UKRAYNA
Ukrayna ve Rusya, çıkarları çoğu zaman ortak ancak siyası açıdan anlaşamayan, tarih boyunca hiç de anlaşamamış, iki komşu ülkedir. Eski komünist tanımlamaya göre Rusya anavatandır ve Ukrayna, anavatandadır. Sınırları Avrupa’da kalan yüzölçümü neredeyse Türkiye kadardır ve Avrupa’nın en büyük ülkesidir.
Çok yüzeysel bakıldığında Rusya ile çok uzun bir sınırı olan bu ülke, tuhaf bir şekilde Ruslar tarafından değil 6000 km uzaktaki ABD tarafından stratejik hesaplar içine dahil edilir. Buna karşılık Rusların talebi oldukça basittir ve kısaca” beni çevreleme politikasına alet olma ve NATO’ya girme” şeklinde özetlenebilir.
Daha Ukrayna’nın bağımsızlığının ilan edildiği Sovyetler birliğinin dağılma sürecinde ülkenin askeri- sanayi kompleksinin bünyesinde olan 3 bin 594 işletmede, 3 milyondan fazla çalışan vardı. Direkt askeri üretim alanına dahil olan 700 işletme, aynı zamanda 205 üretim birliği ve 139 bilim-üretim birliğinde 1 milyon 450 bin kişi çalışıyordu. SSCB’nin uzay kompleksinin üçte biri Ukrayna’da bulunuyordu. Kozmik alanda ait 140 kuruluş ve enstitüdeyse 200 bin kişi çalışıyordu. Ukrayna fabrikalarında her sene 350 uçak üretiliyordu.
Ukrayna 1991 de bağımsızlığını ilan ettikten sonra SSCB’den miras olarak askeri gücüne ve teknik imkanlarına göre ABD, Rusya ve Çin’den sonra dünyanın 4 cü en güçlü ordusuna sahip olmuştu. Ama Ukrayna’nın yeni iktidarları bu imkanlardan yararlanamadılar. O miras toplam 32 milyar dolara yabancı ülkelere satılsa da elde edilen gelirin çok az bir kısmı Ukrayna’nın devlet bütçesine dahil oldu.
Bunun sonucunda daha 1997 de Ukrayna’nın savunma sanayisi üzerine çalışan işletmelerin sayısı 5 kat azaldı. Ülke Savunma Bakanlığı’nın 2010 da açıkladığı resmi bilgide askeri sanayi üzerine çalışan toplam 143 işletmenin olduğu belirtildi. Son olarak 2011 de Ukrayna silah ihracatçısı olan ülkelerin ilk onluk gurubundan 12. sıraya düştü.
Buna rağmen Rusya Ukrayna ile askeri teknik iş birliğini devam ettiriyordu. Onun sayesinde Ukrayna, kıtalar arası balistik roketlere bakım, onların kullanım süresinin uzatılması ve yedek parçalarının hazırlanmasıyla meşgul olabiliyordu. Aynı zamanda Ukrayna’nın Motor Siç ile Rusya’ya helikopter ve roket motorları ihraç ediyordu. Ulaşım için üretilen helikopterlerde bu motorlar kullanılıyordu.
Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren son krize gelince;
Neresinden nasıl bakılırsa bakılsın, gerginliği başlatan Rusya değil ABD dir. NATO nun arkasına saklanarak 20 yıldır inatla sürdürdüğü çevreleme politikası en tarafsız analizciler için dahi sonuna gelmiştir. Ayrıca Başkan Putin bu çevrelemeye kesin olarak dur demenin zamanı geldiği ni düşünmektedir. Son perde Ukrayna’dır. Bu taslağın her ikisini birden incelediğinizde Rusya iki ‘olmaz’ belirliyor. Birisi şu: ‘Ukrayna kesinlikle NATO’ya üye olamaz’ diyor. İkincisi ise ‘NATO, Doğu Avrupa, Kafkasya ve Orta Asya’da faaliyet yürütemez’ diyor. Bunlar Rusya’nın belirlediği kırmızı çizgiler. Bu konuda ilk temas geçtiğimiz günlerde sağlandı. Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Uşakov ile ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Sullivan görüştü. Detaylı bir açıklama yapılmadı. İstişareleri sürdürme mutabakatı sağlanmış oldu. Sonrasında Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın da ‘Bu güvenlik önerileri henüz endişelerimizi gidermedi’ demesinden şunu anlıyoruz. Bu bir süre pazarlığı yapılacak bir müzakere. Amerika’nın da müzakereyi yok sayarak gerginliği daha ileri tırmandıracak bir durumu yok. Bu ülkeye her şey göze alınarak Rusya’nın müdahalesi önlenmelidir. Ancak bu sefer şartlar değişmiştir. Rusya hiç üniformalı Rus askeri kullanmadan sessizce kırımı almış, donbass a girmiş ve bölgenin idari yapısını değiştirmiştir. Rus üniforması giymeyen paramiliter güçler arasında eski Yugoslavya’dan gelen Sırp milisler bile vardır.
Bölgedeki bir başka hassa nokta Kırım yarımadasındaki Sivastopol limanıdır. Bu Limanlar, Rusya’nın güvenliği için çok büyük stratejik öneme sahiptir. Karadeniz’e açılan Sivastapol liman, Rusya’nın 300 savaş gemisinden oluşan deniz filosu ve 26 bin askerin görev yaptığı en büyük donanmasına ev sahipliği yapmakta ve Rusya’nın dünya denizlerine açılmasında kilit rol oynamaktadır. Rusya, Akdeniz’e inmek için Sivastopol’ün yanı sıra daha küçük olduğu için genişletme çalışmalarının devam ettiği Karadeniz sahilindeki Novorossisk Limanı’nı da kullanmaktadır.
