusuna geçerek pyd yi de temizleyebilir. Zor gibi görünmekle birlikte yapılmayacak iş de değildir.