Bir zamanların flaş olaylarından biri daha. 24 Nisan 1963 tarihli “Konsolosluk ilişkileri hakkında Viyana sözleşmesi” ne göre, Konsolosluk binalarının nasıl korunacağı ve dokunulmazlıklarına ilişkin esaslar tarif edilmiştir. Temelde Türkiye Cumhuriyeti toprağı sayılan Musul Başkonsolosluğuna işid denilen eşkıya sürüsünün saldırması sonucu Tüm konsolosluk personeli esir alınmıştır ve buna koruma polisleri dahildir. Aslında bu tip yerlerde görevlendirilen polisler özel harekatçılar arasından özenle seçilirler ve eğer önleri kesilmeseydi direnebilirler ve sakallı eşkıyaları pişman edebilirlerdi, ayrıca hiçbir ülke teröristlerle pazarlık etmez kuralı da yok sayılmıştır .Sonuçta,anlaşılamayan nedenlerle İşid ile açık olan diyalog kanalı çalışmış meseleye siyasi çözüm bulacağız söylemi arkasında pazarlıklar daha doğrusu yaygın deyimi ile, istişareler sürmüş ve kimsenin burnu kanamadan rehineler serbest bırakılmıştır. Hiç açıklanmayan soruya gelince bu serbest bırakma karşılığı işid e ne verilmiştir. Bilemiyoruz

Bu yazıda Zor yıllar serisinin dördüncü kitabından. Yazının ikinci bölümünde komplo teorisi kokan olayları göreceksiniz

MUSUL BAŞKONSOLOSLUĞU BASKINI

     Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez, uluslararası yasalara göre Türkiye toprağı sayılan ve koruması ev sahibi ülkenin sorumluluğunda olması gereken Musul Başkonsolosluğu, bir terörist grup tarafından basıldı ve Başkonsolos ile diğer çalışanlar ile koruma görevlisi özel harekatçı polisler rehin alındı. Magazin sever basın özel harekatçılar tek kurşun atmadan teslim oldu diye yazarken, bazıları teslim olun emrinin bizzat Dışişleri Bakanı tarafından verildiğini iddia ettiler.

     Bütün bunları neden yapamadığınızı, irdelemek benim işim değil, yapın beyler daha doğrusu, şimdiye kadar yapmalıydınız.  Bu durumda, bilin ki siyasi tarih sizi, diplomatik temsilcilerini teröristlere kaptıran geri almak için, tüm uluslararası kurallar yok sayılarak ,hükümet düzeyinde pazarlık eden hatta birilerinin istediği bilmem kaç milyon doları çok bulup daha ucuza olup olmayacağını soran ” birileri olarak kayda geçirecek. Bunun ayıbı her halde hepinize yeter…

KOMPLO TEORİSİ KOKULARI

   Sayısı dahi doğru bilinmeyen, kimilerine göre 46, kimilerine göre 49 rehine, Hükümetin propaganda makinesinin sonuna kadar çalıştırılmasıyla birlikte adına işid denilen eşkıya sürüsü tarafından serbest bırakıldı. Sayın Cumhurbaşkanı na göre çatışmasız bir operasyonla teslim alınarak Akçakale den giriş yaptı. Başbakan bütün gece uyumadan dakika dakika takip ettiğini söyledi. Bakü gezisini, yarıda kesti, Türkiye’ye gelir gelmez adak kurbanı kesti, anlayacağınız bütün vecibelerini yerine getirdi. Büyük bir olasılıkla haberi öğrenen tüm AKP liler de benzer şeyleri yapmışlardır.

    Gerçekten rahatlatan haberden ve insanların teşekkürlerini kendi usullerince ifade etmesinden sonra, sıra bu iş nasıl oldu sorusunun sorulmasına geldi;

    Bence, ilk olarak neden risk yükselmişken Konsolosluğu terk talimatının verilmemesinden başlamak gerek. Hükümet kanadından kimse bu soruya cevap vermeyince, belki de veremeyince, o 49 insanın hayatlarının bir bölümü cehenneme döndü, bu arada yoğun baskıyla konuyu konuşma hatta düşünme yasağı ise bazı yeni soruların doğmasına yol açtı. İşid le pazarlık baştan beri mi devam ediyordu, ABD’nin etkisi nedir, yoksa rehineler Türkiye’nin koalisyona asker vermesi için mi serbest bırakıldı, rehineleri bırakılması karşılığı ne verildi, gibi sorular havada uçuşmaya başladı.

   Durumu sakince değerlendirdiğinizde, Hükümetin bu krizi hiç de iyi yönetemediği, buna karşılık bazı manevralarının da doğru olduğunu görürsünüz. Örneğin kimseyi konuşturmamak doğru bir karardı, büyük bir ihtimalle özel kuvvetler takviyeli MİT ekibinin ilk günden itibaren diyalog kapısını açık tutması da öyle. Bu görüşmeler devletten devlete görüşme sayılmazdı, iki devlet arasındaki pazarlıkta sayılmazdı. Ancak durum rehine değiş tokuşuna döndüğünde olayın akışı, iki devletin görüştüğü ve pazarlık sonucu bir rehine takası yapıldığı görüntüsünü vermeye başladı.

   Üstelik bu durum sayın Cumhurbaşkanı tarafından yalanmadığı gibi bir ölçüde doğrulandı da. Tabii bu tür sorulara neden Cumhurbaşkanı nın muhatap olduğu, bu arada Başbakanın ne yaptığı da ayrı bir konu.   Bazı gazetelere göre Akçakale de takas yapıldıktan sonra yoğun propaganda ile her işi MİT yapmış gibi gösterilip parlatıldı. Başbakan ve Diğer AKP yöneticileri olayı şükür namazları vb. dinsel motiflerle süslediler, rehin alındıkları süre içerisinde ciddi travma geçiren üstelik ikisi de bebek olan bu insanlara, Sayın Cumhurbaşkanı nın kabulünde konuşmamaları emredildi.

   Bütün bunlar gerek kendilerine yandaş denilen insanların gerekse basının bir başka kanadının yazdıkları, şimdi izninizle bir teoride benden;

   Türkiye’de bazı kanallar ile işid arasında başından beri diyalog kanalları açıktı, bu insanlara Suriye’de çarpışan bütün Esad karşıtları gibi ara sıra lojistik destek, sağlık hizmeti, yaralıların tedavisi gibi yardımlar yapılıyordu ve ABD’nin bunu bilmemesi olası değildi. Bu arada Bakan hatta Cumhurbaşkanı seviyesinde yalanlansa bile, işid den petrol alınıyor ve uluslararası pazarlarda satılıyordu. Başlangıçta hayat çok güzeldi, bu sakallı eşkıyaların aykırı yöntemleri, bizzat Başbakan’ın söylediği gibi, yalnız bırakılmış Sünnilerin sesiydi ve yönetimden hiç kimseye göre terörist değillerdi. Kafa kesme olaylarının en çok olduğu zaman bile sayın Erdoğan bu silahlı terörist güruhu yabancı savaşçılar olarak tanımlamıştı. Sonra işid bir hata yaptı ve Musul u alarak Kerkük Süleymaniye eksenine sarkmaya başladı. İşte orası zurnanın kötü ses çıkardığı yerdi. Artık ABD’nin çıkarları tehlikeye girmeye başlamıştı ve müdahale derhal geldi. Bunca zamandır küs olan Başkan Obama ve Cumhurbaşkanı Erdoğan birbirlerinin sırtlarını sıvazladılar. Ancak Türkiye rehineleri bahane ederek koalisyona katılmak istemedi. 100 gündür süren problem bir anda çözüldü. Açıklamalara göre Göktürk uydusu ilk günden beri takipteydi rehinelerin yerleri biliniyordu. ABD ise bölgede alınan nefesleri dahi takip ettiğinden hemen rehinelerin koordinatlarını verdi ve geri çekilme için emniyetli yolu ayni kanaldan tespit etti. Özel kuvvetlerin ağırlıkta olduğu bir en iyiler ekibi kuruldu verilen istihbarata göre bu ekibin bir timi (tümüyle özel kuvvetlerden di) geri çekilme yolunda emniyeti sağladı, diğer timi de Mitin katkısıyla rehineleri aldı ve yola çıkarak Akçakale’ye geldiler değiş tokuş yapıldı.

   Nasıl beğendiniz mi komplo teorisini? Sorumlu kademelerdeki insanların bu teoriye ne evet ne de hayır diyemeyeceklerini biliyorum. Üstelik konuda aktif görev alan Mit ve Özel kuvvetlerin tesadüfen bu yazıyı okuduklarında sadece hafifçe gülümseyeceklerini ve hiçbir şey söylemeyeceklerini de biliyorum. Siz siyasiler istediğiniz kadar kendinizi ön plana çıkarmaya çalışın bu işlerin nasıl olduğunu bilenler biliyorlar. Kamuoyunun aydınlatılaması falan mı dediniz? Hadi canım sizde bu ne zaman yapıldı ki…