• About

hulkiergun

~ Politika

hulkiergun

Monthly Archives: Aralık 2021

EKONOMİ

22 Çarşamba Ara 2021

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

  

 Uzunca bir süredir, sadece dış politika ile ilgili yazılar yazdım. Bundan amaç, bazı çapraşık uluslararası ilişkilerin bir yerde kayda geçmesini sağlamak idi. Bu yazılarla dış politikanın siyah veya beyaz olmadığını, kadim dostlukların yerine ulusal çıkarların ön planda tutulması gerektiğini, bu tür ilişkilerin grinin tonları üzerinde nasıl hareket ettiğini, anlatmaya çalıştım

 Ancak kısa bir ara vermenin zamanı geldi bunun nedeni ekonominin ciddi bir krize girmesi hatta tuhaf bir şekilde kontrolsüz olarak hareket etmesinin sadece seyredilmesiydi.

Aslında makroekonomik göstergeler açısından bir süredir sıkıntı gözükmüyordu. Açıklanan büyüme hızları uluslararası kredi kuruluşlarınca da teyit ediliyordu. Ancak bazı dost hatta müttefik sayılan ülkelerin hesabı ve orta vadeli planları, sıkıntı olmasına göre dizayn edilmişti. Bunun en kolay yolu ise finans açısından yapılacak bir tür operasyonla, ülkenin döviz dar boğazına sokulması ve bunun sonucu bazı siyasi tavizlerin alınmasıydı. İşin tuhaf tarafı daha önce defalarca sahneye konulan ve her seferde çalışıp ülkede krize neden olan senaryo gene uygulandı ve gene başarılı olmaya başladı. Önce 128 milyar dolar civarındaki döviz rezervi, doların stabilizasyonu ve bazı inşaat firmalarının dış kredilerinin kapatılmasında kullanıldı. Sonra bazı bankalar ve kişiler yüklü miktarda döviz alımına başladılar, böylece arz az talep fazla hale geldi ve dolar 20 TL ye dayandı. Bu yetmezmiş gibi bir adım ötesi görülmeyerek ve iktisat kurallarına tamamen aykırı biçimde, tümüyle iç politikaya yönelik sebeplerle, Sayın Cumhurbaşkanı Nass lar orada dururken faizlerin düşürülmesi gerektiğini açıkladı ve emri alan merkez bankası hızla faiz indirimine gitti.

3 aylık sürede faizler %19 dan %14 e geriledi. Bu durum piyasada başıboş dolanan TL’nin doğrudan dövize kaçmasına sebep oldu ve gene arz talep arasındaki dengesizlik nedeniyle dolar kuru 20 TL’yi Euro kuru 25 TL’yi geçti. Ancak en kötüsü sanayinin çarklarının döndürülemez hale gelmesiydi kimse önünü görüp hammadde ve aramalı ithal edemiyor sadece stok satışlarla idare ediyorlardı. Stoklar bitince ise ne olacağını kimse bilmiyordu. Bu arada bankalardaki TL mevduatı hızla dolar mevduatı haline dönüşmüş ve oran %65 i bulmuştu.

Aslında yüksek faizinde sanayi kesimine çok büyük zararı vardı Kredi maliyetleri %25 e kadar çıkmış üstelik bankalar kredi vermekte nazlanır olmuşlardı. Kamu bankalarından kredi almayı beceren genelde hükümete yakın çevrelerin ise tuzu kuruydu. Takipteki krediler ve tahsil edilemeyen kredi borçları için üç kamu bankası görev zararı yazıyor ve bu zarar hazineden finanse edilerek kapatılıyordu. Örneğin siyasi zorlamalarla ve bir kamu bankasından alınan krediyle ünlü bir medya patronu başka iş yapmaya zorlanmış ve bu guruba bağlı gazeteler ve yayın organları krediyi alan ve başka alanda çalışan bir başka guruba satılmıştı. Kulislerde dönen söylentilere göre bu kredi geri ödenmemişti ve bu durum bütün baskılara rağmen Sayıştay raporlarınca da kanıtlandı.

Durum gittikçe kötüye gidiyordu herkes elindeki üç beş lirayı dövize çevirebilmek için döviz büfelerinin önünde uzun kuyruklar da saatlerce bekliyorlardı. Bu arada millet sadece temel gıda maddeleri değil ikinci el araba da stokluyorlar, Sayın Cumhurbaşkanı ise günlük konuşmalarında stokçuların çok fena cezalandırılacağını söylüyordu. Birkaç kişiye 500 milyon civarında caza yazıldı ancak adam 100’e yakın arabayı stoka atmıştı ve her birinin değeri kesilen cezadan çok fazlaydı.

Bu arada ekonomi kurmayları döviz artışlarının çok sığ bir piyasada oluştuğunu, aniden yapılacak 5 ila 6 milyar dolar civarında bir müdahalenin doların düşmesini sağlayabileceğini keşfettiler. Buradaki sorun şahısların elindeki döviz mevduatının nasıl TL ye çevrileceği idi.

