AKP iktidara geldiğinde, ne anlama geldiğini tam olarak sindiremeden, en önemlisi konu hakkında hiçbir deneyimi ve yetişmiş kadrosu olmadan, Proaktif dış politika uygulayacağını açıklamış ve seçim programına böylece girmişti.

     Ancak deneyimsizliğin etkisiyle sorunlar uygulama ile beraber başladı.Her şeyden önce değil dışişleri politikalarını belirlemek ve uygulamak,devlet tecrübeleri bile yoktu.Ancak bunun önemide onlara göre pek yoktu.Her kamera görüşlerinde boyunlarındaki damarlar kabarıncaya kafdar bağırarak ayni şeyi söylüyorlardı

“Bizi halk seçti kardeşim,neyi nasıl istersek öyle yaparız.

Parti yönetim kademelerinden sıkça,bu monşerlerle iş yürümez kendi kadromuzu kuracağız sesleri yükselmeye başladı.Bu saygıdeğer bayanlar ve baylar ,ana merkezlere atanacak bir sefir veya sefirenin kaç senede o hale gelebildiğini, bile bilmiyorlardı .

Bu bahsedilen kadronun, daha sonraları Prag ve Kualalumpurda nelere mal olduğuna da bir göz atmak gerekir.Her iki ülke, uzun süre bu iki dışişleri mensubu olmayan sefir ve sefireye  agreman vermedi.Uluslararası diplomasi pratiğine göre bunun anlamı tek bir kelime ile açıklanırdı

“değiştir”

Doğal olarak bu basit talep, deneyimsiz kadrolar tarafından anlaşılamadığı için ülkelerin dış işleri bakanlıkları ile istişareler yapıldı hatta araya adamlar konduğu bile dillendirildi.Sonuçta bu sefir ve sefireye agreman verildi ancak görevde oldukları sürece maslahatgüzar muamelesi gördüler. Aslında ,bu yalnız ve güzel ülke bu kadar itilip kakılmayı ,sebep ne olursa olsun, hak etmemişti

Her şey tamammış gibi ,Nedeni pek anlaşılmamakla beraber siyasi çevrelerde bir yeni moda daha çıkmıştı.Artık herkes ben osmanlı torunuyum diye haykırıyordu.Sonra ortaya yeni abdülhamitçilik çıktı.Doğal olarak kimsenin ne olduğu konusunda en  ufak bir fikri yoktu.Sanırım hala da yok.

.Doğal olarak proaktif dış politika uygulayan başka deyişle ön alıcı politik manevralarla olayları çözen Türkiye gibi bir ülkeye sadece sıradan bir bölgesel güç olma sınırına kadar izin verileceğini de anlamak gerekti ve böylede oldu,egemenler paylaşmak istiyorlardı ancak bunu kendi aralarında yapmayı tercih ediyorlardı.

Çok taraflı dış politika Türkiye için yeni uygulanan bir politik aparat değildir.En azından bizim için önemli olan Cumhuriyetin kuruluşundan beri uygulanıyor olmasıdır. Ancak son yirmi yılda çok taraflı ululararası ilişkiler ile taraf ülkeleri ilişkiye zorlamak iyiden iyiye karıştırılmaktadır. Hele dini motifleri zorlama unsuru olarak kullanmak, ülke liderleri arasındaki ahbap çavuş ilişkilerinin öne çıkması,ülke çıkarlarının geride kalması çoğu zamanda kaybolmasıtopluca zarar edilmesini getirmektedir. Örneğin bu aralar Türkiye ve Rusya federasyonu çok yakın ilişkiler içerisindedir.Ve acıdırki biz bu ilişkilerdeki aşırı kırılganlığı göremiyor bu ülkeyede ömür boyu dost gözüyle bakıyoruz.Bazen hayret ediyorum insanlar hiç mi tarih okumazlar.

Benzer durum ABD ile olan ilişkiler içinde geçerlidir. Rusların aksine amerikalılar hızla büyük düşman koltuğuna doğru hareket halindedir .Türkiye acil ihtiyaç olarak S 400 ü seçmesiyle birlikte amerika eski planı dolaptan çıkarmış hızla Bizi köşeye sıkıştıracak manevraları arka arkaya yapmaya başlamıştır.Önce israil baskısıyla F35 projesinden atmış sonra CATSAA yaptırımlarını yürürlüğe koymuş ve uluslararası platformlarda yoğun bir sıkıştırma operasyonlarına başlamıştır.Buna karşılık bizim ne yaptığımıza gelince, cevap hiç birşeydir.

Son büyük kavga hazır alınacak 40 adet F-16 blok 70 ve 80 modernizasyon kiti alımında çıkacağa benzer.Başkan Bidenin gönülsüz yaptığı herhalinden belli açıklamasına göre bu hazır uçakları ve modernizasyon kitlerini vermek ABD çıkarlarına uygundur.Ancak seçim arifesi, rum ve ermeni lobileri farklı düşünmektedirler.Onlara göre,evet bu F16 paketi türkiyeye verılebilir ancak bu uçaklar ege ve doğu akdenizde uçamaz ve nato görevlerinde yer alamazlar.

Bu lobi yorumu ,  hemen siyasi duruş haline getirilerek temsilciler meclisinden ve senatodan hızla geçerek kanunlastı.Doğal olarak bu haliyle bu durum Türkiyenin baslangıç isteklerini hiç bir yönüyle  tam olarak karşılamıyordu.

Uçak konusu, biraz fazla hassas olduğundan  üzerinde biraz daha durmak ve düşünmek gerekecektir.Türkiye çok uzun zamandır ABD nin servis dışı bıraktığı uçakları kullanmıştır.

F 16 projesi ile bu bir ölçüde değişmiş ancak politik çaresizlikten yeni uçak alamamış eldeki Phantom ları israilde modernize ettirerek envanterde tutmaya devam etmiştir. Her nekadar biraz şişirme bir uçak olan F35 in üretimindede rol alarak beşinci nesil bir uçağını envanterine katmak üzere anlaşmaları imzalamıştır.Ancak  durum İsrail in orta vadeli planlarıyla ve Yunanistanın ezeli ebedi Megalo idea sıyla ters düşmüş yoğun lobi faaliyetleri sonucu Türkiye projeden çıkarılmıştır( atılmıştır.)

Kendi beşinci nesil uçağımız 2023 de hangardan çıkacak,2030 daHava Kuvvetlerine teslim  edilecektir.Siyasi  konjektürün bu kadar gergin olduğu bir dönemde mutlak ihtiyacı için türkiyenin başka kaynaklara başvurması kaçınılmaz okacaktır .Doğal olarak kati ihtiyacı bilmem,bilsem bile yazmam olanaksız.Tahmınim 150 dolayında beşinci nesil uçak geçiş dönemi için yeterli olacaktır .

Bir şey artık çok açık görülmeye başlamıştır. ABD artık Kasabanın şerifi tavrıyla ortalarda dolaşıp şunu al veya bunu alma emirlerini vermekten uzaklaşmaktadır ,uluslararsı siyasi konjektür ve güçler dengesi iyiden iyiye doğuya kaymaktadır.Türkiyenin uçak tedariki ile bu yapıyı birlikte okuduğunuzda ortaya çıkan durum Rus ve çin uçaklarının şansının baya çok olduğu görülmektedir.Böyle bir seçim yılların diyalogunu “ver vermem veya veririm ama senato kabul etmez” sona erdirecektir.Doğal olarak bir zamanlar supergüç olan ,sonraları avengelist kapitalist karışımı tuhaf bir yapıya dönüşen bu göçmen ülkesi, Türkiyeye bir şekilde ödetmeye çalışacaktır.Bunu nekadar becerir bilemem ancak düşündüğü her şeyi yapamıyacağı kesindir.Ne Türkiye eski Türkiye ne Dünya eski şerifin kasabasıdır artık.

AKP iktidarının dış politikası nın birinci bölümünde büyüklerin koyduğu kurallara göre küçüklerin oyunu nasıl yanlış oynadığı anlatmaya çalıştık

İkinci bölümde büyüklerin nasıl oyun kurduklarını ve diğerlerini nasıl o oyunu oynmaya zorladıklarını göreceğiz .