• About

hulkiergun

~ Politika

hulkiergun

Monthly Archives: Kasım 2021

YUNANİSTAN

27 Cumartesi Kas 2021

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Türk Yunan ilişkileri yakın tarihin hiçbir döneminde değil sıcak hafif ılık dahi olmamıştır. Bu dost görünümlü temelde düşman ülkenin özellikle son dönemde ne yaptığını anlamak için öncelikle bağımsızlığını kazandığı döneme bir göz atmak gerekir.

Nikolaos Skoufas, Manolis Xanthos ve Athanasios Tsakalov adlı Yunanlı tüccarlar 1814 yılında Yunanlı yazar, politikacı ve devrimcisi Rigas Feraios ile İtalyan gizli örgütü Carbonari’den ilham alarak, önemli bir Yunan ticaret merkezi olan Odesa’da, Filiki Eteria (Arkadaşlar Cemiyeti) gizli örgütünü kurmuştur. Birleşik Krallık ve Birleşik Devletlerde sürgünde olan zengin Yunan toplumlarının desteği ve Batı Avrupa’daki Yunan sempatizanlarının yardımı ile isyanı planlamışlardır.

Cemiyetin temel hedefi; ulusal bir devlet kurmaktan ziyade, İstanbul’un başkent olduğu Bizans İmparatorluğunun yeniden canlandırılmasıdır. Filiki Eteria, 1820 yılının başlarında, geçmişte Rus Dışişleri Bakanlığı görevini de yapan Ioannis Kapodistrias’a isyanın başına geçmesini teklif eder, fakat ünlü politikacı bu teklifi reddeder. Filiki Eteria üyeleri aynı teklifi, Rus ordusunda görev yapan ve Çar Alexander I’in yaveri olan General Alexander Ypsilantis’e götürürler.

Filiki Eteria hızla genişler. Osmanlı İmparatorluğu ise 1821 yılında İran savaşı ve özellikle de Tepedelenli Ali Paşa isyanı ile meşguldü ve sonuçta Yunan isyanını bastırmakla görevli bazı paşalar Tepedelenli isyanına kaydırılırlar..

Aynı zamanlarda, Fransa Napolyon I sonrasında meydana gelen ayaklanmalara karşı birleşen ve uyum içinde hareket eden Avrupa’nın büyük güçleri de İtalya ve İspanya’daki ayaklanmalar ile meşguldür. Bu çerçevede Yunanlılar zamanın kendi ayaklanmaları için uygun olduğuna karar veriler. Orijinal plana göre ayaklanma Mora Yarımadası, Tuna Prenslikleri ve İstanbul olmak üzere üç yerde başlayacaktır.

Yunan bağımsızlık savaşı, Alexander Ypsilantis’in Rusya’da sürgünde bulunan Yunanlıların başına geçerek, günümüz modern Romanya’sı olan Osmanlı eyaleti Moldovya’ya saldırdığı 1821 yılında başlamıştır.

Osmanlı kuvvetleri, Yunanlılara kin duyan Romanyalıların da yardımıyla, Ypsilantis ve adamlarını süratle ezmiş, fakat Ypsilantis’in faaliyetleri, Balkanların daha güneylerine kadar yayılarak, uzun süredir fakirlikten kıvranan Mora yarımadası ve Ege adalarında yaşayan Yunanlılar arasında bir isyan hareketinin kıvılcımını ateşlemiştir. İkinci isyan hareketi, Yunan Devriminin başlangıcı olarak kutlanan 25 Mart 1821 tarihinde Mora Yarımadasında başlamıştır.

Bu isyan hareketleri mahalli yöneticiler tarafından bastırılamadığından, Sultan Mahmut II, Mısır’ın güçlü valisi Mehmet Ali Paşa’yı yardıma çağırmak zorunda kalmıştır

Yunanlılar tarafından Osmanlı İmparatorluğundan bağımsızlıklarını kazanmak maksadıyla 1821 de başlatılan, uzun ve kanlı savaşlar, 1829 da Avrupalı Büyük Güçlerin de yardımıyla tamamlanmış ve Yunanistan, 7 Mayıs 1832 yılında imzalanan İstanbul Anlaşması ile Osmanlı Devletinden tamamen ayrılarak resmen bağımsızlığını kazanmıştır.

O tarihten bugüne kadar maksimalist talepleri hiç tükenmemiş, özellikle birinci dünya savaşında İngilizlerin siyasi kışkırtma ve lojistik desteği ile İzmir e girmiş oradan bütün egeye yayılmıştır. Talepler hep aynıdır. Ege bölgesinin tamamı ege denizi ve Pontus eyaletleri olarak adlandırılan Ordu Trabzon ve Rize illeri onlara aittir, ayrıca Konstantinapol yani İstanbul, megalo idea daki büyük imparatorluğun değişmez başkentidir.

Ancak, tarihin çok ender çıkardığı büyük deha bu arsız talepleri sonlandırmış ve şımarık çocuk, İzmir’den, geldiği gibi gitmiştir.

Sonraki dönemlerde günümüze kadar pek çok kez Türkiye ve Yunanistan çatışma eşiğine gelmişler araya her seferinde birilerinin girmesiyle özellikle Yunanistan vaz geçmiştir.

