• About

hulkiergun

~ Politika

hulkiergun

Monthly Archives: Ağustos 2022

TÜRKİYENİN PROBLEMLERİ VE ÇÖZÜMLERİ 2

27 Cumartesi Ağu 2022

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Bundan önceki yazıda problemleri çok kalın çizgileriyle ortaya koymuş ve çözümün ne olacağını başka zamana bırakmıştık. Tatbikî bu görüş kuru mantık açısından bile tümüyle yanlıştır. Hiç bir problemin, eğer bu problem siyasi ise, çözüm tek değildir ve bir bakışta veya bir makalede asla ortaya çıkmaz. Yapılması gereken durumun sağlıklı bir analizini yapıp değerlendirmeye bırakmaktır. Bir yerde birileri mutlaka bir sonuca ulaştıracaktır.

T.C  her nedense yeni bir yönetim sistemi bulmalıydı hemde acilen.Bu yeni sistemde ayrı kişiler tarafından farklı dengelerle yapılması gerekli işler Cumhurbaşkanında toplanmalı ve Cumhurbaşkanı halk tarfından seçilmeli  idi.Zor bir coğraafyada binbir sorunla uğraşan  bir ülkenin neden yönetim sistemini değiştirdi o günlrde anlaşılamdığı gibi bu gün de üzerindetartışmalar sürmektediri

Türkiye’de 2007 yılında gerçekleştirilen anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kabul edilmiştir. Bu durum mevcut sistemin parlamenter sistemden uzaklaştığı şeklinde değerlendirilmiştir64. Yürütme organının başı olan

16.04.2017 tarihli halk oylaması ile kabul edilen anayasa değişikliği neticesinde hükümet sistemi değişmiştir. 24.06.2018 tarihinde yapılan seçimler sonucunda seçilen Cumhurbaşkanının 09.07.2018 tarihinde göreve başlamasıyla birlikte yeni hükümet sistemi yürürlüğe girmiştir. Yürürlüğe giren bu yeni hükümet sistemi “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olarak adlandırılmaktadır. Türk tipi başkanlık sistemi” olarak da anılan sistem yerli ve milli olarak nitelendirilebilecek kendine özgü özellikler içermekte birlikte bazı siyasilerin bakış açıısı bu sistemin tam anlamıyla ve çok kısa zamanda otoriter bir rejime döneceğidir

Platon Yasalar adlı eserinin 3’üncü bölümünde, “Ölçü bir yana bırakılıp, küçük bir gemiye büyük bir yelken, ufak tefek bir bedene fazla yiyecek ve kaldıramayacak adama büyük yetki verilirse, hepsi alt üst olur: biri ölçüyü aştığı için hastalanır, öteki de aşırılıktan kaynaklanan adaletsizliğe sürüklenir” demek suretiyle ölçülü ve dengeli bir yönetimin öneminin hayati olduğunu ifade etmektedir. Öyleyse devlet yetkileri de gücün tek merkezde toplanarak aşırıya kaçmayacağı bir biçimde dağıtılmalı ve adalet güç dağılımındaki denge ile sağlanmalıdır.

Şimdi başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığının en sert uygulaması olan ABD’deki sistemi inceleyelim. Her şeyden önce Başkanın Kongre karşısında siyasal sorumluluğu bulunmamaktadır. Kuvvetler Ayrılığı Sistemi, ise, yasama, yürütme ve yargı sistemlerinin birbirinden bağımsız olmasını ve birbirlerinin görevlerine son verememelerini gerektirmektedir. Başkanın görevine Kongre tarafından son verilemez. Güvensizlik oyu ile görevden alınma da söz konusu değildir. ABD Başkanı’nın ihanet, zimmet ve diğer ağır çürüm ve kabahatlerden dolayı cezai sorumluluğu vardır. Başkan bu suçlardan dolayı mahkum edilirse görevden alınır. Suçlama yetkisi Temsilciler Meclisi’ne aittir. Temsilciler Meclisi, başkan hakkında suçlandırma (impeachment) usulüne karar verince yargı komitesinden rapor ister ve bu rapor sonucu nihai oylamayı yapar. Temsilciler Meclisi tarafından suçlandırılan başkanı yargılama yetkisi Senato’ya aittir. Senato mahkûmiyet kararını hazır bulunanların 2/3 oyu ile alır. Mahkûmiyet kararı verilirse başkan görevden alınır. Başkanın özel işlerinden dolayı hukuki sorumluluğu vardır . ABD uygulamasında ayrı bir erki ifade etmesi ile başkanın yetkileri daima geniş yoruma tabii tutulmuştur. Amerikan Yüksek Mahkemesi de aynı görüşü paylaşmaktadır. Anayasa’da sayılmamış olsa da Anayasa’nın yasaklamadığı bütün yürütme yetkisi başkan tarafından kullanılır. Başkanın başlıca yetkileri: hükümet üyelerini atama yetkisi,baş komutanlık yetkisi, af yetkisi, uluslararası andlaşma yapma yetkisi, uygulama andlaşmaları (Executive Agreements) yapma yetkisi, elçileri kabul etme ve atama yetkisi, kanunların yürütülmesi görev ve yetkisi, atama yetkisi(yüksek dereceli memurları ve yargıçları), kanunları veto yetkisi olarak sayılabilir. Başkanlık Sistemi’nin diğer erki olan yasama, Kongre, Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşmaktadır. Senato genel ve doğrudan oyla seçilen 101 senatörden, Temsilciler Meclisi ise her federe devletin nüfus oranına göre genel oyla seçilen 435 üyeden oluşmaktadır. Kongre üyeleri kanun önerme yetkisine sahiptirler. Önergeler her iki mecliste ayrı olarak ve aynen kabul edilirse başkanın onayına sunulur ve onay ile birlikte yasalaşır. Başkanın, yasaları veto yetkisi vardır. Veto, Senato ve Temsilciler Meclisi’nin 2/3 oyu ile ortadan kaldırılabilir. Senato ise başkanın yaptığı atamaları onaylama yetkisine sahiptir. Dış ülkelerle yapılan antlaşmaların onaylanması ile bütçenin denetlenmesi Kongre’nin yetkisinde olan konulardır. Federal Anayasa Mahkemesi’nin halk ve siyasi organlar üzerinde büyük bir saygınlığı vardır. Anayasa Mahkemesi üyeleri, hayat boyu şartıyla başkan tarafından tayin edilen 1 başkan, 8 yüksek dereceli yargıçtan oluşan 9 üyeli son karar mahkemesidir. Üyeler arasında cumhuriyetçi, demokrat dengesi korunur. Mahkeme başkanı protokol gereği ABD Başkanından sonra gelir. Başkanlık Sistemi görünürde uzlaşamaz nitelikte; yani kuvvetler ayrılığı çerçevesinde oluşturulan bir yönetim şeklidir. Bu kapsamda yasama ve yürüt-me arasında kesin sınırlar tespit edilerek aradaki denge korunmaya çalışılmıştır. Ancak yasama ve yürütme arasındaki ayrılık ve eşitlik ile sağlanan kuvvetlerin sert ayrımı, karşılıklı etkileşim ve baskı gruplarının alacakları tavra göre esneyebilmektedir.

Bana göre, Türkiye’nin sorunlarını üç gurupta toplamak mümkündür. İlki ve bize göre erk lerin, başka deyişle yasama yürütme ve yargının ayrılacağına birleştirilmesinden kaynaklanmaktadır.

İkinci sorun Ekonomik sıkıntılardır. Belki de üç gurup içerisinde çözümü en çok dış faktörlere bağlı olanlardır.

