Hayat beklendiği gibi sürüp gidiyordu. Faiz düşürülüyor, dolar fırlıyor herkes birbirini suçluyor, hasılı her zamanki gibi geçinip gidiyorduk.Ta ki 10 Büyükelçi Kavala ’nın derhal tahliyesini buyuran bir bildiri yayınlayana kadar. Bir anda çanak çömlek patladı, bilen bilmeyen herkes bir ağızdan konuşmaya başladı. Kimine göre Büyükelçiler haklı idi. Bu kişi dört yıldır hapiste idi ve hakkında bir hüküm kurulmamıştı. Bazıları ise durumu doğrudan iç işlerine ve egemenlik haklarına müdahale olarak gördüler. Onlara göre bu durum kabul edilemezdi.
Aslında bu karmaşayı yaratan büyükelçiler arasında herkes çok mutlu bir görüntü veriyordu. Kimine göre bu Türklere ayar yapmanın zamanı gelmiş geçmişti. Bu arada İzlanda, Norveç, Finlandiya gibi bazı ülkelerin, bu yalnız ve güzel ülkeyle ne problemleri olduğu hiç anlaşılamadı. ABD, Fransa ve daha birkaç ülke anlaşılabilir limitler içerisindeydi. Son zamanda uyguladıkları Yunanistan destekli uzun vadeli bir plan çerçevesinde Türkiye’yi çevreleme girişiminde bulunan, bu arada tatbikat bahanesiyle Trakya’ya binlerce Asker ve zırhlı birlikleri yığan, bu iki ülke durumdan son derece mutlu gözüküyorlardı. Yaptıkları hesaba göre Türkiye üst perdeden bağırır çağırır ve zaman içerisinde, her şey yoluna girerdi. Sonra da hep yapıldığı gibi, diğer adımın uygulanmasına geçilebilirdi.
Ancak bu sefer böyle olmadı önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, her gün yaptığı sonsuz konuşmalardan birinde ilk fitili ateşledi ve meseleyi ya bizi tanırlar ya da çeker giderler şekline soktu. Bundan sonra gene bilen bilmeyen ağzı olan olmayan bir sürü siyaset yorumcusu, bu durumu irdelemeye başladılar. Kimilerine göre bu durum bu on Büyükelçiye göz dağı vermek olarak anlaşıldığı gibi, arkası gelecek, Reis bunları istenmeyen şahıs ilan edecek şeklinde de yorumlandı.
Ve sonunda Eskişehir’de, Cumhurbaşkanı Erdoğan bu on büyükelçinin sınır dışı edilmesi için dışişleri bakanına talimat verdiğini açıklayıverdi sonra da kıyamet koptu. Öncelikle Dışişleri ve Savunma bakanları, uygun biçimde, bu anlaşmaya karşı çıktılar. Bakanlığa çağrılarak toplam on beş dakikada bitirilecek olan istenmeyen şahıs ilanı nın temizlenmesi en az 20 sene sürecekti. Üstelik bu bildiriye imza koyan on büyükelçiden 7 tanesi NATO üyesi idiler ve bir savunma sistemi içerisinde müttefik idiler. Siz büyükelçiyi istenmeyen şahıs ilan edip sınır dışı edince diğer ülke ayni şeyi sizin büyükelçinize yapacak ve diplomatik ilişkiler bir anda maslahatgüzar düzeyine indirilecek, bu ise pek çok ilişkinin artık olamayacağı anlamına gelecekti. Özellikle NATO müttefiki olan 7 ülkeyle işlerin nasıl sürdürüleceği tam bir anlaşılmazdı.
Siyaseten yaratılan bu durum için devlet ilgili mekanizmaları çalışmaya başladı. Muhtelif alternatifler özellikle hariciyenin kıdemli diplomatları tarafı rapor haline getirildi. Buradaki ana tema konuyu sayın Cumhurbaşkanının inadına bırakmayıp, diplomatik yolla bir çözüm bulabilmekti.
On büyükelçinin ülkelerindeki Dışişleri bakanlıklarının ilgilileri de alarm durumuna geçmiş ve durumun yumuşaması için çözüm aramaya başlamışlardı. Sonuçta sözleşmenin 41 inci maddesine uyacaklarını teyit ettikleri kısa bir açıklama yapılması konusunda anlaştılar. ABD ilk açıklamayı yaptı bunu Hollanda ve Kanada takip etti. Cumhurbaşkanlığından ise bu açıklamaların olumlu bulunduğuna ilişkin bir başka açıklama geldi. Artık sağduyu hâkim olmuş son derece stratejik bir bölgedeki Türkiye’yi ve özellikle onun Cumhurbaşkanını öfkelendirmeden olayı çözmek iradesi, herkese hâkim olmuştu.
Uluslararası diplomatik ilişkileri düzenleyen sözleşme 18 Nisan 1961 de imzalanmış,4 Eylül 1984 tarihinde TBMM de kabul ederek kanunlaşmıştır. İki maddesi Yürürlük hükümleri olmak üzere toplam 52 maddedir. Olayın çözümü için kullanılan ünlü 41 inci maddeye göre;
1. Kabul eden Devletin kanunlarına ve nizamlarına riayet etmek, ayrıcalıklarına ve bağımsızlıklarına halel gelmeksizin, bu gibi ayrıcalıklardan ve bağışıklıklardan yararlanan her şahsın görevidir. Anılan Devletin iç işlerine karışmamak da bu şahısların keza görevidir.
2. Gönderen Devlet tarafından kabul eden Devlet nezdinde yapılması misyonun uhdesine tevdi olunan bütün resmî işler, kabul eden Devletin Dışişleri Bakanlığı veya mutabık kalınacak başka Bakanlık ile veya aracılığıyla yürütülür.
3. Misyonun binaları, misyonun bu Sözleşmede belirtilen görevleri veya diğer genel uluslararası hukuk kuralları veya gönderen ve kabul eden Devlet arasında yürürlükte olan özel anlaşmalar ile bağdaşmayacak bir tarzda kullanılmaz.
Burada ülkelerin germek yerine geri adım atmayı tercih ettikleri maddenin ilk paragrafıdır. Büyükelçilerin, Kabul eden devletin kanun ve nizamlarına ve iç işlerine karışmamak ilkesine uymalarının görevleri olduğunu açıklanmaktadır. İşte bu nokta zurnanın kötü ses çıkardığı yerdir. Saygıdeğer büyükelçilerin bu maddeden haberleri yokmudur ki böyle bir metne imza koymuşlardır.
Bu hengamede bir de ellerini ovuşturup, keyiften bayılacak hale gelen bir ülke vardır ve neden bu kadar isterikçe keyiflendiğini anlamak ise mümkün değildir. Her halde sağduyu ve devlet geleneği olayı çözünce pek üzülmüş karalar bağlamışlardır.
Diplomatik manevralarda hiçbir şey tesadüf olmadığına, her şey bir plan çerçevesinde yapıldığına göre, Konu bize göre bazı sorular sorulmadan kapatılmamalı,
Egemen bir ülkenin iç işlerine, diplomatik bağışıklığı olan kişilerin karışamayacağı, Viyana sözleşmesinde açıkça belirtildiği halde neden, kahve içmek için bile ara sıra bir araya gelen bazı ülkelerin büyükelçiler, anlaşma hükümlerine aykırı bir bildiri yayınlamışlardır.
Aynı kişilerin, kabul eden devletin kanun ve nizamlarına uymak yükümlülüğünde olmalarının gerektiği bu on büyük elçi tarafından bilinmemekte midir?
Mesele Türkiye’nin göstereceği tepkiyi ölçmekse bu saçmalığın bir sonraki adımı nedir
Türkiye hangi gerekçeyle en üst boyutta tepki göstermiştir. Büyükelçilerin sınır dışı edilmeleri gerçekten planlanmış mıdır yoksa meseleye iç politika yatırımı olarak bakmakla mı yetinilmiştir.
Sonuç olarak, son dönemde sık kullanılmasa bile Türkiye devlet ve diplomasi geleneği olan bir ülkedir. Büyükelçilerin sınır dışı edilmesinden sonra olabileceklerin hesaplanmadığını düşünmek bile istemem…