Türkiye de elektrik üretimi başladığından ve yaygınlaştığından günümüze kadar, sektör, şartların da zorlamasıyla, çeşitli yapılanmalar geçirmiştir. Önceleri, bazı belediyeler, her nedense imtiyazlı bazı yerel şirketler ve diğer iktisadi devlet teşekkülleri Türkiye genelinde elektrik tedarik etmekteydi. Bu dağınık yapıyı ortadan kaldırmak ve iş bütünlüğünü sağlamak amacıyla 1970 yılında, Türkiye Elektrik İdaresi Kanunu (1312 sayılı Kanun) çıkarılmıştır. 1312 sayılı Kanun ile Türkiye Elektrik Kurumu (TEK) kurulmuş ve, elektrik üretim, iletim, dağıtım ve tedarik faaliyetleri bu kamu kuruluşunun tekeline bırakılmıştır. 1982 yılında yürürlüğe giren, 1312 Sayılı Kanun’da Değişiklik Yapan Kanun (2705 Sayılı Kanun) şebeke tesislerini ve yerleşim birimlerini – diğer bir deyişle dağıtım şebekelerini – tamamen TEK mülkiyetine geçirerek TEK’in piyasadaki güç ve yetkisini arttırmıştır.
1982 den itibaren on yıldan uzun bir süre boyunca TEK, Türkiye’deki tüm elektrik hizmetini denetleyen idari kurum olmuş, üretimin yanı sıra tüm şebekenin kurulum ve bakımından da sorumlu olmuş, ayrıca, tüketicilere elektrik tedarik etmiş, satmıştır.
O yıllardaki, neden ve nereden çıktığı bilinmeyen değişim rüzgarları, birçok devletin elektrik piyasası yapısının yeniden şekillendirilmesi ihtiyacını doğurmuş, ve kaçınılmaz olarak özelleştirmeler başlamıştır.
1980 lerin sonlarında TEK, yeniden yapılandırılmıştır. 1994 yılında Türkiye Elektrik Üretim-İletim A.Ş (TEAŞ) ve Türkiye Elektrik Dağıtım A.Ş (TEDAŞ) olmak üzere iki ayrı kuruluş meydana getirecek şekilde ikiye bölünmüştür. Bu iki kamu iktisadi teşebbüsü önce TEAŞ, daha sonra TEİAŞ’a (Türkiye Elektrik İletim A.Ş.) dönüşmüş; TEDAŞ ise Türkiye genelinde elektrik dağıtım tekeli haline gelmiştir.
Bu arada, Özelleştirmeler, her alanda egemen politika haline gelmiş ve yanlış değerlendirmeler sonucu çok sayıda destekçi kazanmıştır. İlk başlarda genellikle yap-işlet-devret, yap-işlet ve işletme hakkının devri yöntemleri kullanılmıştır. Bu süreç, pek çok tartışmayı ve tuhaf imtiyaz anlaşmalarının baskın olduğu bir dönemi beraberinde getirmiş ve kritik bir yasal reform ihtiyacı ortaya çıkmıştır.
Elektrik Piyasası Kanunu (4628 Sayılı Kanun) yayımlanarak, elektrik sektörünün tam anlamıyla bir “piyasa” olarak tanımlanmasına olanak sağlanmıştır. Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu (daha sonra adı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu olarak değiştirilmiştir) oluşturulmuş ve genel olarak daha liberal bir yaklaşım benimsenmiştir. Bir sonraki adım ise, elektrik dağıtımını özelleştirme kapsamına ve programına dahil etmek olmuştur. Elektrik dağıtım ve perakende satış sektöründe rekabet ortamının oluşturulması ve piyasada reform yapılması amacıyla kamuya ait elektrik işletmelerinin dağıtım bölgeleri oluşturularak ve TEDAŞ bazında yeniden yapılandırılarak elektrik dağıtım hizmetlerinin özelleştirilmesine karar verilmiş ve bu tümüyle yanlış karar bu günkü kaosa sebep olmuştur.
2004 yılında dağıtım bölgeleri yeniden düzenlenmiş ve Türkiye 21 dağıtım bölgesine bölünmüştür. TEDAŞ’ın bu bölgelerdeki varlık ve görevleri, özelleştirme ihalelerini kazanan özel teşebbüslere devredilmiştir, Sonuç olarak, 31.08.2013 tarihi itibariyle bu şirketler ile TEDAŞ arasındaki hisse devir sözleşmeleri tamamlanmıştır ve elektrik dağıtımı tümüyle özel sektöre devredilmiştir.
Kâğıt üzerinde her şeyin ve ülke çıkarlarına uygun olduğu düşünülebilir. Evet bu teorik olarak doğrudur. Ancak uygulamalarda hayat hiçte yazılıp söylendiği gibi parlak değildir ve belkide artık yapılan yanlışlıkların anlatılmasının zamanıdır.Amaç herhangi bir zaman diliminde tekrarlanmasını önlemektir
– Enerji projeleri mevzuata aykırı olarak şirketler tarafından düzenlenen hatalı fizibilite raporlarına dayanılarak seçildi.
– Santralların kurulacakları yerler, arz-talep dengesine göre Bakanlık tarafından belirlenmesi gerekirken bu seçim firmalara bırakıldı, bazı bölgelerde talebin çok üzerinde üretim yapılması nedeniyle yeni iletim hatları kurulması gerekti, bu da ilave maliyetlere yol açtı.
– Firmalar santralları düşük bedellerle tamamladığı halde, yatırım dönemi sonunda maliyetlerin yıllık yüzde 5 civarında eskalasyonuna izin verilerek yatırım tutarları daha yüksek gösterildi.
– Sözleşmelerin tamamına gizlilik yönünde hükümler konulması nedeniyle kamu aleyhine yapılan düzenlemelerin kamuoyu tarafından öğrenilmesi imkânı ortadan kalktı.
– Enerji şirketleriyle imzalanan sözleşmeler defalarca değiştirildi ve her değişiklikle projelerin toplam yatırım tutarı ve elektrik satış tarifeleri yükseltildi, işletme süreleri uzatıldı, üretim fiyatları değiştirildi, kamu yararı açısından yapılması zorunlu olan değişiklikler ise yapılmadı.
Elektrik dağıtımını üslenen şirketler,ve bunlara ait ayrıntılar doğal olarak ayrı bir inceleme konusu.Bu bölümün amacı özelleştirme ye hangi adımların atılarak ulaşıldığını ortaya koymaktır.Şüphesiz bu aşama için de bir takım yorumlar yapmak gerek fazlaca ayrıntıya girmeden söylenecek tek cümle elektrik dağıtımının özel şirketlere devredilmesinin sadece özel şirketlere yaradığıdır. Yoksa satıldığı gibi ne elektrik ucuzlamış nede aydınlatma kalitesi artmıştır.Dağıtım şebekesini Yapılacak yatırımlarla genişletmek ise hiçbir şirket tarafından proje safhasında bile ele alınmamıştır.En son örnek aşırı yağış nedeniyle İsparta da en az dört gün süren elektrik kesintisidir.Ayrıca bazı şirketlerin anlaşılamayan bir sebeble vergi affından yararlandırılmaları üzerinde çok düşünülmesi gerekli konulardan biridir.