Sonuncusu ise tam bir sorunlar yumağıdır ve inceleme dışı bırakılmıştır. Uluslararası terörizm şu anda bütün dünyanın sorunudur ve Türkiye bunu kendi başına çözemez. Çıkarları bir kenara bırakıp ortak hareket etmeyi gerektirir.

Belki de bütün mesele herkesin sorunları ayrıntısıyla bilmesi, ancak ucuz siyasi sebeplerle önceliğin nerede olduğu hakkında karar veremeyişidir

TÜRKİYE’NİN PROBLEMLERİ VE ÇÖZÜMLERİ

14 Pazar Ağu 2022

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ 1 Yorum

                                                    

   Problemler ve onların muhtemel çözümleri, pek çok disiplince sanat olarak değerlendirilmekte çözümlerinde buna göre belirli bir estetiği taşıması beklenmektedir. Siyasi problemler ise bu sınıflandırmanın tamamen dışındadır ve hiçbir estetik kaygusu taşımazlar. Onlar vardır ve siyasi kadrolar onları çözmek zorundadırlar.

Türkiye, siyasi problemlerinin çokluğu açısından kolaylıkla dünyada ilk beşe girebilecek durumdadır. Bu nedenle sorunların bir arakesitini bulmak gerekir. Yıllardır politika yazıları yazan biri olarak, kesin olarak söyleyebileceğim, problemlerin hepsinin siyasetçiler tarafında tarafından icat edilmiş olmasıdır. Amaç ise açıkça güç sahibi olmak ve bu gücü sonuna kadar kullanabilme, arzusudur.

Dünyanın hiçbir yerinde problemlerin hepsine birden saldırmak ve çözüyor görünmek gibi bir yöntem yoktur. Her şeyden önce sorunlarınızı guruplara ayırmak ve her gurubu tek tek ele almak zorundasınız. Eğer iyi bir siyasetçi iseniz önceliklerin tayininde yanılmazsınız ve bir zaman kesitinde her şeyi çözersiniz.

İşer o denli karmaşık hale gelmiştir ki yüzüme bak nasıl çözüldüğünü görürsün veya gözlerimdeki ışıltıyı gör işte çözüm budur gibi söylemleri bin bir türlü zorluklar içerisinde yaşamaya çalışanlara, asla yediremezsiniz.

Görüldüğü kadarıyla Türkiye üç gurup siyasi sorunlar yumağını her yönüyle ve boyutuyla yaşamaktadır.

   Bunlardan ilki dış politik meselelerde hangi stratejik kararın ön aldığının bir türlü anlatılamamasıdır. Korkum o ki çoğu zaman dini motifler dikkate alınarak bir yol çizilmeye çalışılmaktadır ve bu yol korkarım ki hep Sünni -ihvan çizgisi ile kesişmektedir. Bu yazıda bunu incelemeyeceğiz

   Bir başka gurup ekonomik problemlerin, yapılan yoğun yanlışlıklar yüzünden bir türlü rayına oturamamasıdır. Sayın Cumhurbaşkanının Nass orada dururken kimse benden faiz arttırımı beklemesin söylemi başlangıçta masum bir dini talep gibi gözükmüş sonra Anayasanın değiştirilemez maddelerine aykırı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yazıda bu konuda inceleme dışı bırakılmıştır.

   Son problem gurubu ise üç siyasi erk in yani yasama yürütme ve yargının kesin çizgilerle birbirinden ayrılmasıdır. Ancak %52 ile itelenerek geçen anayasa değişikliği ve adına bir türlü dilimin dönmediği Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminde erg lerin ayrılmak yerine birleştirilmesi tercih edilmiş, özellikle yargı hızla tahrip olmaya başlamıştır.

Şimdi meseleyi biraza basitleştirip bir çözüme ulaşmaya çalışalım. Hakim ve savcıların özlük haklarını ve tayin ve terfilerini yapacak bir mekanizmaya ihtiyaç vardır ve Hakimler Savcılar Kurulu bu iş için Anayasa gereği kurulmuştur.

Dünyadaki örneklerine bakıldığında ilk üçe olmasa bile ilk ona girebilecek çok ilginç bir teşkilattır. Birisi Adalet Bakanı diğeri Adalet bakan yardımcısı olarak devamlı masada oturan ikisi dışında toplam 11 kişinin, dördü sayın Cumhurbaşkanı yedisi TBMM tarafından dört yıl için seçilir.

Buraya kadar sadece evliliği çok gecikmiş hanım kızlar gibi sadece mevcut şartlara söylenip, resmi tanımıyla tespit yaptık. Ancak artık çözüm içinde bir şeyler söylemek lazım ve oda başka bir zaman ama mutlaka seçimlerden çok önce

AKP’ NİN DIŞ POLİTİKASI ABD Genel Bakış 2

06 Cumartesi Ağu 2022

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Geleneksel olarak, ABD de kim başkan seçilirse seçilsin, Rusya’nın gelişmesinden çok rahatsız olduğunu bulduğu her fırsatta açıklarlar. Aslında rahatsız oldukları Rusya’nın büyümesi ve gelişmesi değil, Rusya- Çin iş birliğinin artmasıdır. Hatta adı ne olursa olsun bu iki ülkenin askeri iş birliğini geliştirmeleri Amerikan yönetiminin kabusudur.

Doğal olarak İsrail’in, Ortadoğu’nun Baş belası Türkiye ile aralarında kontrol edilebilir bir tampon olması her fırsatta doğrudan veya dolaylı olarak işlenen konulardan biridir.

Son olarak pek belli olmamakla beraber yakın gelecekte mutlaka çok taraflı bir savaş çıkaracak olan su meselesidir ve bunun olması fazla zaman almayacaktır.

Türk dış politikası ikinci körfez harekâtından bu yana çok zorlu sınavlardan geçmiş ve başarısız olmuştur. Bunun ana nedeni, ülkeler hakkındaki siyasi görüşlerin ve alınan pozisyonların, sabah başka akşam başka olmasıdır. Aslında uzak veya yakın herhangi bir devletle kurulacak ilişkiye duygular egemen olamaz, sadece çıkarlar arasında bir denge kurulmaya çalışılır.Başka bir deyişle diplomasi de siyah veya beyaz yoktur yapılan siyasi manvralar grinin tonları üzerinde dolaşılır.

Ülkenin bir duruşu vardır ve bu duruş, dışişleri bürokrasi tarafından belirlenir, siyasi iktidarlar kendi kafalarındaki politikalara göre çok ufak rota değişiklikleri yaptırırlar, böylece herhangi bir konuda ülke görüşü ortaya çıkar. Bu görüş en alt seviyedeki veya en üst seviyedeki bürokratlar tarafından aynen uygulanır ve her zeminde savunulur. İktidar da olan siyasi görüşün temsilcileri de esasen kendilerinin belirlediği bu görüş çerçevesinde konuşurlar. Seçmene dönük birtakım hesaplarla ana politikaya aykırı demeç verilmez hele ağzına gelen söylendikten sonra söylediklerim yanlış anlaşıldı veya gazeteciler söylediklerimi çarpıttı, hiç denmez.

Doğal olarak belirlenen politikaya, ki o artık ülkenin o konudaki görüşüdür, ana muhalefet partisinin ise, uyma zorunluluğu yoktur. Her zaman, özellikle, politika belirlenirken, tam tersi savunulabilir, bunun bir sakıncası yoktur. Uluslararası politika bunu anlar ve bu da muhalefetin görüşüdür diye not eder.

Son yirmi yılda olup bitene ve uluslararası saygınlık açısından geldiğimiz yere bakılırsa, Yönetici kadrolarının ülkenin dış politikasına değil yön vermek, mevcudu bile uygulayabilecek durumda olmadığı görülür. Her şeyden önce parti kurmayları, dışişleri bürokrasisini anlamaya hiç niyetli olmadıklarını ve artık çok taraflı uluslararası ilişkiler değil, Sünni Müslüman devletlerle dış politikasız bağlantılar kurmaya başlama zamanının geldiğini söylemiş, bu Monşer ler le bu iş yürümez onun için kendi kadromuzu kuracağız da denmiştir.

  Bu söylemin beklenen adımları hızla atılmış, son derece deneyimli sefirlerden işe yeni başlayan meslek memurlarına kadar tüm Dışişleri kadrosu ilk günden değiştirilmeye başlanmış, sonuçta ortaya bu günkü durum çıkmıştır.

  Irak bu karmaşanın en belirgin örneklerinden biridir. Her şeyden önce merkezi Irak hükümeti ile ilişki kurulması gerekirken ve bu yapılıyor görüntüsü verilirken, Kuzey Irak’ta yerleşik 20 Kürt aşiretinden biriyle, Barzan aşiretiyle ilişki kurulmuş ve aşiret reisi zamanla çeşitli yöntemlerle büyütülüp beslenerek, bu günkü Başkan Barzani olmuş, Eylül 2017 de bağımsızlık referandumu yapacağını ilan ederek icat ettiği haritada Türkiye’den Güneydoğu vilayetlerinin tamamına yakınını referandum bölgesi içerisinde göstermiştir.

   Bu duruma Hükümet kanadı cılız tepkiler gösterirken Muhalefetin hiç sesi çıkmamıştır. Ayni kadro Diyarbakır’da kürdistan kurultayı düzenlerken ve güneyde kurulmasının hayal edildiği kürdistan kuzeyin yani T.C. topraklarının nasıl ve ne zaman tartışılacağı konuşulurken buna da Hükümetten bir tepki olmadığı gibi ana muhalefet partisi böyle bir konunun farkında bile olmamıştır.

   İktidar ve ana muhalefet partisinin, kendilerine özgü bir Kürt politikasının olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur. Ancak görünen o ki AKP sadece Sünni Müslüman ve ihvan a yakın topraklarla ilgilenirken bu arada o bölge ile petrol ticareti yapmayı sürdürmekte, inşaat işlerinin çoğu bilinen müteahhitlere verilmekte, Süleymaniye’de yerleşik ve ne yaptığı bilinmez eski bir gazeteci de baş danışman olabilmektedir. Bu durumun Türkiye ve Irak arasındaki diplomatik ilişkilerle bir alakası yoktur ve görünen o ki zaten bu ülkeyle diplomatik bir ilişkide yoktur.

   CHP ye gelince şimdilik mahcup tavırla Kürtlere bazı hakların verilmesinden silahların susmasından bahsedilmektedir. Bu konuda yapılacak çok şey ve atılacak çok adım olmasına rağmen hiçbir platformda hiçbir tepkiye rastlanmamaktadır. Ayrıca son zamanlarda sık sık zaten asker eski asker değil çok zayıfladı güç kaybetti denerek sanki gelecekteki bazı siyasi manevraların şimdilik alt yapısı hazırlanıyor, görüntüsü de verilmektedir.

   CHP yönetimi hiçbir zaman anlayamadığımız bir nedenle dış politikaya ve gelişmelere soğuk bakmış tepkileri ise cılız hatta kimi zaman tuhaf olmuştur. Bu konu hakkında olay bazında detay yorumlara girmek istemeyiz ancak kadrosundaki çok değerli sefirlerden azami şekilde yararlanması ve iktidarı tenkit şeklini mahcubiyetten kurtarması bize göre hemen yapılması gerekenlerdendir.

