• About

hulkiergun

~ Politika

hulkiergun

Monthly Archives: Nisan 2022

KAOS

30 Cumartesi Nis 2022

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Ülkenin içinde bulunduğu zor durum yalnızca bir kelimeyle tanımlanabilir. KAOS. Olayları tek tek de ele alsanız, hepsine birden bir yorumda getirseniz, karşınıza çıkan budur. Bu arada bir soru bütün çıplaklığı ile sırıtmaktadır.

“Ne yaptınız da ülkeyi bu hale getirdiniz?”

Sadece Nisan 2021 de gelişen olayları dikkate aldığınızda onlar bile yukarıdaki sorunun sorulmasını haklı gösterir;

Bu dönemin en popüler sorusu 128milyar dolar nerede dir. Olay, çok kaba anlatımıyla şudur. T.C. Merkez bankası her nedense, hazineyle bir protokol imzalar ve bazı kamu bankalarındaki hesaplarından döviz satma yetkisi verir. Neden kendi satmaz, satılan kime, ne kadar ve kaçtan satılmıştır, bu bir türlü açıklanmaz ve genelde ticari sır bahanesi ardına saklanır. Doğal olarak bazı münafıklar, satılan dolarların, beşibiryerde lerin, araç geçse de geçmese de para aldıkları bazı köprü otoyol gibi büyük projelerin dış kredilerinin kapatılmasında kullanıldığını, inatla herkese anlatamaya başlarlar, hatta daha da ileri giderler İstanbul boğazına yapılacak ucubenin, dış finansmanında kullanılmak üzere alınacak kredinin teminatı olarak bir yerlerde saklandığını dahi söylerler. Ancak 129 milyar dolar çok büyük paradır, bu seçkin inşaatçı zevat bile onu bitirmeyi beceremez ve yarısına yakın bölümüyle altın ithal ederler. Bu altını da borsada satarlar, fiyat düşük olduğundan kapanın elinde kalır, bankacılık sistemine girmez kişisel zulalara atılır. Amaç, eğer ekonomi teker patlatırsa yaşamı sürdürebilmek için el altında değeri düşmeyen bir şey gereklidir. İktisat gurusu damat paranın kalanını, piyasada doları 5 TL civarında tutmak için satar ve cari açığın bir bölümünü de kapatır. Özet olarak halk deyimi ile çarçur eder. Yasama, Yürütme özet olarak her bir şey in başı olan Sayın Cumhurbaşkanı nın bu operasyondan haberi yoktur duyunca çok kızar ve damadı fena halde fırçalar. Bu arada Merkez bankası başkanını da ikinci kez değiştirir. Ayni rezidans da oturan damat ve ailesi çok üzülürler zaten aile çıkan bazı dedikodular yüzünden çok sarsılmış, dedikoducu münafıklar o kadar ileri gitmişler dir ki adamın karısını dövdüğünü dahi iddia etmişlerdir, halbuki fiske dahi vurmamıştır, karısı kapıya çarpmıştır ve gözündeki morluk ondan dır. Ve damat sonunda dayanamaz, sosyal medya platformlarından biri kanalıyla istifa eder. Saraydan iki gün ses çıkmaz üçüncü gün laf kalabalığı ile kabul edildiği gene sosyal medyada açıklanmıştır. Guru, ondan sonra gölgelere çekilir ve kaybolur şu anda nerede olduğu bilinmemekte olup bir süredir derin meditasyon yaptığı söylentileri sosyal medyada dolaşmaktadır.

Türkiye’deki en büyük tuhaflıklardan biri, adına Tarikat denilen garip bir oluşumun, toplumun bütün kesitlerini sarmasıdır. Tarikat ’ın ne olduğu ne istediği gibi ayrıntılar doğal olarak ayrı bir inceleme konusudur. Burada, bu garip oluşumun etkisiyle, Toplumun, dine ve dini değerlere bakışını inceleyen bir araştırmanın sonuçlarıyla ilgileneceğiz

    *15 Temmuz darbesi, cemaatler e olumsuz bakılmasına sebep olmuştur    %35

    *Tarikatlar bir şekilde devlet tarafından denetlenmelidir      %50

    * Herhangi bir Tarikata bağlılık ne ölçüdedir

                     %60 hayır

                      %15 evet

                      %25 Kararsız veya cevap yok

    *Kuranı Arap harfleriyle okuyabiliyor musunuz

                       %33 evet

                       %54 hayır

     *Cennete gitmek için ölmeyi istemisiniz

                        %65 hayır

                         %14Evet

                         %20Kararsız

          *Beş vakit namaz kılanlar

                         %22Evet

                          %26Sadece Bayram ve Cuma namazı

                          %22Namaz Kılmam

                          %6 Yanıt yok

           *Seçimlerde adaylar dindar olmalı mı

                           %51Evet

                           %24Kısmen Önemli

                           %20Hayır 

 *Hilafet istiyor musunuz

                 %54 evet

                  %40 hayır

                  %6 Kararsız

Yukarıdaki veriler bir tanesi hariç tutulmak üzere Türkiye’nin siyasal yelpazesini kalın çizgileriyle tanımlamaktadır. Buna göre Ülke Muhafazakâr çizgide birileri tarafından yönetilmelidir. Ancak bu çizgi dini motifleri dışarıda tutmalıdır. Yaygın deyimiyle gelecekteki seçimleri dini gündelik hayatının ayrılmaz bir parçası kabul eden, kılık kıyafetten yediği içtiğine kadar bu çizgiye yerleşmeyi tercih eden guruplar kaybedecek, mütedeyyin Müslümanlar olarak bilinenler öne çıkacaktır.

.

MUSUL BAŞKONSOLOSLUĞU BASKINI

25 Pazartesi Nis 2022

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Bir zamanların flaş olaylarından biri daha. 24 Nisan 1963 tarihli “Konsolosluk ilişkileri hakkında Viyana sözleşmesi” ne göre, Konsolosluk binalarının nasıl korunacağı ve dokunulmazlıklarına ilişkin esaslar tarif edilmiştir. Temelde Türkiye Cumhuriyeti toprağı sayılan Musul Başkonsolosluğuna işid denilen eşkıya sürüsünün saldırması sonucu Tüm konsolosluk personeli esir alınmıştır ve buna koruma polisleri dahildir. Aslında bu tip yerlerde görevlendirilen polisler özel harekatçılar arasından özenle seçilirler ve eğer önleri kesilmeseydi direnebilirler ve sakallı eşkıyaları pişman edebilirlerdi, ayrıca hiçbir ülke teröristlerle pazarlık etmez kuralı da yok sayılmıştır .Sonuçta,anlaşılamayan nedenlerle İşid ile açık olan diyalog kanalı çalışmış meseleye siyasi çözüm bulacağız söylemi arkasında pazarlıklar daha doğrusu yaygın deyimi ile, istişareler sürmüş ve kimsenin burnu kanamadan rehineler serbest bırakılmıştır. Hiç açıklanmayan soruya gelince bu serbest bırakma karşılığı işid e ne verilmiştir. Bilemiyoruz

Bu yazıda Zor yıllar serisinin dördüncü kitabından. Yazının ikinci bölümünde komplo teorisi kokan olayları göreceksiniz

MUSUL BAŞKONSOLOSLUĞU BASKINI

     Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, uluslararası yasalara göre Türkiye toprağı sayılan ve koruması ev sahibi ülkenin sorumluluğunda olması gereken Musul Başkonsolosluğu, bir terörist grup tarafından basıldı ve Başkonsolos ile diğer çalışanlar ile koruma görevlisi özel harekatçı polisler rehin alındı. Magazin sever basın özel harekatçılar tek kurşun atmadan teslim oldu diye yazarken, bazıları teslim olun emrinin bizzat Dışişleri Bakanı tarafından verildiğini iddia ettiler.

     Bütün bunları neden yapamadığınızı, irdelemek benim işim değil, yapın beyler daha doğrusu, şimdiye kadar yapmalıydınız.  Bu durumda, bilin ki siyasi tarih sizi, diplomatik temsilcilerini teröristlere kaptıran geri almak için, tüm uluslararası kurallar yok sayılarak ,hükümet düzeyinde pazarlık eden hatta birilerinin istediği bilmem kaç milyon doları çok bulup daha ucuza olup olmayacağını soran ” birileri olarak kayda geçirecek. Bunun ayıbı her halde hepinize yeter…

KOMPLO TEORİSİ KOKULARI

   Sayısı dahi doğru bilinmeyen, kimilerine göre 46, kimilerine göre 49 rehine, Hükümetin propaganda makinesinin sonuna kadar çalıştırılmasıyla birlikte adına işid denilen eşkıya sürüsü tarafından serbest bırakıldı. Sayın Cumhurbaşkanı na göre çatışmasız bir operasyonla teslim alınarak Akçakale den giriş yaptı. Başbakan bütün gece uyumadan dakika dakika takip ettiğini söyledi. Bakü gezisini, yarıda kesti, Türkiye’ye gelir gelmez adak kurbanı kesti, anlayacağınız bütün vecibelerini yerine getirdi. Büyük bir olasılıkla haberi öğrenen tüm AKP liler de benzer şeyleri yapmışlardır.

    Gerçekten rahatlatan haberden ve insanların teşekkürlerini kendi usullerince ifade etmesinden sonra, sıra bu iş nasıl oldu sorusunun sorulmasına geldi;

    Bence, ilk olarak neden risk yükselmişken Konsolosluğu terk talimatının verilmemesinden başlamak gerek. Hükümet kanadından kimse bu soruya cevap vermeyince, belki de veremeyince, o 49 insanın hayatlarının bir bölümü cehenneme döndü, bu arada yoğun baskıyla konuyu konuşma hatta düşünme yasağı ise bazı yeni soruların doğmasına yol açtı. İşid le pazarlık baştan beri mi devam ediyordu, ABD’nin etkisi nedir, yoksa rehineler Türkiye’nin koalisyona asker vermesi için mi serbest bırakıldı, rehineleri bırakılması karşılığı ne verildi, gibi sorular havada uçuşmaya başladı.

   Durumu sakince değerlendirdiğinizde, Hükümetin bu krizi hiç de iyi yönetemediği, buna karşılık bazı manevralarının da doğru olduğunu görürsünüz. Örneğin kimseyi konuşturmamak doğru bir karardı, büyük bir ihtimalle özel kuvvetler takviyeli MİT ekibinin ilk günden itibaren diyalog kapısını açık tutması da öyle. Bu görüşmeler devletten devlete görüşme sayılmazdı, iki devlet arasındaki pazarlıkta sayılmazdı. Ancak durum rehine değiş tokuşuna döndüğünde olayın akışı, iki devletin görüştüğü ve pazarlık sonucu bir rehine takası yapıldığı görüntüsünü vermeye başladı.

   Üstelik bu durum sayın Cumhurbaşkanı tarafından yalanmadığı gibi bir ölçüde doğrulandı da. Tabii bu tür sorulara neden Cumhurbaşkanı nın muhatap olduğu, bu arada Başbakanın ne yaptığı da ayrı bir konu.   Bazı gazetelere göre Akçakale de takas yapıldıktan sonra yoğun propaganda ile her işi MİT yapmış gibi gösterilip parlatıldı. Başbakan ve Diğer AKP yöneticileri olayı şükür namazları vb. dinsel motiflerle süslediler, rehin alındıkları süre içerisinde ciddi travma geçiren üstelik ikisi de bebek olan bu insanlara, Sayın Cumhurbaşkanı nın kabulünde konuşmamaları emredildi.

   Bütün bunlar gerek kendilerine yandaş denilen insanların gerekse basının bir başka kanadının yazdıkları, şimdi izninizle bir teoride benden;

   Türkiye’de bazı kanallar ile işid arasında başından beri diyalog kanalları açıktı, bu insanlara Suriye’de çarpışan bütün Esad karşıtları gibi ara sıra lojistik destek, sağlık hizmeti, yaralıların tedavisi gibi yardımlar yapılıyordu ve ABD’nin bunu bilmemesi olası değildi. Bu arada Bakan hatta Cumhurbaşkanı seviyesinde yalanlansa bile, işid den petrol alınıyor ve uluslararası pazarlarda satılıyordu. Başlangıçta hayat çok güzeldi, bu sakallı eşkıyaların aykırı yöntemleri, bizzat Başbakan’ın söylediği gibi, yalnız bırakılmış Sünnilerin sesiydi ve yönetimden hiç kimseye göre terörist değillerdi. Kafa kesme olaylarının en çok olduğu zaman bile sayın Erdoğan bu silahlı terörist güruhu yabancı savaşçılar olarak tanımlamıştı. Sonra işid bir hata yaptı ve Musul u alarak Kerkük Süleymaniye eksenine sarkmaya başladı. İşte orası zurnanın kötü ses çıkardığı yerdi. Artık ABD’nin çıkarları tehlikeye girmeye başlamıştı ve müdahale derhal geldi. Bunca zamandır küs olan Başkan Obama ve Cumhurbaşkanı Erdoğan birbirlerinin sırtlarını sıvazladılar. Ancak Türkiye rehineleri bahane ederek koalisyona katılmak istemedi. 100 gündür süren problem bir anda çözüldü. Açıklamalara göre Göktürk uydusu ilk günden beri takipteydi rehinelerin yerleri biliniyordu. ABD ise bölgede alınan nefesleri dahi takip ettiğinden hemen rehinelerin koordinatlarını verdi ve geri çekilme için emniyetli yolu ayni kanaldan tespit etti. Özel kuvvetlerin ağırlıkta olduğu bir en iyiler ekibi kuruldu verilen istihbarata göre bu ekibin bir timi (tümüyle özel kuvvetlerden di) geri çekilme yolunda emniyeti sağladı, diğer timi de Mitin katkısıyla rehineleri aldı ve yola çıkarak Akçakale’ye geldiler değiş tokuş yapıldı.

   Nasıl beğendiniz mi komplo teorisini? Sorumlu kademelerdeki insanların bu teoriye ne evet ne de hayır diyemeyeceklerini biliyorum. Üstelik konuda aktif görev alan Mit ve Özel kuvvetlerin tesadüfen bu yazıyı okuduklarında sadece hafifçe gülümseyeceklerini ve hiçbir şey söylemeyeceklerini de biliyorum. Siz siyasiler istediğiniz kadar kendinizi ön plana çıkarmaya çalışın bu işlerin nasıl olduğunu bilenler biliyorlar. Kamuoyunun aydınlatılaması falan mı dediniz? Hadi canım sizde bu ne zaman yapıldı ki…

MACARİSTAN

18 Pazartesi Nis 2022

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Macaristan’ın, bizim gelecekteki “kader seçimimizle” tuhaf benzerlikler taşıyan, son seçimini incelemeden önce, ülkenin nasıl bu hale geldiğine ve Orban diktasının nasıl kurularak hızla geliştiğine, kısa bir göz atacağız.

Macaristan’da otokrasi aslında tüm dünyada çok iyi bilinen iki araç sayesinde hayata geçti. Bunlardan birincisi, Macar toplumunda her zaman önemli bir yer işgal etmiş Kilise’nin, temelleri atılmaya başlayan otokratik yönetim için, dini motifleri, her boyutuyla ve açıkça kullanmasıydı.

İkincisi ve daha da önemlisi ise medya kanallarını merkezileştiren ve etkin bir denetim organı olan bir örgütün kurulması oldu. MTVA adıyla anılan bu örgüt, medya alanında tekelci bir konumdaydı; bunun dışında tek bir bağımsız kanal vardı. Oysa RTL adını taşıyan ve bir Alman vatandaşına ait olan bu kanal da dar kadrosuyla sadece şehirlerde yayın yapıyor, kırsal alanlara ulaşamıyordu.
MTVA ise, yedi TV kanalı, yedi radyosu ve yıllık 340 milyon avro bütçesiyle tam bir propaganda deviydi ve saflarında muhalefete yer yoktu. Örneğin son seçimlerden üç hafta önce, Ulusal Bayram kutlamaları için Orban dev bir gösteri düzenlemiş ve muhalefeti ağır bir dille karalayan bir konuşma yapmıştı. Bu konuşma sadece o gün medyanın tamamında dokuz kez tekrarlandı. Oysa muhalefet lideri Marki-Zay, tüm muhalefet hayatında aynı kurumda sadece beş dakikalık bir söyleşi yapabilmişti.

MTVA de her türlü siyasi haberin fabrikasyonunda çalışanların, yalan uydurma özgürlüğü vardı, bu maksatla; malzeme olarak kullanılacak haber yoksa önce oturulup icat edilir, sonra da en uygun malzeme için orasından burasından çekiştirilerek kamuoyuna satılacak hale sokulurdu. Orban, iktidara geldikten sonra asılsız haberlerle gündemi büyük bir ustalıkla kullandı ve her seferinde ciddi konuların kamuoyuna ulaşması engellendi.

İç politikadaki sert ve tutucu uygulamaların dış politikaya yansıması doğal olarak kaçınılmazdı Uluslararası planda buna en elverişli ortamı da ABD’de Trump yılları yarattı. 2016 Temmuz’unda Trump başkanlığa adaylığını koyunca Avrupa’da onu destekleyen ilk ulusal lider Orbandı.

Her nedense Orban’ın Türkiye ile olan ilişkileri çok iyiydi. Ancak Macaristan’ın dış politikası iç politikadaki tutuculuğun bir uzantısıydı. Uluslararası planda buna en elverişli ortam da ABD’de ise 2016 Temmuz’unda Trump başkanlığa adaylığını koyunca başladı ve Avrupa’da onu destekleyen ilk ulusal lider Orban olmuştu. Çünkü ona göre Trump “Orta Avrupa için en iyi” değerleri temsil ediyordu. 2018 yılındaki bir konuşmasında da Trump ’ın en beğendiği tarafı olarak, onun “demokrasi ihracına karşı olması” nı vurgulamıştı. Trump seçimi kaybettikten sonra da onunla sonuçlara itiraz etmeye, seçime hile karıştığını söylemeye başladı.

Dış politikada Orban ve Türkiye çok iyi ilişkiler içerisindeydi. Özellikle göçmen politikaları konusunda AB’deki en büyük destekti. Ona göre, Türkiye “göçmenlik” ve “sığınmacılar” açısından özel bir anlam taşıyordu ve bu korkusunu Kasım 2021’deki Ankara ziyaretinde şöyle ifade etmişti: “Eğer etrafında koruyucu bir siper olmazsa Avrupa çöker! İşte Türkiye, Avrupa ve Macaristan için kaçak göçü engelleyecek böyle bir siperdir!”

 Seçimlere, Orban karşısına uzlaştığını iddia eden 6 parti çıktı. Siyasi yelpazenin aşağı yukarı her tarafından olan bu altı parti, uzun müzakereler sonucu Başbakan adayı olarak Peter Marki Zay i belirlediler. Bu zatın siyasi deneyimi güney Macaristan’da küçük bir şehrin belediye başkanı olmaktan öteye gitmiyordu. Dış politika tecrübesi ise hiç yoktu ve bu şartlarda Orban için kolay yemdi ve öyle de oldu. Kendisine siyasal yelpazenin neresinde olduğu sorulduğunda, sağ görüşlü inanmış bir Hristiyan ve hayal kırıklığına uğramış Fidesz seçmeni olarak tanımlıyordu.

Zaman ilerledikçe bu altı parti, buldukları her fırsatta ön plana çıkmak için diğerlerini karalamaya başladı. Bu nasıl anlaşmaydı ve mutabakata vardıkları konu neydi, hiçbir zaman anlaşılamadı.

Sonuçta Victor Orban oyların yüzde 53’ünü alarak üst üste dördüncü kez seçim kazandı. Üstelik 2018’e göre oylarını artırmayı başardı. Muhalefetin ortak adayı Peter Marki-Zay ise anketlerde Orban’ı birkaç puan farkla takip ediyor görünse de, epey geride, yüzde 34’te kaldı.

Gelelim bu ülkenin bunca sorunu varken neden Macaristan’ı ve onun otokrat liderini konu alan bu yazının neden yazıldığına. Bir sebebi yok desem bir türlü var desem başka türlü. Belkide söylenebilecek olan” Bir araya gelen  her 6 kişiyle iktidar değiştirilmez, farklı yaklaşımlar, ve ilkeler bütününde  tam mutabakat gerekir  ”  olacaktır.Yoksa A partisinin lideri şunu dedi B partisi lideri buna çok üzüldü gibi yaklaşımlarla iktidar değişikliği sağlanamaz

.

KİM NE DEDİ

06 Çarşamba Nis 2022

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

   *Yunanistan Fransa ile Stratejik Savunma iş birliği anlaşması imzaladı. Bu durumda üçüncü bir devletin bu iki devlete saldırması halinde, askeri yardım alacağı ilk kez açıkça garanti edildi

Miçotakis-Meclis konuşması

   *Sayın Cumhurbaşkanı, Başkan Putin ile bir telefon görüşmesi yaparak 69 uncu yaş gününü kutladı

Cumhuriyet Gazetesi

   *Türkiye’nin AB ile yaşadığı sorunların üstesinden gelinebilir. Bunlar Müttefikler arası basit görüş ayrılıklarıdır

İbrahim Kalın Der Spiegel

   *Türkiye’nin Suriye’deki askeri eylemleri, ABD ve İŞİD e karşı mücadeleye sekte vurmaktadır. Bu nedenle, Suriye’deki Ulusal acil durum halinin Ekim 2021’den sonra da devamına karar verdim.

Suriye’deki durum, özellikle Türk hükümetinin Suriye’nin kuzey doğusuna askeri taarruz düzenleme yönündeki eylemleri, İŞİD i yenilgiye uğratma çabasına zarar vermekte, sivilleri tehlikeye atmakta, Bölgede barış güvenlik ve istikrarı zedeleme tehdidi barındırmaktadır. ABD’nin ulusal güvenliğine ve dış politikasına karşı alışılmadık ve olağanüstü tehdit oluşturmayı sürdürmektedir

J. Biden- Kongreye Mektup

   *Fransa ile imzalanan “Savunma ve güvenlik alanlarında iş birliğine yönelik Stratejik ortaklık anlaşması” Yunanistan’ı Akdeniz’de güçlendirecektir. Bu Avrupa’nın stratejik özerkliğine yönelik ilk cesur adımdır.

Miçotakis-Parlamento konuşması

   *Fransa ile imzalanan anlaşma, taraflar arasında denge oluşturmamakta, Yunanistan ulusal çıkarları ile örtüşmemektedir. Bu anlaşma ülkeyi yurt dışında son derece tehlikeli maceralara sürükleyebilecektir

Aleksis Çipras-Parlemento konuşması

   *Bir oyunda duvara asılı bir tüfek varsa, oyun bitmeden önce mutlaka patlar

A. Çehov

   *Kendilerini zorlayacak iç araçları ortadan kaldıran iktidarlar, iç dinamiklerle yıkılmazlar Hitler iktidara 1000 yıl süreceği iddiasıyla gelmiş ancak 25 yılda çökmüştü. Çökmesine neden olan iç değil dış dinamikler olmuştur. Esasen Nazileri devirecek iç güç yoktu.

Ali Sirmen-Cumhuriyet Gazetesi

   *Erdoğan Biden görüşmesi her nedense hep problemli olur, gelenek tekrarlanmış bu seferde öyle olmuştur. ABD tarafı önce toplantı randevusu vermekte nazlanmış, Roma da olmaz Belki Glascow da demeyi sürdürmüş, sonuçta görüşmeyi romada 20 dakika ile sınırlandırarak kabul etmiştir.

Olayın bu haliyle izlediği yol tam tanımıyla diplomatik aşağılama ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ın ciddiye alınmadığı algısı yaratmaya yöneliktir.

Oysa yapılabilecek ve mesaj iletebilecek başka yollar da vardı. Örneğin toplantı son anda iptal edilebilirdi. Bin bir türlü sorunu olan iki Ülkenin Başkanları 20 dakikada sadece birbirlerinin hatırını sorabilirler bu yol ve yöntemlerin Bakanlığın kariyer diplomatları tarafından önerilmediğine inanmıyorum. Ancak özellikle seçim öncesi ABD başkanı ile el sıkışmanın oy demek olduğu tuhaflığı baskın gelmiş ki önerilen hiçbir yol denenmedi ve önerilen görüşme olduğu gibi kabul edildi. Görüşme ne kadar başarılı geçerse geçsin, kamu vicdanında açtığı yara zor kapanacağa benzer

Hulki Ergun-Gazetelerden derleme

   *T.C Anayasasının ikinci maddesine göre;

Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Bu madde değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükmü taşır. Şartlar bu iken Naas lar oradayken bana faiz artışı yaptıramazsınız söylemi ile politika faizi 14’e kadar düşürülmüş ve ekonomi içinden zor çıkılır hale gelmiştir.

Bu kötü gidiş hakkında muhalefet partilerinin söyledikleri elbette çok önemlidir ancak AKP milletvekillerinin söyledikleri çok daha da önemlidir. İşte Bazı örnekler;

    * Ekonomik sıkıntılar çekebiliriz, Normal şartlarda bir kilo et yiyorsak yarım kilo yeriz, domatesi iki kilo yerine iki tane alırız. Turfanda sebze yemek zaten sağlığa zararlı

Zülfü Demirbağ- AKP milletvekili

    * Belki aylarca soğan ekmek yiyeceğiz ancak kimseye güvenliğimizden taviz vermeyeceğiz.

Uğur Aydemir- AKP Milletvekili

   *Türkiye’deki ekonomik kriz ve TL’nin rekor değer kaybını ülkemize yapılan ‘ekonomik terör’ “Milletimizi bölemeyeceksiniz. Bayrağımızı indiremeyeceksiniz. Vatanımızı parçalayamayacaksınız. Devletimizi yıkamayacaksınız. Ezanlarımızı susturamayacaksınız” dedi.

Gülay Samancı-AKP milletvekili

   *30 dekar arazisi olan 500 bin liralık traktör alıyor, sonra da zarar ediyor. Hani, ayranın yok içmeye tahtırevanla gidersin ekin biçmeye misali…

Bekir Kuvvet Erim-   AKP milletvekili

   *Ekonomide yaşananların hükümetin yönetimi ile alakalı olmadığını, dünyanın her yerin benzer sıkıntının yaşanmaktadır.

İbrahim Aydemir-AKP milletvekili

SURİYEDE DÜŞEN UÇAK

03 Pazar Nis 2022

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Bir süre yayınlanacak Bloglar,Türkiyenin 2015 den sonrasını anlatan Zor Yıllar adlı bir kitap serisinin dördüncü kitabından yapılan alıntılardır. Anlatılan hiç bir olayın hangi tarihte olduğu yazılmamıştır.Dikkate alınan, olay ve etrafında dönenlerdir. Ayrıca olaylar sırada takip etmez.Yapılan siyasi yorumların çok aykırı oluşuda önemli değildir ,zaman geçmeden,yanlış anlaşıldım veya sözlerim çarpıtıldı denerek tam tersi mutlaka söylenmiştir.