Bağımsız gözlemcilerin söylediği kadarıyla tamamı na yakını zırhlı birlikler olmak kaydıyla Rusya nın sınıra yaptığı yığınak 150000’e ulaşmıştır. Ve kısa sürede 200000 bine ulaşması beklenmektedir. Ayrıca Belarusta 30000 asker ve SU 35 filoları konuşlandırılmıştır. Bu durumda Ukrayna tam anlamıyla abluka altına alınmış moda deyimiyle çevrelenmiş durumdadır. Donbas ve kırım artık Ukrayna’dan tamamen koparılmıştır.
ABD, özellikle Başkan Biden seviyesinde sürekli olarak Rusya’yı tahrik etmekte ve adeta onu Ukrayna’ya girmeye zorlamaktadır. Siyasi gelişmelerden çıkartıldığı kadarıyla Rusya’nın böyle bir maceraya girme niyeti yoktur. Ukrayna’yı istila çok uzun sürecektir ve çok masraflıdır ve sonuçta Polonya sınır komşusu olacaktır. Rusya’nın ise NATO ile komşu olmaya da niyeti yoktur bunun yerine araya tampon bir ülke koymak daha emniyetli dir. Ayrıca Rusya doğalgaz vanalarının kontrolünü elinde tutmaktadır ve bu vanalar Avrupa’nın tek kaynağıdır. Başkan Biden Katar emirini ABD ye davet ederek(!) sıvılaştırılmış doğal gazı Avrupa’ya vermesi konusunda ikna etmeye çakışmış ancak Katar uzun vadeli kontratlarla Çin e bağlandığı için, mümkün olamamıştır.
ABD, Romanya Polonya ve Yunanistan’da askeri üsler kurmuş, Bulgaristan’ı da üs konusunda ikna etmeye çalışmaktadır. Ancak AB de kara birliği yok a yakındır. ABD ise çok uzaktır ve bölgeye sadece 3000 asker gönderebilmişti. Kuvvetler dengesi açısından ABD ve NATO çok zayıftır. Bu arada Biden kavgalı olduğu Türkiye’ye sıklıkla zeytin dalları uzatması bu yoklukta TSK’nın kullanılmaya çalışılması olasılığını doğurmaktadır. Ancak Türkiye böyle bir maceraya sırf ABD istiyor diye evet diyemeyecektir. Rusya ile stratejik ilişkiler içerisindedir ve bundan vazgeçmesi mümkün görünmemektedir.
NATO arkasına saklanan ABD, Kara birliklerinin eksikliğini hava ve deniz gücü üstünlüğü ile kapatmaya çalışmaktadır. Karadeniz’deki NATO varlığı bu nedenle büyük önem taşımaktadır. Ancak Boğazlardan savaş gemisi geçmesini de düzenleyen Montrö anlaşması ve Boğazlar sözleşmesi elini kolunu bağlamaktadır. Rusya nın ise Baltık filosunu Karadeniz’e aktarmakta, kıyıdaş ülke olması nedeniyle herhangi bir sorunu yoktur.
Başkan Biden Rusya’yı tehditlerine devam etmektedir, örneğin Ukrayna’nın işgal etmesi durumunda NATO nun karşılık vereceğini açıklamıştır. Ancak NATO da 30 ülke vardır ve bu işe hayır diyen Almanya’nın başını çektiği en az beş ülke sayılabilir. Başka deyişle NATO müdahalesi ABD’nin hayalidir ve müdahaleyi sağlayacak ünlü beşinci maddenin işletilebilmesi için oy birliği, mümkün değildir. Ayrıca, gene ABD’nin aklı evvel yöneticilerinden biri, Karadenize kıyısı olan üç ülke ve Yunanistan’ın tehdit altında olduğunu, Türkiye’nin Rus savaş gemilerine boğaz geçişini kapatması gerektiğini buyurmuştur. Diplomasi tarihinde, hadsizliğin bu boyutu hiç görülmemiştir.
Rusya, ABD’nin şımarık çıkışlarına, onun bunun arkasına saklanarak yaptığı tehditlere, diplomatik açıdan sağduyulu ancak taviz vermez politikalarla karşılık vermektedir. Bulabildiği her fırsatta en üst seviyeden Ukrayna’yı işgal etmeyeceğinin altını çizmekte ancak güvenlik ihtiyaçlarınıda sıralamaktadır. Bu arada Çin Rusya’yı açıktan desteklemektedir. Olimpiyat açılışları için Pekin’de bir araya gelen iki Lider bu konuda anlaşmaya vardıklarını açıklamışlardır. Bu ise ABD’nin tezgahladığı Rusya’yı halledip Çine dönme stratejisini temelden çökertmiştir.
Sonuç olarak, muhtemel sonuçlardan birine göre, Doğu Ukrayna’ya özerk statü tanınacak, Batı Ukrayna en az on sene NATO ya alınmayacak, bu bölgeye Rusya topraklarına ulaşacak füze yerleştirilmeyecektir. Peki seçenek bu olursa ABD, yaptığı saçmalıkları Uluslararası Kamu oyuna nasıl açıklayacak, işte en önemli soru budur