Bundan önceki yazıda problemleri çok kalın çizgileriyle ortaya koymuş ve çözümün ne olacağını başka zamana bırakmıştık. Tatbikî bu görüş kuru mantık açısından bile tümüyle yanlıştır. Hiç bir problemin, eğer bu problem siyasi ise, çözüm tek değildir ve bir bakışta veya bir makalede asla ortaya çıkmaz. Yapılması gereken durumun sağlıklı bir analizini yapıp değerlendirmeye bırakmaktır. Bir yerde birileri mutlaka bir sonuca ulaştıracaktır.

T.C  her nedense yeni bir yönetim sistemi bulmalıydı hemde acilen.Bu yeni sistemde ayrı kişiler tarafından farklı dengelerle yapılması gerekli işler Cumhurbaşkanında toplanmalı ve Cumhurbaşkanı halk tarfından seçilmeli  idi.Zor bir coğraafyada binbir sorunla uğraşan  bir ülkenin neden yönetim sistemini değiştirdi o günlrde anlaşılamdığı gibi bu gün de üzerindetartışmalar sürmektediri

Türkiye’de 2007 yılında gerçekleştirilen anayasa değişikliği ile Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kabul edilmiştir. Bu durum mevcut sistemin parlamenter sistemden uzaklaştığı şeklinde değerlendirilmiştir64. Yürütme organının başı olan

16.04.2017 tarihli halk oylaması ile kabul edilen anayasa değişikliği neticesinde hükümet sistemi değişmiştir. 24.06.2018 tarihinde yapılan seçimler sonucunda seçilen Cumhurbaşkanının 09.07.2018 tarihinde göreve başlamasıyla birlikte yeni hükümet sistemi yürürlüğe girmiştir. Yürürlüğe giren bu yeni hükümet sistemi “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” olarak adlandırılmaktadır. Türk tipi başkanlık sistemi” olarak da anılan sistem yerli ve milli olarak nitelendirilebilecek kendine özgü özellikler içermekte birlikte bazı siyasilerin bakış açıısı bu sistemin tam anlamıyla ve çok kısa zamanda otoriter bir rejime döneceğidir

Platon Yasalar adlı eserinin 3’üncü bölümünde, “Ölçü bir yana bırakılıp, küçük bir gemiye büyük bir yelken, ufak tefek bir bedene fazla yiyecek ve kaldıramayacak adama büyük yetki verilirse, hepsi alt üst olur: biri ölçüyü aştığı için hastalanır, öteki de aşırılıktan kaynaklanan adaletsizliğe sürüklenir” demek suretiyle ölçülü ve dengeli bir yönetimin öneminin hayati olduğunu ifade etmektedir. Öyleyse devlet yetkileri de gücün tek merkezde toplanarak aşırıya kaçmayacağı bir biçimde dağıtılmalı ve adalet güç dağılımındaki denge ile sağlanmalıdır.

Şimdi başkanlık sisteminde kuvvetler ayrılığının en sert uygulaması olan ABD’deki sistemi inceleyelim. Her şeyden önce Başkanın Kongre karşısında siyasal sorumluluğu bulunmamaktadır. Kuvvetler Ayrılığı Sistemi, ise, yasama, yürütme ve yargı sistemlerinin birbirinden bağımsız olmasını ve birbirlerinin görevlerine son verememelerini gerektirmektedir. Başkanın görevine Kongre tarafından son verilemez. Güvensizlik oyu ile görevden alınma da söz konusu değildir. ABD Başkanı’nın ihanet, zimmet ve diğer ağır çürüm ve kabahatlerden dolayı cezai sorumluluğu vardır. Başkan bu suçlardan dolayı mahkum edilirse görevden alınır. Suçlama yetkisi Temsilciler Meclisi’ne aittir. Temsilciler Meclisi, başkan hakkında suçlandırma (impeachment) usulüne karar verince yargı komitesinden rapor ister ve bu rapor sonucu nihai oylamayı yapar. Temsilciler Meclisi tarafından suçlandırılan başkanı yargılama yetkisi Senato’ya aittir. Senato mahkûmiyet kararını hazır bulunanların 2/3 oyu ile alır. Mahkûmiyet kararı verilirse başkan görevden alınır. Başkanın özel işlerinden dolayı hukuki sorumluluğu vardır . ABD uygulamasında ayrı bir erki ifade etmesi ile başkanın yetkileri daima geniş yoruma tabii tutulmuştur. Amerikan Yüksek Mahkemesi de aynı görüşü paylaşmaktadır. Anayasa’da sayılmamış olsa da Anayasa’nın yasaklamadığı bütün yürütme yetkisi başkan tarafından kullanılır. Başkanın başlıca yetkileri: hükümet üyelerini atama yetkisi,baş komutanlık yetkisi, af yetkisi, uluslararası andlaşma yapma yetkisi, uygulama andlaşmaları (Executive Agreements) yapma yetkisi, elçileri kabul etme ve atama yetkisi, kanunların yürütülmesi görev ve yetkisi, atama yetkisi(yüksek dereceli memurları ve yargıçları), kanunları veto yetkisi olarak sayılabilir. Başkanlık Sistemi’nin diğer erki olan yasama, Kongre, Senato ve Temsilciler Meclisi’nden oluşmaktadır. Senato genel ve doğrudan oyla seçilen 101 senatörden, Temsilciler Meclisi ise her federe devletin nüfus oranına göre genel oyla seçilen 435 üyeden oluşmaktadır. Kongre üyeleri kanun önerme yetkisine sahiptirler. Önergeler her iki mecliste ayrı olarak ve aynen kabul edilirse başkanın onayına sunulur ve onay ile birlikte yasalaşır. Başkanın, yasaları veto yetkisi vardır. Veto, Senato ve Temsilciler Meclisi’nin 2/3 oyu ile ortadan kaldırılabilir. Senato ise başkanın yaptığı atamaları onaylama yetkisine sahiptir. Dış ülkelerle yapılan antlaşmaların onaylanması ile bütçenin denetlenmesi Kongre’nin yetkisinde olan konulardır. Federal Anayasa Mahkemesi’nin halk ve siyasi organlar üzerinde büyük bir saygınlığı vardır. Anayasa Mahkemesi üyeleri, hayat boyu şartıyla başkan tarafından tayin edilen 1 başkan, 8 yüksek dereceli yargıçtan oluşan 9 üyeli son karar mahkemesidir. Üyeler arasında cumhuriyetçi, demokrat dengesi korunur. Mahkeme başkanı protokol gereği ABD Başkanından sonra gelir. Başkanlık Sistemi görünürde uzlaşamaz nitelikte; yani kuvvetler ayrılığı çerçevesinde oluşturulan bir yönetim şeklidir. Bu kapsamda yasama ve yürüt-me arasında kesin sınırlar tespit edilerek aradaki denge korunmaya çalışılmıştır. Ancak yasama ve yürütme arasındaki ayrılık ve eşitlik ile sağlanan kuvvetlerin sert ayrımı, karşılıklı etkileşim ve baskı gruplarının alacakları tavra göre esneyebilmektedir.

Bana göre, Türkiye’nin sorunlarını üç gurupta toplamak mümkündür. İlki ve bize göre erk lerin, başka deyişle yasama yürütme ve yargının ayrılacağına birleştirilmesinden kaynaklanmaktadır.

İkinci sorun Ekonomik sıkıntılardır. Belki de üç gurup içerisinde çözümü en çok dış faktörlere bağlı olanlardır.

Sonuncusu ise tam bir sorunlar yumağıdır ve inceleme dışı bırakılmıştır. Uluslararası terörizm şu anda bütün dünyanın sorunudur ve Türkiye bunu kendi başına çözemez. Çıkarları bir kenara bırakıp ortak hareket etmeyi gerektirir.

Belki de bütün mesele herkesin sorunları ayrıntısıyla bilmesi, ancak ucuz siyasi sebeplerle önceliğin nerede olduğu hakkında karar veremeyişidir