1970 lerde denenen bir yolu tekrar denemeye karar verdiler 3, 6, 9 ve 12 ay vadeli dövize endeksli olarak açılacak TL hesabına vade sonunda kur garantisi verilecek ve bu fark hazineden karşılanacaktı. 1970 de bu yöntem de oluşan borç ancak beş senede ödenebilmiş, ekonomi bilgisine herkesin şapka çıkarttığı dönemin başbakanı umarım bu büyüklükte bir yanlışı tekrar yapmayız demişti.

Neticede devletin elinde biz gariplerden daha fazla veri vardı ve doğru hesap yapıldığına inanarak kamu bankaları kanalıyla ve de iş bankasının da katkısıyla 6, 7 milyar doları piyasaya sürdüler dolar bir anda %30 değer kaybederek 12TL civarına geldi ve dövize endeksli TL mevduatları da halka doğru anlatıldığından, döviz mevduat hesapları TL ye dönmeye başladı

Bundan sonrası yapılan olağanüstü iş için tebrikleri kabul etme ve muhalefeti zorlama işlemleriydi ki bu durum konumuz dışı.

Peki bundan sonra ne olacak. Ben sıradan hayat yaşamaya çalışan, sıradan bir emekli olarak bilmiyorum zaten Ekonomi dersini de Nobel ödüllü Samuelson dan seçme ders olarak almıştım. Bu kadar kıt bilgiyle benden cevap beklemeyin başka Ekonomistlere sorun. Mutlaka benden iyi biliyorlardır.

KOMŞU

17 Cuma Ara 2021

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

     Bu, ciddiye alınamayacak kadar iniş çıkışları olan ve bütün dış siyasetini tuhaf bir megalo idea ve Türk düşmanlığı üzerinden yürüten, gücü yetemeyeceği için büyük ülkelerin arkasına saklanan Yunanistan hakkında yazdığım ikinci yazı. Üzerinde bu kadar çalışmayı hakketmemesine rağmen attığı tuhaf adımları, bir kez daha ve son olarak, göz önüne sermemiz gerektiğini düşünüyorum

  Genelde, çevre komşularımızı gözden geçirdiğimizde, hiçbiriyle siyasi ilişkimiz normal değil hatta bazılarıyla ilişkimiz bile yok. Konuya, Yunanistan özelinde bakarsanız, işlerin son yirmi yıldır hiç de iyi gitmediğini ve ilişkilerin   normal rutininde olmadığını görürüz. Uluslararası anlaşmaları hiçe sayarak veya yok kabul ederek, Türkiye’nin birkaç mil ötesindeki adalara el koymak sonra üzerine asker konuşlandırmak yetmezmiş gibi bulunan her fırsatta doğrudan veya örtülü olarak tehditler savurmak artık Yunanistan’ın dış politikasıdır. Soruna güçler dengesi olarak baktığınızda, bu garip ülkenin şansı var gözükmüyor. Ancak dünya, ikili ilişkilerin silahlı güçlerin kullanarak çözümünü istemiyor, gambot diplomasisi çok eskilerde kaldı. Bu satılmaya çalışılan, gerçek çok daha farklı. Artık ”in” olan yani Uluslararası siyasal çevrelerde kabul gören, siyasi diyalog la çözüm, o zaman Yunanistan’ın bu ölçüde ve boyunu aşan silahlanması neden. Akla gelen bir tarihte Brejnev in söylediği;

“Bu kadar orduyu niye besliyorsunuz, bize az diğer komşularınıza çok, ben bu işi anlamadım”

Meğer adam ne kadar haklıymış…

    Bir başka nokta her türden siyasi diyalogun, eşitler arasında olması gereği. Bir tarafta, arkasına Avrupa Birliğinin tüm desteği alan Yunanistan, diğer tarafta, onunla bununla kavga eden, ülkeler arası siyasal diyalog ile kişiler arası istişareyi dahi birbirine karıştıran kocaman bir ülke. Bu durumda diyalog nasıl başlayacak ve nasıl bitecek.

   Yunanistan tarafından tezgahlanan, bizim aleyhimize onların lehine seyreden tuhaflıklar zincirini nasıl önleyebiliriz, gerekçesiz olarak el konulan adalarımızı nasıl geri alırız ve nasıl kayıkçı kavgası haline gelen ikili ilişkileri normal rutinine döndürebiliriz. Uyguladığımızı zannettiğimiz dış politikayı dikkate aldığımızda bunun pek de mümkün olmadığını, acıda olsa görürüz.