KERKÜK

16 Salı Kas 2021

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

     Şehirler, içinde insanların, kimi zaman uyum içinde yaşadığı kimi zamanda kavga gürültünün eksik olmadığı küçük veya büyük, meskûn arazi parçaları olabilir veya dünyanın bir sanatsal olayda başkenti muamelesi de görebilir, kimi zaman doğal manzaraları ile öne çıkar, ara sıra da hiçbir özelliği olmayan sıradan beton yığınlarıdır. Rant peşinde koşan birileri tarafından doğa o kadar hoyratça kullanılmıştır ki geriye sadece adına plaza denilen garip, çarpık bir yapılaşma kalmıştır.

     Kerkük kuzey Irak da bir şehirdir. Hiçbir sanatsal olayın başkenti değildir. Doğası hoyratça kullanılmamıştır. Karmaşık etnik yapısı nedeniyle normal yaşamda kavga gürültü eksik olmaz, özet olarak neresinden nasıl bakarsanız bakın, sıradan bir Ortadoğu şehridir.

      Ancak her şey göründüğü gibi değildir. Kerkük, Dünya petrol rezervlerinin yüzde 7 sine sahiptir ve gelecekteki statüsü sadece şehirdeki etnik grupların değil, Türkiye başta olmak üzere İran ve Suriye gibi komşu ülkelerin de ilgi odağındadır. Doğal olarak kasabanın şerifi her zaman ve her koşulda devrededir

      Bölgedeki karmaşa nedeniyle sağlıklı nüfus sayımı yapılamamaktadır bu nedenle uluslararası hesaplamalarda ,1957 tarihinde yapılan nüfus sayımının sonuçları esas alınmaktadır. Buna göre şehirdeki ana etnik gurup %48 ile Kürtler dir ve onu %24 ile Araplar ve %23 ile Türkmenler takip etmektedir.

      Demografik yapıyı oluşturan üç ana gurubun nüfus yoğunluklarının birbirine yakın olması, aralarında ciddi bir rekabete, çok sık çıkan yerel güçlerin çatışması ve bunların el altından büyük güçlerce desteklenmesi, bölgede, diken üzerinde bir yaşama sebep olmaktadır.

     Irak’ın geleceğinin barış mı savaş mı olacağını Kerkük deki yerel çatışmalar belirleyecektir. Bu durum un tırmanması, Araplar ve Kürtler arasında, Türkmenler ile Kürtler arasında veya Türkiye ile Kürtler arasında savaşa yol açabilecek bir kıvılcım haline gelebilir.

Kerkük’ün statüsü içinden çıkılamayacak kadar karmaşık hale getirilmiştir, ve kasabanın şerifi bu olayda baş roldedir .15 Ekim 2005 tarihinde referanduma sunulan Irak’ın kalıcı anayasasının 140. maddesi Kerkük’ün konumuyla ilgilidir. Bu maddeye göre 31 Aralık 2007 ye kadar normalleşme, sayım ve referandum yapılarak Kuzey Irak bölgesine bağlanması öngörülmektedir. Ancak, gerek Irak içerisindeki siyasi gruplar arasında, gerekse bölgesel ve uluslararası arenada Kerkük’ün geleceğini belirleyen referandumuna ilişkin bir uzlaşı sağlanamamıştır. Böylece Kerkük’ün statü sorununu çözüme kavuşturmak amacıyla Türkmen-Kürt ve Araplar arasında özel statü/ortak idari paylaşım gibi birtakım öneriler tartışılmış, ancak Kerkük Sorunu ’nun çözümü için en makul öneri, kentin idari yapısının ortak paylaşımı olarak görülmüştür. Bu formüle göre, Kerkük’ün idari paylaşımı kapsamında; kentin idari yapısı her biri %32 lik oranla Türkmen, Kürt ve Araplar arasında paylaştırılması ve geri kalan %4 lük dilimde de diğer etnik ve dini unsurlara (Kildaniler-Asuriler gibi) yer verilmesi taraflarca uygun bulunmuştur. Bunun için Temmuz 2008 de iller, ilçeler ve nahiyelerle ilgili 36 nolu kararla birlikte yerel seçimler yasasının 23. maddesi Türkmen-Kürt ve Arap parlamento üyelerinin uzlaşması sonucunda onaylanmıştır. Söz konusu maddenin 1. fıkrası gereğince, Kerkük ilinin idaresi, güvenliği ve genel kamu görevlerinin Türkmenler, Kürtler ve Araplar arasında ortak paylaşımının gerçekleşmesinin ardından seçimlerin yapılması öngörülmektedir.  Aynı fıkraya göre, Vali, Meclis Başkanı ve yardımcılarının Kerkük’ün asıl unsurları tarafından (Türkmen-Kürt ve Araplar) seçilip paylaştırılması kararlaştırılmaktadır. Söz konusu 23. maddenin 2. fıkrası ise, Kerkük’ün temel etnik unsurlarının (Türkmen-Kürt ve Arap) her birinden ikişer kişi seçerek bir komisyon teşkil edilmesini vurgulamaktadır. Sözü edilen komisyonun kentteki taraflar arasında Kerkük’ün statüsü konusundaki tüm sorunların araştırılması ve çözüme kavuşturulması için adım atması gerekmektedir. Mahalli seçimler yasasının 23. maddesinin 1. ve 2. fıkrası gereği Kerkük’te 2005 yılından beri yerel seçimler yapılmamaktadır.

     Kerkük’te, belirtildiği gibi, uzun süredir nüfus sayımı da yapılmamaktadır. Irak’ın parçalanma süreci ile IŞİD’in işgali de kentin demografik yapısını değiştirmiştir. Musul’u alan IŞİD Kerkük’e yönelince kentin kontrolünü Kuzey Irak Kürt yönetimi ele geçirmiş, IŞİD bahanesi ile kenti ele geçiren Peşmerge bir daha da çıkmamıştır ABD’nin Irak’ı işgal ettiği 2003 yılında başlattığı Kerkük’e Kürt yerleştirme planı kesintisiz devam etmektedir. Aslında hedef Süleymaniye’den Hatay a kadar bir Kürt devleti kurmak ve petrol arz güvenliğini sağlamaktadır. Yıllardır PKK ile meşgul edilen ekonomisi çökertilmiş Türkiye sonuçta Hatay için fazla direnemeyecektir.

     Başka bölgelerden yerleştirilen lerle birlikte, Bölgede en büyük nüfusa sahip grup haline gelen Kürtler in, Kerkük’teki bu konumlarından ve kazanımlarından kolay vazgeçmeye hiç niyetleri yoktur. Bunun için şiddetin her türlüsünü kullanmaktan çekinmemekte özellikle Türkiye tarafından doğrudan desteklenen Türkmenleri göçe zorlamak için, korkarak da olsa, her yolu denemektedir. Bunlara, tapu kayıtlarının olduğu binanın kundaklanması da dahildir.

     Doğal olarak, ABD’nin anlamsız, uydurma istihbarat bilgileriyle işgal ettiğini zannettiği Irak’ta, kendi çıkarlarına uygun hazırlattığı Anayasa ile, bazı ayrıcalıklar kazanan Kuzey Irak Kürt yönetimi tarafından, koşulsuz desteklenmektedirler. Hatta Talabani Kerkük ün Kürdistan ın Kudüs ü ve kutsal başkenti olduğunu bile söylemiştir. Tarihin hiçbir döneminde devlet kuramamış olan Kürt Aşiretlerinden birinin reisi nin, bu ve benzeri iddialı çıkışları yapmadan önce neresinin Kürdistan ve neresinin onun kutsal başkenti olduğuna, ekürisi Barzani’den ve bir gurup ABD li neocondan başka kimsenin inanmadığını da anlaması gerekirdi.

     Kimin ne istediğine gelince, Kürtler, Irak’ta gevşek bir federasyon yapısı içinde Kerkük’ün, şehre komşu Kürt bölgelerine dahil edilmesini isterken, Araplar ve Türkmenler bunu, tartışmadan reddetmektedir. Kürtlerin bu aykırı talepleri ise sadece ülke içindeki diğer gruplar için değil, başta Türkiye olmak üzere Suriye ve İran için de kabul görmemektedir.

     Türkmenler ile akrabalık bağı bulunan ve kendisini doğal koruyucu olarak gören Türkiye, Kuzey Irak’ta gelişecek refah içindeki bir Kürt bölgesinin, kendi sınırları içindeki Kürtler’de de özerklik isteğini yeniden ateşlemesinden endişe etmektedir. Burada ekonomik ve jeostratejik çıkarlar da önemli rol oynuyor. Çünkü Türkiye’ye petrol taşıyan boru hatları da Kerkük’ten geçiyor.

     İşin nerede biteceğine gelince, sanırım bunu şimdiden görebilmek pek olası değil, etnik guruplar, akrabalık bağları, Baas ın toparlanması gibi argümanlar tümüyle hikâyenin perde açılmadan hemen önce çalan uvertür bölümü, esas olan dünya petrolünün %7 sinin bu küçücük bölgede olması ve bu petrolün pazara çıkışının ise Türkiye’nin kontrolündeki yumurtalık bağlantılı boru hatları olması. Bu durumda Kerkük ün Kürtlere verilmesi ve boru hatları üzerinde bir çeşit yerel kontrol sağlanması, ABD için tam anlamıyla kazançlı bir plan olacaktır.

Özür dileyerek tulumbacı ağzı ile bitirelim

Sakın deneme şerif, sıkar o biraz…

Abone Ol

  • Entries (RSS)
  • Comments (RSS)

Arşivler

  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Temmuz 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Nisan 2022
  • Mart 2022
  • Şubat 2022
  • Ocak 2022
  • Aralık 2021
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021

Kategoriler

  • Öykü
  • Uncategorized

Meta

  • Hesap oluştur
  • Giriş

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

  • Abone Ol Abone olunmuş
    • hulkiergun
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • hulkiergun
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Bu içeriği rapor et
    • Siteyi Okuyucu'da görüntüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle