Olmuyor beyler,

iktidara geldiğinizde dış politikanın yönetilmesi konusuna el atmaya karar verdiniz.İlk iş olarak yıllarını dış politikaya vermiş kariyer diplomatlarına tırpan atmak oldu. Böylece büyük bir birikim, yok oldu. Aslında düşünce sistematiğinize göre elinizde hazır yazılmış ”Stratejik Derinlik” kitabını her bölümünü uygulayarak başlayabilirdiniz, ne de olsa yazar da elinizdeydi,öylede yaptınız. Ancak geldiğiniz nokta, komşularla sıfır dost oldu. Bu yetmemiş gibi, ABD ve AB ye ,özetle sizinle ayni dünya görüşünü paylaşmayan tüm ülkelere, kendinizce yol gösterir, fikirlerinizi empoze eder oldunuz. Başlangıçta bu ben dahil omurgalı dış politikayı savunan herkese çok iyi geldi. Artık Dünya söylemlerinizi tartışıyor, politikalarınızı anlamaya çalışıyordu. Hayat ne güzeldi, Türkiye hızla küresel güç haline geliyordu. Ancak bir noktada deniz bitti. Durup dururken Mısırda ,ordu Mursiyi deviriverdi. sonrada Müslüman Kardeşlerin tozunu atmaya başladı. Yapılan hesaplara göre bu,politik söylemlerinizin sonunu getirebilirdi ve öylede oldu. Hergün başka fırsatta yapılan açıklamalara kimse ciddi bakmamaya başladı. Ancak yılmadınız, tüm diplomasi kurallarını çiğneyerek yeni hükümeti tanımıyacağınızı ilan ettiniz ve sefirinizi geri çektiniz. Evet kimse yeni rejimi tanımamıştı ancak iç politika manevralarıyla kimse de bunu açıklamamış elçisini geri çekmemişti. Aslında gözden kaçırdığınız nokta bugünki Mısırın Osmanlı İmparatorluğu kalıntılarından olduğu, ve ciddi bir dış politika geleneği olduğuydu. Tepkiler gelmekte geçikmedi, iki diplomatınıza, ki bunlar seviyesini düşürdüğünüz ilişkilerde Türkiyeyi temsil edecek kişilerdi, Mısır giriş vizesi vermedi ve ikidiplomat geri dönmek zorunda bırakıldı. Diplomatik lisanda skandal olan bu mesajı da okuyamadınız, hiç bir şey olmamış gibi yerlerine başkasını aramaya başladınız.
Bu tuhaf dış poliitikayı Suriye konusunda zaten baştan beri uyguluyordunuz. En baştan beri bir zamanlar sıkı dostunuz olan, beraber ortak bakanlar kurulu toplantısı yaptığınız, Başer Esad la küstünüz. Ulusal çıkarların ön plana alınması gereken dış politika uygulamalarına, bir ülkenin, devlet başkanına küsmayi nasıl sığdırdınız kimse anlamadı.
Derken bir gün Esad kimyasal silah kullanıverdi. Ortalık ayağa kalktı, bütün ana oyuncular önce bu durumu çok fena cezalandıracaklarını söylediler, sonra konuyu parlementolarına taşıyıp macuna yatırdılar. Ancak yılmadınız, öyle geçerken uğradık olmaz daha uzun süreli askeri müdahale olmalı ve rejim değişikliği olmalı demeye başladınız,
Kimsenin size aldırmadığı, 90 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarını arayan ABD Başkanının, Türk Başbakanını aramadığı neden sonra fark edildi ve doğal olarak bu da sizler tarafından dikkate alınmadı. Irak harekatından önce ABD Başkanının yaptıklarının aynisi olan bu uygulama , okuma alışkanlığınız olmadığı için hiç dikkatinizi çekmedi.
Peki unutulan veya dikkate alınmayan neydi;
Herşeyden önce uluslararsı politikada üç tip oyuncu olduğunu anlayamadınız. Oyun kurucular belli idi ve kapalı bir kuluptü, kimseyi aralarına almazlardı. Burada tek öncelikli konu kendi ulusal çıkarlarıydı. Diğer ülkelerin kendilerine bu konuda yardımcı olmaları beklenir çoğu zaman da buna zorlanırlardı. Sizler dış politikayı yönetememeye başladığınızda Türkiye bu konumdaydı. Birde diğer ülkeler vardı ki bunların söylediğine genelde kimse aldırmazdı.
İşte saygıdeğer beyler siz Türkiyeyi bu guruba indirdiniz veya küme düşürdünüz. Bana kalırsa bu işi gercekten beceremiyorsunuz. Ya öğrenin düzeltin veya başka bir çare bulun…

Not : Bu yazı yedi yıl önce Temmuz 2015 e yazılmış ve O zaman var olan Radikal gazetesinde yayınlanmıştır.Doğal olarak bugünkü şartlar ile örtüşmesine rağmen Torbaya,çuvala,bavula doldurulup kabul edilen bazı yasalar uyarınca,Tümüyle değiştirilmiştir. Ancak örijinal hali arşivlerdedir ve arşivler asla unutmaz…