     Bu eski tarihli acı olayı yazmak, kimseyi üzmek değil, nedeni belli olmadan düşen iki yiğit pilotu anmak da değil, AKP’nin yönetici beylerinin bu olaya o zaman nasıl yaklaştıklarını hatırlamak, dış politikanın bilgi, görgü ve kültür meselesi olduğu nun altını çizmektir

Bu ara gündemdeki konu oraya neden gittiği anlaşılamayan, yetkililerce bir açıklama yapılmayan, nerede düştüğü ve pilotlara ne olduğu konusunda birbiri ardına teoriler üretilen, yalın gerçeğin silahsız bir uçağın Suriye tarafından nerede olursa olsun vurulup düşürülmesi olayı ve onun yankıları.

İşten anlayan eskilerin anlattıklarına göre, Diyarbakır ‘daki filoya bağlı silahsız bir foto keşif uçağı bilinmeyen ve açıklanamayan bir nedenle Suriye üzerinde veya hava sahasının hemen dışında bir uçaksavar füzesi tarafından vurulmuştur. Türk yetkililerin açıklamalarına göre uçağın düştüğü yer Suriye hava sahasının dışındadır, ancak Suriyeli yetkililer uçağın vurulduktan sonra hava sahası dışına süzüldüğünü ve orada düştüğünü iddia etmişler dir. Bu durum ABD ve İngiliz radar kayıtları ile de açıklanmıştır.

Şimdi soru şudur; böyle bir durumla karşılaşan bir ülke ne yapar? Bu sorunun cevabı tamamen neyi göze aldığınıza bağlıdır. Diplomatik arka kapı kullanmadan durumu egemenlik haklarının ihlali sayar ve anında karşılık verirsiniz. Bu füzenin atıldığı üssü vurmaktan, Tüm Suriye hava savunma sistemini çökertmeye veya hava kuvvetlerinin tamamını yok etmeye kadar tırmandırılabilir, hatta daha ileri gidip arkadan kara birliklerini de işin içine sokabilirsiniz.

Bir başka soru ise bunu nasıl yapar sorusudur. Pek çok farklı biçimde tanımlanmakla birlikte, ülkeler, devlet geleneği ve diplomasi geleneği olan ve olmayan olarak kabaca ikiye ayrılır. Örnek vermek gerekirse Rusya, İngiltere, İran, Japonya, Çin gibi ülkelerin hem devlet hem de diploması gelenekleri vardır. Çoğaltırsak Fransa’nın vardır, Belçika Hollanda ve Danimarka’nın yoktur. Kıta Amerika’sında, ABD dahil hiçbir ülkede yoktur. Buralarda, çıkarların tek amaç olduğu bir tuhaf ilişkiler demeti ön plandadır. Türkiye’ye gelince, her şeyden önce, bazı kerameti kendinden menkul köşe yazarlarına aldanıp her şey halk için demokrasi için naraları atıp bu büyük ülkeyi sizin deyiminizle halk adına küçümsemekten vazgeçelim. Türkiye Osmanlıdan gelen devlet ve diplomasi geleneğine sahip ülkeler arasındadır. 10 yıllık AKP iktidarının bütün değiştirme çabalarına karşılık bu gelenek, beyler beğense de beğenmese de çökmemiş sadece, bu şekilde hiçbir Uluslararası olayın çözülmeyeceğini anlaşıldığından, diplomasi bürokratları (Hani şu Sayın Başbakanın sıkça Monşer dediği baylar ve bayanlar) bir adım geri çekilmiştir.

     Peki, diplomasi geleneği olan bir devlet böyle bir durumda ne yapar. Türkiye’nin Suriye ile sorunu olabilir, ancak diplomatik temasların kesilmesi, zaman o ülkeyi bir süreliğine ve en son terk etmelidir, ayrıca düzeyinin düşürülmesi de büyük yanlıştır. Japonlar Pearl Harbour’ a saldırdığında, Japon Büyükelçisi, ülkesinin harp ilanını içeren bir nota yazdırıyordu ve Washington da idi.  Bayrak taşıyan üstelik silahsız olan bir uçağı düşürmek, pek çok tanıma göre savaş sebebi sayılır ancak ülkeler sadece bu sebepten savaş çıkarmazlar. Siyasilerin görevi sadece göze alınacak riskleri belirlemek ve diplomatları bu hedef doğrultusunda serbest bırakmaktır.  Dünyanın hiçbir ülkesinde bu girişimler bizzat Dışişleri Bakanı tarafından yürütülmez. Bakan temsil ettiği hükümet ve partisi adına alınan siyasi karara uygun, son noktayı koyan olmalıdır.

