Bir süre yayınlanacak Bloglar,Türkiyenin 2015 den sonrasını anlatan Zor Yıllar adlı bir kitap serisinin dördüncü kitabından yapılan alıntılardır. Anlatılan hiç bir olayın hangi tarihte olduğu yazılmamıştır.Dikkate alınan, olay ve etrafında dönenlerdir. Ayrıca olaylar sırada takip etmez.Yapılan siyasi yorumların çok aykırı oluşuda önemli değildir ,zaman geçmeden,yanlış anlaşıldım veya sözlerim çarpıtıldı denerek tam tersi mutlaka söylenmiştir.

     Bu eski tarihli acı olayı yazmak, kimseyi üzmek değil, nedeni belli olmadan düşen iki yiğit pilotu anmak da değil, AKP’nin yönetici beylerinin bu olaya o zaman nasıl yaklaştıklarını hatırlamak, dış politikanın bilgi, görgü ve kültür meselesi olduğu nun altını çizmektir

Bu ara gündemdeki konu oraya neden gittiği anlaşılamayan, yetkililerce bir açıklama yapılmayan, nerede düştüğü ve pilotlara ne olduğu konusunda birbiri ardına teoriler üretilen, yalın gerçeğin silahsız bir uçağın Suriye tarafından nerede olursa olsun vurulup düşürülmesi olayı ve onun yankıları.

İşten anlayan eskilerin anlattıklarına göre, Diyarbakır ‘daki filoya bağlı silahsız bir foto keşif uçağı bilinmeyen ve açıklanamayan bir nedenle Suriye üzerinde veya hava sahasının hemen dışında bir uçaksavar füzesi tarafından vurulmuştur. Türk yetkililerin açıklamalarına göre uçağın düştüğü yer Suriye hava sahasının dışındadır, ancak Suriyeli yetkililer uçağın vurulduktan sonra hava sahası dışına süzüldüğünü ve orada düştüğünü iddia etmişler dir. Bu durum ABD ve İngiliz radar kayıtları ile de açıklanmıştır.

Şimdi soru şudur; böyle bir durumla karşılaşan bir ülke ne yapar? Bu sorunun cevabı tamamen neyi göze aldığınıza bağlıdır. Diplomatik arka kapı kullanmadan durumu egemenlik haklarının ihlali sayar ve anında karşılık verirsiniz. Bu füzenin atıldığı üssü vurmaktan, Tüm Suriye hava savunma sistemini çökertmeye veya hava kuvvetlerinin tamamını yok etmeye kadar tırmandırılabilir, hatta daha ileri gidip arkadan kara birliklerini de işin içine sokabilirsiniz.

Bir başka soru ise bunu nasıl yapar sorusudur. Pek çok farklı biçimde tanımlanmakla birlikte, ülkeler, devlet geleneği ve diplomasi geleneği olan ve olmayan olarak kabaca ikiye ayrılır. Örnek vermek gerekirse Rusya, İngiltere, İran, Japonya, Çin gibi ülkelerin hem devlet hem de diploması gelenekleri vardır. Çoğaltırsak Fransa’nın vardır, Belçika Hollanda ve Danimarka’nın yoktur. Kıta Amerika’sında, ABD dahil hiçbir ülkede yoktur. Buralarda, çıkarların tek amaç olduğu bir tuhaf ilişkiler demeti ön plandadır. Türkiye’ye gelince, her şeyden önce, bazı kerameti kendinden menkul köşe yazarlarına aldanıp her şey halk için demokrasi için naraları atıp bu büyük ülkeyi sizin deyiminizle halk adına küçümsemekten vazgeçelim. Türkiye Osmanlıdan gelen devlet ve diplomasi geleneğine sahip ülkeler arasındadır. 10 yıllık AKP iktidarının bütün değiştirme çabalarına karşılık bu gelenek, beyler beğense de beğenmese de çökmemiş sadece, bu şekilde hiçbir Uluslararası olayın çözülmeyeceğini anlaşıldığından, diplomasi bürokratları (Hani şu Sayın Başbakanın sıkça Monşer dediği baylar ve bayanlar) bir adım geri çekilmiştir.

     Peki, diplomasi geleneği olan bir devlet böyle bir durumda ne yapar. Türkiye’nin Suriye ile sorunu olabilir, ancak diplomatik temasların kesilmesi, zaman o ülkeyi bir süreliğine ve en son terk etmelidir, ayrıca düzeyinin düşürülmesi de büyük yanlıştır. Japonlar Pearl Harbour’ a saldırdığında, Japon Büyükelçisi, ülkesinin harp ilanını içeren bir nota yazdırıyordu ve Washington da idi.  Bayrak taşıyan üstelik silahsız olan bir uçağı düşürmek, pek çok tanıma göre savaş sebebi sayılır ancak ülkeler sadece bu sebepten savaş çıkarmazlar. Siyasilerin görevi sadece göze alınacak riskleri belirlemek ve diplomatları bu hedef doğrultusunda serbest bırakmaktır.  Dünyanın hiçbir ülkesinde bu girişimler bizzat Dışişleri Bakanı tarafından yürütülmez. Bakan temsil ettiği hükümet ve partisi adına alınan siyasi karara uygun, son noktayı koyan olmalıdır.

     Uçağımız düşürüldükten sonra ilk yapacağımız iş Şam Büyükelçisinin Dışişlerine gidip bilgi isteyen ve sert üslupla yazılmış bir notayı Suriye dışişlerine vermesi olmalıydı. Bunun yapılabilme imkânı yoktur. Türkiye NATO üyesi ülkedir ve Burada da yapacağı işler vardır. Uçağımız uluslararası hava sahasında vurulmuşsa ki iddiamız budur, O zaman durum beşinci madde kapsamındadır. Başka deyişle Türkiye NATO üyesi olarak saldırıya uğramıştır ve teşkilatın bunu kendisine yapılmış sayması gerekmektedir. Ancak uygulamada tek bir olay beşinci maddenin çalıştırılması için yeterli değildir. Üye ülkeler bu işe girmemek için somut deliller istemektedirler. Bu NATO sözleşmesinde yazılı değildir ancak Türkiye gibi ülkeler için böyledir. Bir başka merci ise BM Güvenlik Konseyidir. Türkiye buraya müracaat edip saldırıya uğradığını söyleyebilir ve Suriye ye yaptırım ister.

Buradaki zorluk Rusya’nın Güvenlik Konseyinin veto sahibi üyesi olmasıdır ve bu ülke Taurus da bir deniz üssüne sahiptir. Bu nedenle Suriye aleyhine bir karar çıkmasını değil kabul etmek, anında veto eder.

      Diplomatik kanallar bu kadar tıkalıyken ne yapılabilirdi sorusuna gelince, bu tamamen bir üslup meselesidir. AKP yönetiminin üslubu adına istişare ediyoruz dedikleri, bilenlerin ise arka kapı diplomatik girişimleri adını taktıkları bir dizi temas dır.  Bir tek farkla, böyle bir girişimin arkasına her zaman silahlı gücünüzü koymalı ve her konuşmanızda bunu hissettirmelisiniz. Sorun tahrip edilen deniz ve hava kuvvetlerinin komuta yapısıdır. Doğal olarak askerin her zaman yedek planı veya bir işe vereceği yedek adamı vardır.  AKP ye göre bir şey değişmemiş, balyoz, Ergenekon gibi tuhaf isimli davalar TSK nın komuta yapısını etkilememiştir. Ancak bir işi gönülden ve risk alarak yapmak vardır veya risk almadan sadece yapıyor gözükmek vardır, bana göre arkadaşları görev başından alınıp hapse atılan ve senelerce orada kalan asker, Tayyip beyin askeri kışlasına gönderdik, onları adam ettik gibi tuhaf, kahve ağızlı söylemlerini unutmamıştır. Bu nedenle risk almayıp sadece işlerini yapacaklardır. Bilenler bilir özellikle askeri operasyonlarda risk alınmadan hedefe ulaşamazsınız. Dolayısıyla sizin istişare dediğiniz Arap ağızlı saçmalık arkasında gösterilecek sopa olmadığından yalnızca verilecek tavizlerin çokluğu ile başarıya ulaşabilir. Özet olarak sizin istişarelerinizin arkasında silahlı güç yoktur bu nedenle başarı şansınız da yoktur.

    Şimdi son soru, bu sefer hangi tavizi vermek niyetindesiniz, sakın Hatay olmasın? Tuhaf ama Kürt davasını çözüyorum deyip ortaya dökülen ve sonunda hızla esnek konfederasyona giden bir yapıyı kabullenecek bir yönetim, kayıplarının büyük olacağını hissettiği zaman her türlü isteği karşılayacaktır korkarım buna Hatay de dahildir.

Olayın ardından, Sayın Başbakan esip gürledi, Suriye’ yi çok fena yaparız demeye getirdi, Dışişleri bakanı kimse sabrımızı sınamasın dedi. İki yiğit pilot, denizden çıkaracak gemimiz olmadığından ve bu geminin yenisinin fiyatı bir uçağın satış fiyatının dörtte biri olmasına rağmen almak için tahsisat bulamadığımızdan ABD’ den kiralanan bir tekne ile, çıkarıldılar. Bu iş de hesaplı oldu ve ucuza geldi anlayacağınız…