Türkiye’nin Zor Yılları 2014-2021 dönemidir. AKP iktidarı, ilk 13 yılda, cumhuriyetin temel niteliklerini elinden geldiği kadar hırpalamış yönetimin bünyemize uymadığı, tarihimizi ve edebiyatımızı bir gecede kaybettiğimiz, AKP yönetiminin değişik kademelerince, her televizyon kamerasında ve açık olan her mikrofonda açıkça ilan edilmiştir. Anayasanın ilk üç maddesinin açık ihlali olan bu tutum, henüz yargıdan bir karşılık henüz görmemiştir.

 2022 Yılı aslında, zenginlik, mutluluk ve huzur dolu yıllar olarak düşünülebilir. Ancak bu sadece bir algıdır ve gerçeği hiç yansıtmamaktadır. Artık her şey son derece çok kötüdür. Eskiden olduğu gibi, kimi zaman tehditle kimi zaman ikna ile ara sırada algı yönetimi ile, işler yürümemektedir.

Son yirmi yılın en zor bölümünü inceleyeceğimiz bu seride en önemli yeri Ekonomide yapılan yanlışlıklar alacaktır.

 Türkiye, Dünyadaki en hassas stratejik pozisyonlardan birinde yerleşik, uluslararası politika yapıcılarının, her şeyi ve herkesi kendi vazgeçilmez çıkarlarına uydurmaya çalıştıkları yalnız ve güzel bir ülkedir. Ancak kim kulağı ile kuş yakalamaya çalışırsa çalışsın, Türkiye, mevcut problemlerin daha azı veya daha çoğuyla geçmişte de karşılaşmış ancak toparlanmayı bilmiştir ve buna inanan insanlar, acemice uygulamalar yüzünden her geçen gün azalmakla birlikte gene toparlayacaktır.

Oldukça uzunca bir zamandır, tamamen amatörce Siyasetle ilgilenip gene amatörce yazılar yazıyorum. Yıllar önce sayı 500 ü geçince saymayı bıraktım. Son birkaç yıldır iç politikaya ilişkin hiçbir şey yazmıyordum. Ancak işler o derece karıştı ve o derece büyük yanlışlar arka arkaya yapılmaya başlandı ki  bir şeyler söylemenin tam zamanı geldi diye düşündüm. Hiçbir siyasi görüşle bir alışverişim, bağlantım veya takıntım, aldığım veya alacağım devlet ihalesi olmadığı için ara sıra can acıtıcı olabilirim. Sürçü lisan edersem af ola…

Günlük hayatı doğrudan etkilediğinden mevcut problemlerin çözümü en zor olanı ekonominin tekrar rayına oturtulmasıdır. Önce ne halde olduğumuzun istatistiki verilerini ortaya koymalıyız. Bu iş için para politikasının belirleyicisi T.C. Merkez Bankası’ndan işe başlamamız gerekir.

11 Haziran 1930 yılında anonim şirket olarak kurulan T.C. Merkez Bankası, 1211 sayılı Merkez Bankası Kanununa göre özel hukuk kurallarına tabidir. Merkez Bankasının hisselerinin %51’i Hazine’ye, kalan paylar ise ulusal bankalar, yabancı bankalar, Türkiye’de kurulu ticari kurumlar ve Türk vatandaşı gerçek ve tüzel kişilere aittir.

Fiyat İstikrarı: Enflasyonu kontrol altında tutmak, finansal istikrarı sağlamak, para ve döviz piyasalarını düzenleyici tedbirler almak.

Kâğıt Para Basımı, Para arzı: Devlet adına piyasaya para arz etmek / likidite sağlamak,

Kambiyo Rejimi: Türkiye’de uygulanacak döviz kuru rejimini belirlemek ve uygulamak. 

Altın ve Döviz Rezervleri: Türkiye’nin altın ve döviz rezervlerini saklamak ve yönetmek. 

Ödeme Sistemleri: Ödeme sistemlerinin güvenli ve sorunsuz çalışmasını sağlamak.

Fiyat istikrarının sağlanmasına yönelik belirlenecek para politikaları ve kullanılacak araçlar konusunda Merkez Bankası’na “araç bağımsızlığı” tanınıyor. Yani Merkez Bankası, uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı araçları doğrudan belirleme yetkisine sahip. Bir başka deyişle “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bağımsızdır” ibaresi, Banka’nın ‘araç bağımsızlığı’ na sahip olduğunu gösteriyor. “Araç bağımsızlığı” ilkesi ile Merkez Bankası’na hukuken geniş bir hareket alanı tanındığını söyleyebiliriz

Merkez Bankası’nın temel yetkilerine baktığımızda ise ilk olarak Türkiye’de banknot ihracı imtiyazına tek elden sahip olması karşımıza çıkıyor. Bunun yanı sıra hükümetle birlikte enflasyon hedefi ortaya koymak ve buna uygun şekilde para politikası belirlemek de Merkez Bankası’nın yetkileri arasında. Bu doğrultuda Banka, para politikasının uygulanmasında tek yetkili ve sorumlu mercii olarak tanımlanıyor. Buna paralel olarak Merkez Bankası, fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasında kullanacağı araçları doğrudan belirleme ve uygulama yetkisine de sahip.

Bunlara ek Merkez Bankası, nihai kredi mercii olarak bankalara kredi verme işlerini de yürütüyor. Bu doğrultuda Merkez Bankası, bankaların ödünç para verme işlemlerinde ve mevduat kabulünde uygulayacakları faiz oranlarını, belirleyeceği usul ve esaslara göre bankalardan isteme yetkisine sahip.

Son olarak Merkez Bankası’nın mali piyasaları izlemek amacıyla bankalar ve diğer mali kurumlardan ve bunları düzenlemek ve denetlemekle görevli kurum ve kuruluşlardan gerekli bilgileri isteme ve istatistiki bilgi toplama yetkisi olduğu da belirtiliyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın yönetim yapısına baktığımızda ana yönetim organları olarak Başkan, Genel Kurul, Banka Meclisi, Para Politikası Kurulu, Denetleme Kurulu ve Yönetim Komitesi karşımıza çıkıyor.

10 Temmuz 2018 tarihinde çıkartılan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Merkez Bankası Başkanı’nın görev süresi ve atanma şekli değiştirilmişti. Eski Kanun’a göre Başkan, Bakanlar Kurulu kararıyla beş yıllık bir dönem için atanıyorken yeni düzende Başkan, cumhurbaşkanı tarafından dört yıllığına atanıyor.

Başkanın (Guvernör) yükseköğrenim görmüş, maliye, iktisat ve bankacılık alanlarında bilgi ve tecrübe sahibi olması şartı aranıyor. Başkanın görev tanımında, en yüksek icra amiri sıfatıyla Bankayı sevk ve idare edeceği, bununla birlikte yurt içinde ve dışında Bankayı temsil edeceği belirtiliyor.

Bu doğrultuda Başkan, ilgili Kanun hükümlerinin ve Banka Meclisi tarafından alınacak kararların yürütülmesini sağlamak, ilgili Kanunla Bankaya verilen görevlerin ifası için uygun bulacağı tedbirleri almak ve gerekli göreceği hallerde bunlar hakkında Banka Meclisine tekliflerde bulunmak ile yetkili kılınıyor.

Bir anonim şirket olan Merkez Bankasının denetimi, Banka içi ve dışı denetimler olarak iki şekilde yapılıyor.

İç denetim söz konusu olduğunda Genel Kurul, Bankanın yıllık faaliyetinin denetimini her yıl Banka Meclisini ve Denetleme Kurulunu ibra konusunda karar almak suretiyle gerçekleştiriyor.

Öte yandan, Merkez Bankası Kanunu’nun 42. maddesi gereğince cumhurbaşkanının Banka’nın işlem ve hesaplarını denetlettirme yetkisi mevcut. Bu doğrultuda her yıl nisan ve ekim aylarında Banka’nın uygulayacağı ve uyguladığı para politikaları hakkında cumhurbaşkanına rapor sunuluyor. Bununla birlikte Banka, faaliyetine ilişkin olarak yılda iki defa TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunu bilgilendiriyor. Ayrıca Devlet Denetleme Kurulu’nun yetki alanının Merkez Bankası’nı kapsadığı da belirtiliyor.

Son olarak en az 4 en fazla beş senede bir değişmesi gereken Merkez Bankasının son yirmi yıldır değişen başkanlarına ve görev sürelerine bakalım

  • Süreyya Serdengeçti 2000-2006
  • Durmuş Yılmaz (2006-2011)
  • Doç. Dr. Erdem Başçı (2011-2016)
  • Murat Çetinkaya (2016-2019)
  • Murat Uysal (2019-2020)
  • Naci Ağbal (2020-2021)
  • Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu (2021-..

Görüldüğü gibi başlangıçta beş senelik görev süreleri son üç yılda bir seneye düşmüş ve en kötüsü tümüyle politize olmuştur. Belki de yapılan en büyük yanlışlardan biri de budur.

İstatistiki verileri incelemeye dolar kurundaki dramatik yükselişle başlamak en doğrusu olacaktır.

 21 Şubat 2001: 1 dolar 1,20 TL

4 Ağustos 2008: 1 dolar 1,15 TL

9 Mart 2009: 1 dolar 1,80 TL

4 Kasım 2010: 1 dolar 1,39 TL

8 Şubat 2012: 1 dolar 1,74 TL

23 Ağustos 2013: 1 dolar 2 TL

17 Aralık 2014: 1 dolar 2,37 TL

20 Ağustos 2015: 1 dolar 3 TL

5 Aralık 2016: 1 dolar 3,54 TL

13 Ağustos 2018: 1 dolar 6,89 TL

9 Mayıs 2019: 1 dolar 6,24 TL

6 Kasım 2020: 1 dolar 8,58 TL

21 Ekim 2021: 1 dolar 9,47 TL

8 Kasım 2021: 1 dolar 11,25 TL

23 Kasım 2021: 1 dolar 13,5 TL

20 Aralık 2021: 1 dolar 18,35 TL

31 Mayıs 2022: 1 dolar 16,43 TL

28 Temmuz 2022: 1 dolar 17,93 TL

21 Ocak 2023        : 1 dolar 18,79   TL

Görüldüğü gibi Ocak 2023 de, Şubat 2001 ile karşılaştırıldığında artış 18 kattır. Bu durumu, yanlışlık dışında başka bir şeyle açıklamak ise mümkün değildir. Bu yanlışlığın ne olduğuna gelince, Naas da faiz yok bizde de olmayacak pek sağlam bir gerekçe olarak gözükmemektedir. Üstelik gelişmiş ekonomilerin tamamının merkez bankaları faiz arttırımına gitmişken bizde makul hiçbir ekonomik gerekçeye dayanmadan faiz indirmek, Bunun yanlış olduğunu söyleyen Merkez Bankası başkanlarını söz dinlemiyor gerekçesiyle değiştirmek, bu günkü sonun başlangıcı olmuştur.Elbetteki yüksek faiz ve kontrolsüz faiz arttırımı bir ekonomi için en büyük felaketlerden biridir. Ancak kontrollü bir yükseltme ve sağlam bir rezerv yapısı bu felaketi kesin önleyecektir.  Emirle faiz indiriminin başladığı Kasım 2021 de bu şartlardan hiçbiri sağlanmamıştı. Üç merkez bankası başkanı art arda değiştikten sonra ve negatif rezervle, politika faizinin indirimine başlanmıştır.