    Şimdiye kadar sorunun hep göz önünde olan boyutunu inceledik. Bu ülke tarafından sinsice geliştirilmekte olan aslında bunların hiçbiri değildir. Doğu Akdeniz’de rezerv varlığı kesinleşen büyük petrol ve doğal gaz yatakları, yakın gelecekte, şu anki tüm münferit olayların toplamından daha büyük problemlere sebep olacaktır. Üstelik bu oyunda kendine büyük oyuncu denmesinden hoşlanan başka ülkeler de çatalı bıçağı alıp masaya oturmak istemektedirler. Örneğin ABD, her nedense eski ve yeni bütün hidrokarbon yatakları konusunda tek söz sahibi olmak istemekte, problem yoksa bunu yaratmaktadır .Örnekolarak  altıncı filoya, ilave olarak bir uçak gemisi muharebe gücünü de bölgeye göndermesini  verebiliriz. Fransa bulabildiği her fırsatta tabloya girmeye çalışmakta İsrail ve Mısır ise hiç çıkmamaktadır. Açıkça görünen o ki bu ülkelerin tamamı Türkiye’yi burada istememektedir. Esasen sorun bölgedeki petrolü kimin çıkaracağı da değildir. Uluslararası pratiklere göre rezerv hangi ülkenin münhasır ekonomik bölgesinde ise o çıkartır başka deyişle malın sahibi de odur. Bırakın binlerce kilometre uzaktaki ABD ve Fransa’nın burada ne aradığını, bölge ülkelerinden Kıbrıs’ın Rum yarısı, çıkan petrolün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile paylaşılmasına karşıdır. Bu nedenle, bölgedeki üç petrol arama, bir sismik araştırma gemisinin, orada bulunmasına da karşıdır. AB yaptırım tehdidi yapmış Amerika bölge deniz gücünü takviye etmiş Fransa her gördüğüne ağlamaya başlamış işlerin tehdit boyutu alması üzerine söz konusu gemiler Türk Firkateynleri tarafından korunmaya alınmıştır. Bu arada Rumların Türk gemi mürettebatı hakkında Uluslararası arama emri ve tutuklama kararı çıkarttığını da unutmamak gerekir.

   Dış politika, iki ülke ilişkilerinde birinin yaptığı yanlışın diğer ülke tarafından kullanılması esasına dayanır. Kıbrıs sorununun zamanında çözülememesi, o zamanlar AB ye girmeye çok istekli Türkiye’nin karşısına çözülmeden olmaz şekliyle çıkarılması buna da ses çıkarılamaması işlerin bu hale gelmesine sebep olmuştur. Başka deyişle birinin yaptığı yanlış diğeri tarafından kullanılmış ve her zamanki gibi sonuç alınmıştır.

     Bu arada ABD başta Dedeağaç olmak üzere pek çok üs kurmaya başlamıştır. Ne yapmaya çalıştıkları sorgulandığında, sizinle ilgisi yok biz Rusya’yı çevrelemeye çalışıyoruz cevabı alınmaktadır. Ancak tatbikat yapıyorum diye Dedeağaç’a 1000 tank ve çok sayıda tanksavar helikopteri yerleştirmek doğrudan Türkiye’nin kara harekâtını önlemeye yöneliktir. Fransa 4.5 inci nesil savaş uçakları vermekte ve Yunanistan’a yapılacak bir saldırı Fransa’ya da yapılmış olacaktır hükmü içeren anlaşmalar imzalamaktadır. İyi de NATO neredir ve ünlü beşinci madde neden hatırlanmamaktadır.

     Karamsar olarak baktığınızda bizim adına müttefik dediğimiz ve ayni savunma entegrasyonunda yer aldığımız bazı ülkeler Türkiye ve Yunanistan’ı savaştırmaya çalışacaklardır. Ancak güçler dengesine baktığınızda böyle bir çatışmadan herkes zararlı çıkacaktır. Türkiye muhtemelen bir veya birkaç gemisini, az sayıda uçağını kaybederken, Yunanistan sanayinin ve ordusunun tamamını Turistik tesislerinin hepsini ve adaların çoğunu kaybedecektir. Destek çıkan ülkelerden Fransa’nın zaten zorda olan ekonomisi toplanamayacak hale gelecek ABD ise bölgedeki tüm gücünü Rusya’ya kaptıracaktır zaman  bu ülkelerde biz bu kadar zora neden girdik Yunanistan için değirmiydi sorusu büyük kamu oyu baskısı yaratacak iktidarlar el değiştirecektir

Sonuç olarak, Türk Yunan ilişkileri kısa ve orta vadede pek çözülecek gibi gözükmemektedir ve korkum o ki Yunanistan uygulanan politikalarda ısrar ederse karakollara düşeceğe benzeriz.

Abone Ol

  • Entries (RSS)
  • Comments (RSS)

Arşivler

  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Temmuz 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Nisan 2022
  • Mart 2022
  • Şubat 2022
  • Ocak 2022
  • Aralık 2021
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021

Kategoriler

  • Öykü
  • Uncategorized

Meta

  • Hesap oluştur
  • Giriş

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

  • Abone Ol Abone olunmuş
    • hulkiergun
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • hulkiergun
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Bu içeriği rapor et
    • Siteyi Okuyucu'da görüntüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle