O kadar baştan kara gidiyoruz ki bu iş nasıl toparlanacak siyasi kadrolarda, iktidarı ve muhalefeti ile bilen yok. Herkes bulduğu ve kamuoyuna mucize gibi sunduğu yöntemin, her bir şeyi bir anda düzelteceğini aydınlık günlerin çok yakın olduğunu gördüğü, her kameraya söylüyor ve muhalefetteki münafıkların aslında bu işi hiç bilmediklerini öne sürerek o kameraya olan görevini tamamlıyor ve başka kamera aramaya başlıyor.
Ekonomik gidiş ile başlamak iyi olacaktır diye düşünürüm. İktidar partisi ekonomistlerine göre yüksek faiz sebeptir ve enflasyon ise bunun neticesidir. Bu nedenle merkez bankasının politika faizlerini düşürmek gerekir. Böylece hem ihracat artacak hemde cari açık kapanacaktır. Dolar biraz kıpırdayabilir bu ise ihracatçıların işini kolaylaştıracak ve rekabetçi fiyatların oluşmasına sebep olacaktır. Özet olarak bu teori Türkiye’yi girdiği sorunlar yumağının dışına çıkaracak. Kaçınılmaz olarak iktidar partisi içerisindeki bir gurup oyu konsolide etmek içinde, Nass orada dururken kimse bizden faiz artırımı beklemesin söylemi ortaya atıldı. Doğal olarak da T.C Anayasasının üçüncü maddesi unutuldu veya unutulmuş görünüp dikkate alınmadı
Muhalefet partilerinin böyle saçma ekonomik teoriye hiçbir yayında rastlamadıklarını söylemelerine rağmen önce birkaç kez Merkez Bankası başkanı ve maliye bakanı değişti, sonunda birkaç para kurulu toplantısı sonucu Merkez bankası Politika faizini %14 e kadar indirdi. Bu mucize ekonomik teorinin fikir babalarına göre dolarda bir miktar artış olacaktı ancak sonra tekrar eski seviyesine dönecekti. Öyle de oldu dolar 16 liraya kadar çıktı ve bir daha geri dönmedi. Bu arada G20 lerin neredeyse tamamının merkez bankaları faiz arttırmaya devam etti.
İktidar partisi faiz artırımının gerektiğini öne süren muhalefet partileri önce münafıklıkla sonra da terörist olmakla suçladı ve bunun doğal sonucu olarak insanlar düşündüklerini söylemekten korkmaya başladı. Ortada tek bir söylem dolaşmalıydı öylede oldu. Faizleri düşürmek iyi bir şeydi ve bizi aydınlık gelecekler bekliyordu.
Doğal olarak öyle olmadı cari açık büyüdükçe büyüdü, ihracatın ithalatı karşılama oranları azaldıkça azaldı siyasilerin birbirlerine karşı kullandıkları söylemlerin düzeyi görülmemiş seviyelere indi ve küfretme ile alenen hakaret arasında bir yerde kaldı.
Ekonomi bu ülkedeki tek sorun bu değildi bir de borçlar meselesi vardı. Türkiye kısa vadeli borçlarını ödemek için 180 milyar dolara ihtiyaç duyuyordu, siyasi risk puanı 800 ü bulduğundan kimse borç vermiyordu üstelik bu borcun nasıl ödeneceğini de kimse bilmiyordu.
Bu arada Ülkeye yeni terörist tanımları ortaya çıktı. Örneğin gezi olaylarına katılanlar katıksız teröristti, sürtüktü. Yardım edenler ise Sarosçuydu
Yarım asırlık kavgalımız PKK ve türevleri için Kuzey Irak’a girildi. Sürekli olarak Kandil algısı yaratıldı ancak esas harekât istikameti Gara Sincar ekseni olmalıydı. En azından asker profesyoneller böyle görünmesini istediler bölge Suriye harekâtı içinde ele alınacaktı
Rusya Ukrayna savaşı patlayınca dikkatler dış politikaya çevrildi. Türkiye bu iki ülkeyi barıştırmak ve savaşı durdurmak için arabuluculuğa soyundu. Taraflardan birinin bunu kabul etmez görünmesine karşın konu herkese farklı satıldı ve doğal olarak inandırıcı olmadı.Her iki ülkenin devlet başkanı ile defalarca telefonda görüşüldü. Ağırda olsada bazı ilerlemeler kaydedildi. Bu arada Ukrayna’daki Türk vatandaşlarının tahliyesi birinci sınıf bir operasyondu. Hariciyedekiler bu işe, prensip onayı dışında, hiçbir politikacının karışmasına izin vermemişlerdi
Yunanistan gün geçtikçe daha saldırgan söylemlere başladı. Artık açıkça oraya gelirsem çok fena yaparım demeye başladı. Kendi başına buna cesaret edemeyeceği açıktı ancak arkasında, iki karış toprağında 19 adet askeri üs verdiği ABD vardı. Başbakan Mitçotakis geliştirdiği şikâyet politikası ile ABD ye gitti kongrede bilmem kaç defa sözü alkışlarla kesildi Aslında söylediği çok basitti. Türklere F16 Blog 70 vermeyin bize f 35 verin diyordu. Türkiye bu saçmalıkları sabırla dinledi ve kimse bu zata ayıp el işareti yapmadı. Sadece Dışişleri bakanı bir kez daha, anlaşmaları ihlal edip adaları silahlandırmaya devam ederseniz, buraların mülkiyetini tartışmaya açarız dedi bu diplomatik kavgada yapılabilecek açık tehditlerin en diplomatçası idi.
Bu arada her nedense, boşanmış eşlerde kadın eski kocası tarafından en hafifinden bıçaklanarak, biraz parası varsa namlusu değiştirilmiş oyuncak tabancalarla öldürülüyorlardı. Dakika başı dövülen veya öldürülen doktorlar da dikkate alındığında ve her iki olay beraber okunduğunda, sebebin toplumu birleştirmek yerine tam ortasından ayırıp kutuplaştırma çabalarından meydana geldiği sırıtıp duruyordu ve kimse yaptığı bu büyük kötülükten vazgeçer gözükmüyordu
Bütün bu kadar lafı neden yazdığıma gelince;
Türkiye çok zor bir dönemden geçmektedir ne AKP ne de CHP durumu düzeltmek için bir şey yapmamakta sadece seçimlerde nasıl karlı çıkacağının çalışmaları üzerinde yoğunlaşmaktadırlar. Ancak bir gün keser dönecek beraberinde sapı da döndürecektir. O zaman ne olacağını ise bilen biri veya birileri bulunmamaktadır en önemli sorun yukarıdakilerden hiçbiri değildir. En önemli sorun seçimi kazanmak ve diğer tarafı silmektir.