Kitleleri, siyaseten etkilemenin en etkili yollarından biri, “Yönetimdeki siyasal iktidarın dış politika başarılarını abartarak anlatmak, bunun için bölgede herkes bizim sözümüzü dinler algısını yaratarak dağınık oyları bir araya toplamak ve iktidara yürümek” olarak özetlenebilir. Doğal olarak iş orada bitmez, bir sonraki adım, aslında bizi bütün dünya dinliyor algısının yaratılmaya başlamasıdır. Seçim zamanı geldiğinde yönetimdeki partinin yöneticileri özellikle genel başkanı artık bölgesel liderlikten dünya liderliği aşamasına çıkarılmıştır. Kolaylıkla anlaşılabildiği gibi bu sadece bir illüzyondur ve dış politika bilgi, görgü ve deneyimle şekillenir. Ne kadar satış başarılı olsa da diplomasi alanında hiçbir işe yaramaz

Bu yazı Türk dış politikasının genel anlamda fotoğrafını çeken bir Rapordan alıntılanmıştır.

Bu raporu kimin hangi maksatla yazdığı hangi siyasi partiye verildiği o siyasi partideki yönetim değişikliği, raporun şu anda nerede olduğu hiç de önemli değildir. Amaç bu olaya bir bütün halde bakmayı sağlamak ve gerçekten AKP yönetimindeki Türk dış politikasının nerelere gittiğini veya nerelere gidemediğini anlayabilmektir.

Bilindiği gibi, Türkiye, siyaseten dünyadaki en problemli, Ortadoğu, Azerbaycan Kafkasya üçgeninin tam ortasındadır ve kötü bir tesadüf, hepsiyle de sınır komşusu dur. Bu bölgede, tarihin hiçbir döneminde, sular durulmamış, barış, özgürce yaşam hakkı gibi temel insani değerler var olmamıştır. Buna karşılık, bölgede yaşamayan bazı ülkeler, orta ve uzun vadeli çıkarlarının vaz geçilmez olduğunu, bölge ülkelerine dayatmış, bir şekilde de kabul ettirmiştir. Bunun sağlanması maksadıyla uygulanan yöntemler hep aynıdır. O ülkelerde, kimi zaman askeri darbeler yaptırılmış kimi zamanda iktidarlar defalarca değiştirilmiş ve özellikle 20 inci yüzyılın başından itibaren, uygulanan politikaların, bu uzak ülkelerin çıkarlarına aykırı olmaması, mutlaka bir biçimde dayatılmıştır. Bu arada o üçgenin içinde yaşayan insanlar bu haksızlık ve adaletsizliğe zaman zaman başkaldırmışlar ancak acımasızca ezilmişler ve akan kanda bu nedenle hiç durmamıştır. Doğal olarak bu vahşi tutumun bölge İnsanlarına bir şekilde satılması gerektiğinde, her zaman onlar diktatördü biz size demokrasi getiriyoruz söylemi geliştirilmiş, tuhaftır ki bölge ülkelerine hiçbir zaman barış özgürlük ve adalet gelmemiştir.

Ortadoğu bu üçgenin şartları en sert olan bölgesidir ve Türkiye’de ve bölgedeki problem odaklı iki ülkenin sınır komşusudur. Yıllardır çeşitli toplantılarda, bir şekilde katılımcılara gösterilen bölünmüş Türkiye haritası, bölgede, kendilerine göre yaşamsal çıkarları olan bazı ülkelerin bu bölünmeyi el altından destekledikleri hatta bölgesel aktörleri de kışkırttıkları yadsınamaz kanıtıdır.

Peki buna karşın Türkiye ne yapmıştır. Bölgede olmayan ülkelerin çıkarlarına uyum mu sağlamıştır, karşımı gelmiştir, sorusunun tek bir cevabı yoktur. Kimi zaman denileni yapmış, kimi zamanda yapmamıştır ve yapmadığı zaman mutlaka bir bedel ortaya çıkmış ve o bedel ödetilmiştir.

   Türkiye ve Irak arasındaki siyasi ilişkiler tarihin hiçbir döneminde, huzurlu ve dostane olamamıştır. Osmanlı idaresi altında geçen uzun yıllar sakin gibi görünse de bölge aşiretleri özellikle, bu toprakları arka bahçesi sayan birileri tarafından sürekli kışkırtılmış ve isyana adeta zorlanmıştır. Tuhaf olan nokta her seferinde mutlaka içeriden ikna edilecek(!) birileri bulunmuştur. Ancak bütün İngiliz, Amerikan veya herhangi bir devletin hem lojistik desteği hem de insanları paraya boğması, kalkışan aşiretin başarılı olmasına yetmemiştir ve destekleyen ülkeler, bu bölgedeki çıkarlarını, isterikçe savunmaya, bunun için her şeyi göze almaya, devam etmişler temel stratejide bazı değişikliklerin yapılması gereğini algılayamamışlardır. Adı, etnik kökeni, ne olursa olsun bu topraklarda yaşayan insanlar ise, kendi aralarında sürekli çekişmişler, kavga etmişler, ancak dışarıdan herhangi bir tehdit geldiğinde aralarındaki kavgayı hemen bırakıp gelen tehditle amansız bir mücadeleye girmişler, iş bittikten sonra kendi aralarındaki kavgalarına, bıraktıkları yerden devam etmişlerdir. Belki de anlı şanlı koca koca ülkelerin bir türlü anlayamadıkları nokta da budur.

Bu durum tabii her bölge ülkesi için doğru değildir. Ancak Bazı ülkelerin bazı yöneticileri ise her nedense çok kolay ikna edilebilmektedir…