Çok taraflı Uluslararası ilişkilerde, belirli kuralların konması, bu kurallara uyulmaması halinde uygulanacak yaptırımların belirlenmesi, kaçınılmazdır. Ancak, kuralları ve uygulanacak yaptırımları, birilerinin baştan tanımlaması gerekir. Genelde kavga da bu noktada başlar, ancak diplomasi pratiklerine göre kuralları, kasabanın şerifi olarak ya ABD koyar veya beşli çeteye (BM güvenlik Konseyinin beş daimî üyesi) koydurtur. Burada yapılacaklar ve yapılmayacaklar net olarak tanımlanır ve sonuçta bir metin ortaya çıkar. Şimdi sıra, bu metnin başlığını koymaya gelmiştir. Kimi zaman metnin adı Falan Filan anlaşması olur, kimi zamanda MOU. Hiçbir şey bulunup uydurulamadığında ise ön uyum Anlaşması dahi olabilir. Doğal olarak anlaşmaya liderlik edecek ülke, adlandırma müzakerelerine en deneyimli ve bıçkın diplomatlarını yollar ve özellikle oy birliği ile geçmesi gereken örgütlerde, aklındaki neyse onu kabul ettirir.
Genelde mesele BM veya NATO ve benzeri örgütler içerisinde değerlendirildiğinden, Lider ülke veya beşli çete dışında dolgu maddesi olan ülkelerde vardır. Bunlar görüşmelerde hiç söz almazlar ve sadece telkin edilen istikamette oy kullanırlar. Bu arada, iki kişi olan temsilcilerinden biri nöbette kalıp oturumu takip ederken diğeri alışveriş listelerini tamamlamaya çalışır.
Son günlerde Brüksel’deki NATO karargahında, Rusya Federasyonu ile bir dizi görüşme yapıldı. Rusya’nın bu görüşmelerin burada yapılmasını neden kabul ettiği üzerinde çok düşünülmesi gereken bir konu, ancak görünen o ki, taraflar ne konuşacaklarına dahi karar veremediler.
Rusya, ABD’nin NATO’nun arkasına saklanarak yaptığı çevreleme operasyonlarından şikâyet ederken, ABD/NATO, Rusya’nın genişleme politikasının kabul edilemezliğini konuşmak istiyordu. Diplomatik lisandan bir an için vazgeçerseniz, bu söylemler ve onlarda ısrarcı olunması, biz pozisyonlarımızı muhafaza ediyoruz ve bu noktadan kımıldamaya niyetimiz yok demektir.
Beklenildiği gibi Rusya’nın çevrelemenin durdurulması talebi, Genel Sekreter Stoltenberg ve alışılmışın dışında ABD dışişleri bakan yardımcısı W. Sherman tarafından yapılan bir açıklama ile reddedildi. Söylenen şuydu;
“NATO nun genişlemesini sağlayan açık kapı politikasından vaz geçmeyeceğiz. Rusya Uluslararası sınırları güç yoluyla değiştirmeye kalkarsa, izlemeyeceğiz, ancak diyalog a açığız.”
Şimdi, bu açıklamanın, diplomatik lisanda hangi istekleri barındırdığını görelim;
Askeri tatbikatlarda şeffaflığı arttırınız
Silahsızlanma görüşmelerini ve nükleer politikaları gözden geçiriniz
Nükleer silahların yaygınlaştırması anlaşmasına uyunuz
Moskova ve Brüksel arasındaki iletişim kanallarını yeniden açınız
Ayni metnin biz sıradan insanlar için tercümesine gelince;
Genişleme politikalarını uygulamaktan vazgeç
Ukrayna’yı NATO ya alacağız, işgali aklından bile geçirme. Aksi takdirde sana askeri güç kullanırız
Yaptığın tatbikatlarda gözlemci bulunduracağız sesini çıkarma
Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya’da yaptığımız yığınağa göz yum
Karadeniz’de yaptığımız tatbikatlarda gözlemci bulundurma talebinden vazgeç
Polonya ve Romanya’da taktik Nükleer silahlar bulundurmamıza sesini çıkarma
Hangi lisanı konuşursanız konuşun, bunun adı ültimatomdur ve Rusya gibi batısıyla doğusu arasında 14 saat dilimi olan dev gibi bir ülkenin sessiz kalması beklenmemelidir. İlk akla gelen, Küba, Venezüella ve Nikaragua da deniz üssü kurmak için görüşmelere başlamak ve Kaliningrad a Füze yerleştirmek istemesi olacaktır. Artık bir zamanlar Küba ve Türkiye de olduğu gibi nükleer harp başlığı olan füzelerin konuşlandırılması dönemi bitmiştir. Uygulanan yeni yöntem, deniz ve/veya hava üssü kurulmasını talep etmektir. Suriye’de benzer politika uygulanmış Lazkiye ve Taurus da bir deniz ve bir hava üssü kurularak Petro’dan beri sıcak denizlere çıkma hayali gerçekleşmiştir.
Peki bu üç ülke böyle bir talebi kabul edecek midir? Nikaragua’nın durumu çok tartışmalıdır ve nasıl bakacağını bilebilmek için falcı olmak gerekecektir. Küba’nın ise konuda acı bir deneyimi vardır ve uygulanan ambargo nedeniyle çok sıkıntı çekmiştir. Küba Rusya pazarlık masasında bu ambargonun kalkması veya en azından hafifletilmesi için bazı maddelerin olacağı açıktır. Venezüella dünyanın en büyük petrol rezervine sahip olmasına karşın ciddi ölçüde sıkıntı çekmektedir ve Rusya’dan gelecek hava ve deniz üssü isteklerine evet diyeceği açıktır.
Buradaki sorun kasabanın şerifinin ne diyeceğidir. Neredeyse burnunun dibine yerleştirilecek askeri üsler için pek mutlu olamayacağı ve sessiz kalamayacağı kesindir Aslında iki seçeneği vardır; ya bu üslere müdahale edecektir. Bu durumda, Rusya ile geniş çaplı bir çatışmaya girmesi kaçınılmazdır veya diplomasiyi ve şantajı kullanarak Rusya’yı caydırmaya çalışacaktır. Ana soru ABD kuvvet kullanmayı göze alabilecek midir? Bunca yıl yerleştiği Afganistan’dan, beraber çalıştıklarını Taliban ın ellerine bırakarak apar topar ayrılan Amerika ne kadar ileri gidebilecektir.
Doğal olarak bu soruların cevabını bilmiyoruz ancak Ukrayna’daki gelişmelerin incelenmesi belki bir ip ucu verebilecektir.