Şimdi basit bazı soruların tekrar sorulması gerekir;

“Ekonominin bu günkü acınası hale gelmesinin tek sebebi AKP’nin yanlış ekonomik anlayışı mıdır?  yoksa sayın Cumhurbaşkanınca ortaya konan ve literatürde pek rastlanmayan teorinin, uygulamada çalışmadığının bir göstergesi midir? Belkide yurt dışında ve Atlantik ötesinde tezgahlanan bir planın parçasıdır. Ekonomist olmayan benim gibi sıradan birine göre, Teorinin temeli olan ve makro dengelerin oturmasını sağlayan faizin, gerçeklerden uzak bir şekilde düzenlenmesi ve hızla indirilmesi, baştan bilinmesi mümkün olmayan sonuçlar   doğurmuştur.”

Bu her şey içeren soruya ne yazık ki “Ekonomist” olmadığından ben cevap veremem ancak belirli bir mantık süzgecinden geçirerek bazı yorumlar yapabilirim;

Her şeyin temelinde Para Politikası Kurulunun, bilinmeyen bir sebeple belki de Naas larda olduğu için Politika faizlerini indirmesiyle başladı. Bir anda dolar fırladı ve TL cinsinden mevduatların faizi enflasyonun altında kalarak, tasarrufların reel getirisinin durduğu yerde erimesine yol açtı. Bu durumda birazda kontrol dışı olarak tasarrufların yastık altına veya alternatif yatırım araçlarına kaymasına sebep oldu ve maliye bürokrasisinin gayretli çalışmaları sonucu döviz tevdiat hesabı başta olmak üzere başka yatırım araçları icat edildi. Ancak bu durumun bir başka hesaplanamayan riski daha vardı. Bankalardaki dolarizasyon %60 ı geçmişti TL mevduatına pek sık rastlanmıyordu.

T.C. Merkez Bankası bir süre piyasayı gözledi. Faizi tek haneli rakamlara yıl sonuna kadar indirme direktifi vardı bu nedenle hem bunu yapıp hemde aşırı dolarizasyonu önlemek gittikçe imkânsız hale geliyordu. Sonuçta sopa ortaya çıktı. Üç devlet bankasının aslında tuzları kuruydu. Onlar verilen talimatlara uygun hareket ediyorlar ortaya çıkan zararı bilançolarına yansıtıp, görev zararı diyerek geri alıyordu. Ancak özel Bankaların durumu farklıydı. Onlar con ahmedin devridaim makinasından yararlanamıyorlardı. Yanlış para politikaları yüzünden zarar ediyorlar ve bu zararı bilançolarında gösteriyorlardı. Sonuçta TL mevduat faizi ile Merkez bankası politika faizi arasındaki bağlantıyı kestiler, kredileri akıl almaz koşullara bağladılar.

T.C. merkez bankası buyruklarının özel bankalarca dikkate alınmadığını anlamıştı. Bu nedenle başka bir adım daha attı. Bundan böyle bankaların döviz yükümlülükleri için uyguladığı TL cinsinden menkul kıymet tesisi oranını %5 den %10 a çıkarttı. Bu hamlenin Türkçe tercümesi, TL mevduat oranı %50 nin altında kalanlar %17 oranında tek haneli faizli devlet tahvili satılacaktı. Bu oran %50-60 arasında kalanlara %12, %60-70 aralığına %5 oranında satış yapılacaktı. Özel bankalar için %9 civarında faizi olan devlet tahvilini pazarlamanın imkânı olmadığından stokta tutulacak veya doğrudan zarar yazılacaktı bu ise sendikasyon kredi faizlerini yükseltecekti. Başka deyişle hiçbir banka döviz kredisi alamayacaktı. Buna hamle gecikmedi özel bankalar TL mevduat faizlerini %25 lere çıkardılar. Kredileri büsbütün kıstılar.

Bu hamleler sonucu kkm 2,7 milyar dolar kadar azaldı.

Bütün bu işler olurken T.C. merkez Bankası swap hareketlerinden arındırılmış olarak 4 milyar dolara yakın net döviz rezervi azalmasını kimse açıklayamadı.

Sonuç olarak işlerin nasıl bu hale geldiğinin çözüm öneren zeminlerde artık tartışılmasının bırakılması gerek. Öncülüğünü sayın Cumhurbaşkanının yaptığı düşük politika faizi düşük TL

Yüksek dolar, büyüyen ihracat ve onu destekleyen üretim fazlalığı ile cari fazla vermek şeklinde özetlenen teori, pazı parametreler eksik olduğundan işlerlik kazanamamıştır.

Şimdi mesele buradan nasıl çıkılırın tartışması olmalıdır. Ancak acı olan bu yapıldığına pek rastlanmamaktadır. Tuhaf bir isim konan yazılı basının bir bölümü ekonomide yaratılan mucizelerden bahsederken bazıları ise her gün battık mahvolduk yayınları yapmaktadır. Tuhaf olan her iki gurubunda görüşlerini rakamlarla desteklemesidir.

Zaman bir şeyleri övme veya yerme zamanı değil bu çıkmaza çözüm bulma zamanıdır