Evimin yanındaki küçük ağaçlıkta yaşayan saksağanlar, kargalarla olan savaşlarını bitirdikten sonra normal hayatlarına dönmüşlerdi. Çevredeki güvercinlere, bazen kumrulara sataşıyorlar, onlara bölgelerinde yaşam hakkı tanımıyorlar, küçük ağaçlığa ve buradaki yuvalarına yaklaştırmıyorlardı bile. Koloni liderleri olan 3 büyük saksağan artık sadece ağaçlığın değil hemen hemen tüm bölgenin en sözü geçen kuşları olmuşlardı. Ancak bunlar arasında bir tane vardı ki gerçek lider oydu. Aşağı yukarı tavuk büyüklüğündeydi. Lider görüntüsü veren diğer iki kuşu da ara sıra hırpaladığı köşeye kıstırıp tüylerini yolduğu da oluyordu. Dişiler üzerindeki saygınlığı ve beğenilirliği ise sınırsızdı. Gözüne kestirdiğini, kimdir kimin nesidir, arkadaşı varmıdır diye düşünmeden ve fazla da uğraşmadan bir köşede hallediyordu. Hiçbir saksağan buna karşı çıkamıyor hatta seslerini dahi çıkaramıyorlardı. Hasılı lider saksağan canlı, cansız her şeyin sahibi ve tek hâkimi idi. Bu hızlı yaşamın doğal sonucu olarak, Kolonide birbiriyle kardeş bir sürü yavru saksağan olmuştu ve şundan çok eminim ki, Lider saksağan çocuklarının çoğunu da tanımıyordu bile.
Kolonide görüntüde işler büyük bir düzen içerisindeydi, daha doğrusu liderin koyduğu kurallar geçerliydi, diğer saksağanlar, değil bu kuralları değiştirmek, hayatı kolaylaştıracak başka bir uygulama düşünemiyorlardı bile. Görüntüde bütün saksağanlar eşitti. İş paylaşımına göre çalışıyorlar elde edilen ganimet, Lider yüklüce miktardaki payını aldıktan sonra kalanlar arsında eşit olarak paylaşılıyordu. Ancak görülen farklıydı. G. Orwel’ in dediği gibi, bütün saksağanlar eşitti ancak bazıları daha fazla eşitti. Kolonide daha fazla eşit olanlar paylaşılan ganimetin çoğunu ve en güzel yerini onlar alıyor, fiili olarak çalışmıyorlar sadece yapılanları denetleyip, emre uymayanları bir kenarda yoluyorlardı.
Bu arada son büyük savaşın mağlubu kargalar taktik değiştirmişlerdi. Artık beşerli onarlı sürüler halinde buldukları zayıflara saldırıyorlar tüylerini iyice yolduktan sonra hep beraber kaçıyorlardı. Saksağanlar bir süre olayı gözlediler ve kuvvetlerini bir yere toplamak yerine ayni sayıda guruplar halinde kargaları beklemeye başladılar ve sonuçta kargalar gene yenilerek bu sefer ortadan, belkide bir süreliğine kayboldular. Ağaçlıkta yaşayan bir de baykuş ailesi vardı. Erkek olanı kirli beyaz oldukça iri bir kuştu ve saksağanlar bu aileye hiçbir zaman dokunmadılar, dokunamadılar.
Bir sabah ağaçlığı çeviren tel örgü üzerinde koloni liderlerinden ikisinin kendi iriliklerinde ancak yavru olduğu anlaşılan kıvrık gagalı ne olduğunu bilemediğim bir vahşi kuş yavrusunun kanatlarını yolmaya başladığını gördüm. Bir iki tüyden sonra yavru kuş hırsla çırpındı ve genlerinden gelen güçle iki saksağanın elinden bir hamlede kurtuldu sonrada hızla yükseldi ve gözden kayboldu. Başlangıçta, saksağanların her zamanki edepsizliklerden biri olduğunu zannettim bir hafta kadar sonra meselenin o kadar basit olmadığı anlaşıldı.
Fırtınalı bir öğle üzeri gökte 3 kuş belirdi. Çok iri iki kuş ve bir de geçen gün yolunan yavru kuş. Hemen içeri girip Google dan bölgede yaşayan vahşi kuşları listelemesini istedim. Resimlerden çıkan sonuca göre bu bir bozkır kartalı ailesi idi, yerleşim yerlerinde çok az görülürdü ve yaşam alanları, kontrolsüz yapılaşma yüzünden, daraldığından çok az sayıda kalmışlardı. Kanat açıklıkları tahminen 180 cm olan iki kuş ve daha küçük olanı bir aile idi ve belli ki geçen gün saldırıya uğrayan yavrularının intikamını almaya gelmişlerdi. Ağaçlıkta bir anda bütün saksağan sesleri kesildi, yaprakların arasından görebildiğim kadarıyla bütün yönetim kadrosu en sık yaprakların olduğu yerlere sığındılar bu arada lider hiç görülmüyordu belli ki o hepsinden iyi saklanmıştı.
Bozkır kartalları, bir süre olağan üstü zariflikle kanat çırpmadan havada süzüldüler. Ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını çok merak ediyordum onlarda bir iki yavruyu yolup bırakacaklar mıydı yoksa başka planları mı vardı. Yarım saate yakın süzüldükten sonra kartallardan bir tanesi acı bir çığlıkla dalışa geçti ve ağaçlardan birine hızla yaklaşmaya başladı. Ağaçlardan bir saksağan yükseldi ve aynı anda havadaki ikinci kartal havalanan saksağan liderlerinden birini havada yakaladı ve öldürdü ve götürüp ağaçlara attı. Tekrar yükseldiler ve o gün o ağaçlıkta üç lider saksağan yöneticisini havada öldürüp getirip gene ağaçların arasına attılar. Sonra tekrar yükseldiler ve iki vahşi çığlık atıp uzaklaştılar. Gördüklerimden donup kalmıştım. Saksağan kolonisinin bugüne kadar ki saldırılarında hiç ölüm olmamıştı, neticede birini yakalayıp tüylerini yolup bırakıyorlardı. Ancak son olayda kendi yavrularına saldıran ve sorumlu tuttukları lider konumundaki üç saksağan kartallar tarafından öldürülmüştü. Ne yavrulara ne dişi saksağanlara ne yuvalara dokunmuşlardı sadece sorumlu bulduklarını yok ederek sakın bir daha denemeyin mesajını net bir biçimde anlatmışlardı. Takip eden günlerde kartallar bir daha görünmediler, saksağanlar da aralarından başka bir lider seçtiler, yeni seçilen eskisi ne yaptıysa ayni yoldan devam etti ve kartal yavrularına bir daha kimse bulaşamadı. O olaydan sonra ne saksağan kolonisinin yaptıklarını ne de kargalarla bitmeyen savaşlarını bir daha izlemedim.
Peki, şimdi bize bunları neden anlattın diye sorulabilir. Cevap aslında basit, Hiçbir gizli mesajı, art gayesi , perde arkası senaryosu yok sadece bir hayvan hikayesi bu…