     Uçağımız düşürüldükten sonra ilk yapacağımız iş Şam Büyükelçisinin Dışişlerine gidip bilgi isteyen ve sert üslupla yazılmış bir notayı Suriye dışişlerine vermesi olmalıydı. Bunun yapılabilme imkânı yoktur. Türkiye NATO üyesi ülkedir ve Burada da yapacağı işler vardır. Uçağımız uluslararası hava sahasında vurulmuşsa ki iddiamız budur, O zaman durum beşinci madde kapsamındadır. Başka deyişle Türkiye NATO üyesi olarak saldırıya uğramıştır ve teşkilatın bunu kendisine yapılmış sayması gerekmektedir. Ancak uygulamada tek bir olay beşinci maddenin çalıştırılması için yeterli değildir. Üye ülkeler bu işe girmemek için somut deliller istemektedirler. Bu NATO sözleşmesinde yazılı değildir ancak Türkiye gibi ülkeler için böyledir. Bir başka merci ise BM Güvenlik Konseyidir. Türkiye buraya müracaat edip saldırıya uğradığını söyleyebilir ve Suriye ye yaptırım ister.

Buradaki zorluk Rusya’nın Güvenlik Konseyinin veto sahibi üyesi olmasıdır ve bu ülke Taurus da bir deniz üssüne sahiptir. Bu nedenle Suriye aleyhine bir karar çıkmasını değil kabul etmek, anında veto eder.

      Diplomatik kanallar bu kadar tıkalıyken ne yapılabilirdi sorusuna gelince, bu tamamen bir üslup meselesidir. AKP yönetiminin üslubu adına istişare ediyoruz dedikleri, bilenlerin ise arka kapı diplomatik girişimleri adını taktıkları bir dizi temas dır.  Bir tek farkla, böyle bir girişimin arkasına her zaman silahlı gücünüzü koymalı ve her konuşmanızda bunu hissettirmelisiniz. Sorun tahrip edilen deniz ve hava kuvvetlerinin komuta yapısıdır. Doğal olarak askerin her zaman yedek planı veya bir işe vereceği yedek adamı vardır.  AKP ye göre bir şey değişmemiş, balyoz, Ergenekon gibi tuhaf isimli davalar TSK nın komuta yapısını etkilememiştir. Ancak bir işi gönülden ve risk alarak yapmak vardır veya risk almadan sadece yapıyor gözükmek vardır, bana göre arkadaşları görev başından alınıp hapse atılan ve senelerce orada kalan asker, Tayyip beyin askeri kışlasına gönderdik, onları adam ettik gibi tuhaf, kahve ağızlı söylemlerini unutmamıştır. Bu nedenle risk almayıp sadece işlerini yapacaklardır. Bilenler bilir özellikle askeri operasyonlarda risk alınmadan hedefe ulaşamazsınız. Dolayısıyla sizin istişare dediğiniz Arap ağızlı saçmalık arkasında gösterilecek sopa olmadığından yalnızca verilecek tavizlerin çokluğu ile başarıya ulaşabilir. Özet olarak sizin istişarelerinizin arkasında silahlı güç yoktur bu nedenle başarı şansınız da yoktur.

    Şimdi son soru, bu sefer hangi tavizi vermek niyetindesiniz, sakın Hatay olmasın? Tuhaf ama Kürt davasını çözüyorum deyip ortaya dökülen ve sonunda hızla esnek konfederasyona giden bir yapıyı kabullenecek bir yönetim, kayıplarının büyük olacağını hissettiği zaman her türlü isteği karşılayacaktır korkarım buna Hatay de dahildir.

Olayın ardından, Sayın Başbakan esip gürledi, Suriye’ yi çok fena yaparız demeye getirdi, Dışişleri bakanı kimse sabrımızı sınamasın dedi. İki yiğit pilot, denizden çıkaracak gemimiz olmadığından ve bu geminin yenisinin fiyatı bir uçağın satış fiyatının dörtte biri olmasına rağmen almak için tahsisat bulamadığımızdan ABD’ den kiralanan bir tekne ile, çıkarıldılar. Bu iş de hesaplı oldu ve ucuza geldi anlayacağınız…

Abone Ol

  • Entries (RSS)
  • Comments (RSS)

Arşivler

  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Temmuz 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Nisan 2022
  • Mart 2022
  • Şubat 2022
  • Ocak 2022
  • Aralık 2021
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021

Kategoriler

  • Öykü
  • Uncategorized

Meta

  • Hesap oluştur
  • Giriş

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

  • Abone Ol Abone olunmuş
    • hulkiergun
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • hulkiergun
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Bu içeriği rapor et
    • Siteyi Okuyucu'da görüntüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle