Uzunca bir süredir, sadece dış politika ile ilgili yazılar yazdım. Bundan amaç, bazı çapraşık uluslararası ilişkilerin bir yerde kayda geçmesini sağlamak idi. Bu yazılarla dış politikanın siyah veya beyaz olmadığını, kadim dostlukların yerine ulusal çıkarların ön planda tutulması gerektiğini, bu tür ilişkilerin grinin tonları üzerinde nasıl hareket ettiğini, anlatmaya çalıştım
Ancak kısa bir ara vermenin zamanı geldi bunun nedeni ekonominin ciddi bir krize girmesi hatta tuhaf bir şekilde kontrolsüz olarak hareket etmesinin sadece seyredilmesiydi.
Aslında makroekonomik göstergeler açısından bir süredir sıkıntı gözükmüyordu. Açıklanan büyüme hızları uluslararası kredi kuruluşlarınca da teyit ediliyordu. Ancak bazı dost hatta müttefik sayılan ülkelerin hesabı ve orta vadeli planları, sıkıntı olmasına göre dizayn edilmişti. Bunun en kolay yolu ise finans açısından yapılacak bir tür operasyonla, ülkenin döviz dar boğazına sokulması ve bunun sonucu bazı siyasi tavizlerin alınmasıydı. İşin tuhaf tarafı daha önce defalarca sahneye konulan ve her seferde çalışıp ülkede krize neden olan senaryo gene uygulandı ve gene başarılı olmaya başladı. Önce 128 milyar dolar civarındaki döviz rezervi, doların stabilizasyonu ve bazı inşaat firmalarının dış kredilerinin kapatılmasında kullanıldı. Sonra bazı bankalar ve kişiler yüklü miktarda döviz alımına başladılar, böylece arz az talep fazla hale geldi ve dolar 20 TL ye dayandı. Bu yetmezmiş gibi bir adım ötesi görülmeyerek ve iktisat kurallarına tamamen aykırı biçimde, tümüyle iç politikaya yönelik sebeplerle, Sayın Cumhurbaşkanı Nass lar orada dururken faizlerin düşürülmesi gerektiğini açıkladı ve emri alan merkez bankası hızla faiz indirimine gitti.
3 aylık sürede faizler %19 dan %14 e geriledi. Bu durum piyasada başıboş dolanan TL’nin doğrudan dövize kaçmasına sebep oldu ve gene arz talep arasındaki dengesizlik nedeniyle dolar kuru 20 TL’yi Euro kuru 25 TL’yi geçti. Ancak en kötüsü sanayinin çarklarının döndürülemez hale gelmesiydi kimse önünü görüp hammadde ve aramalı ithal edemiyor sadece stok satışlarla idare ediyorlardı. Stoklar bitince ise ne olacağını kimse bilmiyordu. Bu arada bankalardaki TL mevduatı hızla dolar mevduatı haline dönüşmüş ve oran %65 i bulmuştu.
Aslında yüksek faizinde sanayi kesimine çok büyük zararı vardı Kredi maliyetleri %25 e kadar çıkmış üstelik bankalar kredi vermekte nazlanır olmuşlardı. Kamu bankalarından kredi almayı beceren genelde hükümete yakın çevrelerin ise tuzu kuruydu. Takipteki krediler ve tahsil edilemeyen kredi borçları için üç kamu bankası görev zararı yazıyor ve bu zarar hazineden finanse edilerek kapatılıyordu. Örneğin siyasi zorlamalarla ve bir kamu bankasından alınan krediyle ünlü bir medya patronu başka iş yapmaya zorlanmış ve bu guruba bağlı gazeteler ve yayın organları krediyi alan ve başka alanda çalışan bir başka guruba satılmıştı. Kulislerde dönen söylentilere göre bu kredi geri ödenmemişti ve bu durum bütün baskılara rağmen Sayıştay raporlarınca da kanıtlandı.
Durum gittikçe kötüye gidiyordu herkes elindeki üç beş lirayı dövize çevirebilmek için döviz büfelerinin önünde uzun kuyruklar da saatlerce bekliyorlardı. Bu arada millet sadece temel gıda maddeleri değil ikinci el araba da stokluyorlar, Sayın Cumhurbaşkanı ise günlük konuşmalarında stokçuların çok fena cezalandırılacağını söylüyordu. Birkaç kişiye 500 milyon civarında caza yazıldı ancak adam 100’e yakın arabayı stoka atmıştı ve her birinin değeri kesilen cezadan çok fazlaydı.
Bu arada ekonomi kurmayları döviz artışlarının çok sığ bir piyasada oluştuğunu, aniden yapılacak 5 ila 6 milyar dolar civarında bir müdahalenin doların düşmesini sağlayabileceğini keşfettiler. Buradaki sorun şahısların elindeki döviz mevduatının nasıl TL ye çevrileceği idi.
1970 lerde denenen bir yolu tekrar denemeye karar verdiler 3, 6, 9 ve 12 ay vadeli dövize endeksli olarak açılacak TL hesabına vade sonunda kur garantisi verilecek ve bu fark hazineden karşılanacaktı. 1970 de bu yöntem de oluşan borç ancak beş senede ödenebilmiş, ekonomi bilgisine herkesin şapka çıkarttığı dönemin başbakanı umarım bu büyüklükte bir yanlışı tekrar yapmayız demişti.
Neticede devletin elinde biz gariplerden daha fazla veri vardı ve doğru hesap yapıldığına inanarak kamu bankaları kanalıyla ve de iş bankasının da katkısıyla 6, 7 milyar doları piyasaya sürdüler dolar bir anda %30 değer kaybederek 12TL civarına geldi ve dövize endeksli TL mevduatları da halka doğru anlatıldığından, döviz mevduat hesapları TL ye dönmeye başladı
Bundan sonrası yapılan olağanüstü iş için tebrikleri kabul etme ve muhalefeti zorlama işlemleriydi ki bu durum konumuz dışı.
Peki bundan sonra ne olacak. Ben sıradan hayat yaşamaya çalışan, sıradan bir emekli olarak bilmiyorum zaten Ekonomi dersini de Nobel ödüllü Samuelson dan seçme ders olarak almıştım. Bu kadar kıt bilgiyle benden cevap beklemeyin başka Ekonomistlere sorun. Mutlaka benden iyi biliyorlardır.