    Sonuç olarak Türk Irak ilişkileri gerek iktidardaki parti gerekse ana muhalefet partisi açısından yoktur sadece bazı aşiretlerle ahbap çavuş ilişkileri vardır ve bu da dış politika değildir

   Suriye ile ilişkiler ise apayrı bir maceradır. Başlangıçta sınırlar kaldırılıp ortak Bakanlar Kurulu toplantıları yapılırken, Başkan Esad, Esed olmuş ve her şey değişmiştir. El yordamı ve günlük politik kararlarla konu buraya gelmiş, TSK Suriye’ye sokulmuş ancak ne yapacağı konusunda siyasi hedef verilmemiştir. Bu sınır ötesi operasyonlarda bir ilktir. Bu konu ana muhalefet partisi tarafından gündeme getirilmemiş sadece CHP genel başkanı tarafından askerin oraya ölmeye yollandığı söylenmiştir.

   Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunların bu kadar karmaşık hale gelmesinden biz raporu hazırlayanların görüşüne göre, Ana muhalefet de iktidar kadar sorumludur ve bu sorumluluğu hiç anlamamışlardır.

Sonuç olarak 

  Dış politikanın, iktidar partisi tarafından, kimi zaman anlaşılan kimi zaman da anlaşılmayan günlük politikalarla yürütüldüğü, hatta çoğu zaman olayların oluruna bırakıldığı, Türkiye’ de, sonucu ve yapılması gerekenleri anlatan bu bölümde, yapılacak şey, tespitlerle başlamaktır.

   Birkaç gün önce doksan dördüncü yılını kutladığımız genç cumhuriyet, hiç de öyle sanıldığı kadar kolay kurulmamıştır. Bu günlerde pek moda olan, nedenini ve bir türlü anlayamadığımız, Osmanlı hayranlarının o dönemdeki yöneticileri, istenen her şeyi emir kabul edip derhal yerine getirmelerine rağmen, bu ülkenin insanları, bütün yorgunluklarını, yokluğu, verdikleri şehitleri unutup, durumu içlerine sindirememiş, dünyanın ve bu ülkenin büyük çoğunluğunun, asrın lideri olarak, önünde eğildiği, büyük Atatürk etrafında birleşmiş ve bir ülkeyi yoktan var edip saygın sözü dinlenir olmasını sağlamıştır.

   Yapılmak istenen nedir, hemen sorulması gerekli ilk sorudur. Ortada 2023 hedefleri dolaşmakta ve bunun Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetten farklı olacağı, devletin vatandaşa ve haklarına göre değil, ümmete ve haklarına göre şekilleneceği el altından yayılmaktadır. Günlük yaşamda akla gelen her şey dini kisveye büründürülmekte her türlü açıklama dini motifler kullanılarak yapılmaktadır. İş o kadar ileri gitmiştir ki kadınlara saldırılar çocuklara tecavüz günlük olaylar haline gelmiş buna iktidar partisinin bir kanadı destek verirken, ana muhalefet hiçbir yorum yapmamış hatta sesini dahi çıkarmamıştır. Devlet protokolünün en üstünde yer alanlar, bazı padişahlardan sevgi ve saygı ile bahsederken, Atatürk devrimlerinin bu ülkeyi cahilleştirdiği savunulmaya başlanmıştır. Örneğin harf devrimiyle bu ülkenin geçmişini ve edebiyatını kaybettiği, fesin şapkaya göre daha İslami bir giysi olduğu savunulur olmuştur.

Bu toplumun bütün bunları kabullenemeyeceği bilindiği halde neden şartlar zorlanmaktadır, bu anlaşılamamıştır ve Ana Muhalefet partisinin neden bunların hiçbirine omurgalı bir çıkış yapmadığı ise hiç anlaşılamamıştır.

   Doğruları ve yanlışları olan on beş yıllık bir yönetimin, dış politika gibi uzmanlık isteyen son derece zor ve ağdalı bir konuda, yaptığı yanlışlıkları sıralayıp, hiç bir şey yapmayan, olaylar tersine dönüp hızla kaosa doğru sürüklenildiğinde, kendilerini aydın olarak tanımlayan tuhaf kişi ve guruplarla, ah ben söylemiştim beni dinlemediler demek, hele hele ana muhalefet partisi iseniz konulara sadece mahcup ifadelerle dokunup yapıcı hiç bir eleştiri ortaya koymamak, sadece biz sırada insanlara göre değil, herkese göre yanlış bir tutumdur. Bu nedenle konuya tamamen başka bir açıdan bakmak gerekir;

   Uluslararası İlişkiler fakültelerinde ilk öğretilenlerden biri, hangi siyasi görüşü benimserseniz benimseyin, Hariciye bürokrasisine, gerektiğinde onun arkasında durup lafının dinlenmesini sağlayan askeri bürokrasinin, kadrolarına, hiç dokunmamalısınız. Bunların kendilerini yeniden toplaması için geçen zaman sizin belki de her şeyi kaybedeceğiniz zaman olacaktır. İktidar partisi bir kısmı kendi içindeki kızgınlıklardan bir kısmı da, üst akıl adını taktıkları birilerinin telkiniyle, her ikisine de dokunmakla kalmamış dağıtıp geçmiştir.

   Adı geçen fakültelerde öğretilen bir başka yazılmamış kural, devletin bir konudaki tavrını göstermek istediğinizde söylediğinizden asla vaz geçmemelisiniz hele tam tersini asla söylememelisiniz. İktidar partisinin konuya ilişkin yaklaşımlarını tek tek inceleyecek değiliz ancak, çok ve sık yapılması nedeniyle uluslararası ilişkilerdeki en önemli şey olan güven kaybolmuştur ve Türkiye artık sözüne güvenilemez ülkedir. Bilindiği gibi dünyada sadece Sünni Müslümanlar veya ihvan taraftarları yaşamamaktadır. Çeşitli bölgelerdeki çıkarlarınızı savunmak için bazen konuyla alakası olmayan ülkelerle birlikte hareket etmek zorunda kalırsınız. Ancak söylediğiniz ve yaptığınız uymuyorsa size güvenilmez ve kimse de sizi dinlemez. Türkiye’nin 15 senede geldiği durum budur. Ana muhalefet partisi buna karşılık ne yapmıştır bilinmez ama kamuoyuna yansıyan bir şey yapmadığıdır. Siyaset bilimine göre bir parti iktidara sadece yapılanları tenkit ederek gelemez daha somut öneriler ortaya koymalı daha dik duruş sergilemelidir.

   Bu arada sürekli suskun kaldığını söylediğimiz ana muhalefet partisi, belki de kapalı kapılar ardında söyleyeceklerini en ağır biçimde söylüyordur. Bu doğru ise dahi, uygulanan siyasi tavır gene de yanlıştır. Kamuoyu, CHP’ nin herhangi bir olayda ne tepki gösterdiğini açıkça bilmek istemekte, bunu görmediği, duymadığı ve okumadığı zaman gene bir şey yapılmadı izlenimine kapılmaktadır. Yakın hatta çok yakın dönemde bu görüşün biz sıradan insanların kafasından silinmesi için gereken her şey yapılmalıdır.

Neticede Türkiye siyasi miyopların önderliğinde neredeyse 50 yıldır karanlık ve dar bir tünelde hızla duvarlara tutunarak ileri doğru düşe kalka koşmaya çalışmaktadır. Evet bu tünelin bir sonu vardır ve sonunda ışık gözükmektedir. Anlaşılamayan nokta görülen ışık tünelin ucumu dur yoksa karşıdan gelen hızlı tren midir?

Abone Ol

  • Entries (RSS)
  • Comments (RSS)

Arşivler

  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Temmuz 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Nisan 2022
  • Mart 2022
  • Şubat 2022
  • Ocak 2022
  • Aralık 2021
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021

Kategoriler

  • Öykü
  • Uncategorized

Meta

  • Hesap oluştur
  • Giriş

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

  • Abone Ol Abone olunmuş
    • hulkiergun
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • hulkiergun
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Bu içeriği rapor et
    • Siteyi Okuyucu'da görüntüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle