Macaristan’ın, bizim gelecekteki “kader seçimimizle” tuhaf benzerlikler taşıyan, son seçimini incelemeden önce, ülkenin nasıl bu hale geldiğine ve Orban diktasının nasıl kurularak hızla geliştiğine, kısa bir göz atacağız.

Macaristan’da otokrasi aslında tüm dünyada çok iyi bilinen iki araç sayesinde hayata geçti. Bunlardan birincisi, Macar toplumunda her zaman önemli bir yer işgal etmiş Kilise’nin, temelleri atılmaya başlayan otokratik yönetim için, dini motifleri, her boyutuyla ve açıkça kullanmasıydı.

İkincisi ve daha da önemlisi ise medya kanallarını merkezileştiren ve etkin bir denetim organı olan bir örgütün kurulması oldu. MTVA adıyla anılan bu örgüt, medya alanında tekelci bir konumdaydı; bunun dışında tek bir bağımsız kanal vardı. Oysa RTL adını taşıyan ve bir Alman vatandaşına ait olan bu kanal da dar kadrosuyla sadece şehirlerde yayın yapıyor, kırsal alanlara ulaşamıyordu.
MTVA ise, yedi TV kanalı, yedi radyosu ve yıllık 340 milyon avro bütçesiyle tam bir propaganda deviydi ve saflarında muhalefete yer yoktu. Örneğin son seçimlerden üç hafta önce, Ulusal Bayram kutlamaları için Orban dev bir gösteri düzenlemiş ve muhalefeti ağır bir dille karalayan bir konuşma yapmıştı. Bu konuşma sadece o gün medyanın tamamında dokuz kez tekrarlandı. Oysa muhalefet lideri Marki-Zay, tüm muhalefet hayatında aynı kurumda sadece beş dakikalık bir söyleşi yapabilmişti.

MTVA de her türlü siyasi haberin fabrikasyonunda çalışanların, yalan uydurma özgürlüğü vardı, bu maksatla; malzeme olarak kullanılacak haber yoksa önce oturulup icat edilir, sonra da en uygun malzeme için orasından burasından çekiştirilerek kamuoyuna satılacak hale sokulurdu. Orban, iktidara geldikten sonra asılsız haberlerle gündemi büyük bir ustalıkla kullandı ve her seferinde ciddi konuların kamuoyuna ulaşması engellendi.

İç politikadaki sert ve tutucu uygulamaların dış politikaya yansıması doğal olarak kaçınılmazdı Uluslararası planda buna en elverişli ortamı da ABD’de Trump yılları yarattı. 2016 Temmuz’unda Trump başkanlığa adaylığını koyunca Avrupa’da onu destekleyen ilk ulusal lider Orbandı.

Her nedense Orban’ın Türkiye ile olan ilişkileri çok iyiydi. Ancak Macaristan’ın dış politikası iç politikadaki tutuculuğun bir uzantısıydı. Uluslararası planda buna en elverişli ortam da ABD’de ise 2016 Temmuz’unda Trump başkanlığa adaylığını koyunca başladı ve Avrupa’da onu destekleyen ilk ulusal lider Orban olmuştu. Çünkü ona göre Trump “Orta Avrupa için en iyi” değerleri temsil ediyordu. 2018 yılındaki bir konuşmasında da Trump ’ın en beğendiği tarafı olarak, onun “demokrasi ihracına karşı olması” nı vurgulamıştı. Trump seçimi kaybettikten sonra da onunla sonuçlara itiraz etmeye, seçime hile karıştığını söylemeye başladı.

Dış politikada Orban ve Türkiye çok iyi ilişkiler içerisindeydi. Özellikle göçmen politikaları konusunda AB’deki en büyük destekti. Ona göre, Türkiye “göçmenlik” ve “sığınmacılar” açısından özel bir anlam taşıyordu ve bu korkusunu Kasım 2021’deki Ankara ziyaretinde şöyle ifade etmişti: “Eğer etrafında koruyucu bir siper olmazsa Avrupa çöker! İşte Türkiye, Avrupa ve Macaristan için kaçak göçü engelleyecek böyle bir siperdir!”

 Seçimlere, Orban karşısına uzlaştığını iddia eden 6 parti çıktı. Siyasi yelpazenin aşağı yukarı her tarafından olan bu altı parti, uzun müzakereler sonucu Başbakan adayı olarak Peter Marki Zay i belirlediler. Bu zatın siyasi deneyimi güney Macaristan’da küçük bir şehrin belediye başkanı olmaktan öteye gitmiyordu. Dış politika tecrübesi ise hiç yoktu ve bu şartlarda Orban için kolay yemdi ve öyle de oldu. Kendisine siyasal yelpazenin neresinde olduğu sorulduğunda, sağ görüşlü inanmış bir Hristiyan ve hayal kırıklığına uğramış Fidesz seçmeni olarak tanımlıyordu.

Zaman ilerledikçe bu altı parti, buldukları her fırsatta ön plana çıkmak için diğerlerini karalamaya başladı. Bu nasıl anlaşmaydı ve mutabakata vardıkları konu neydi, hiçbir zaman anlaşılamadı.

Sonuçta Victor Orban oyların yüzde 53’ünü alarak üst üste dördüncü kez seçim kazandı. Üstelik 2018’e göre oylarını artırmayı başardı. Muhalefetin ortak adayı Peter Marki-Zay ise anketlerde Orban’ı birkaç puan farkla takip ediyor görünse de, epey geride, yüzde 34’te kaldı.

Gelelim bu ülkenin bunca sorunu varken neden Macaristan’ı ve onun otokrat liderini konu alan bu yazının neden yazıldığına. Bir sebebi yok desem bir türlü var desem başka türlü. Belkide söylenebilecek olan” Bir araya gelen  her 6 kişiyle iktidar değiştirilmez, farklı yaklaşımlar, ve ilkeler bütününde  tam mutabakat gerekir  ”  olacaktır.Yoksa A partisinin lideri şunu dedi B partisi lideri buna çok üzüldü gibi yaklaşımlarla iktidar değişikliği sağlanamaz

.