Bu çalışmaların amacı, T.C Anayasasının bazı maddelerinin değiştirilerek, daha otoriter, TBMM’ni Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile aşan bir başka düzene geçmekti.

 Adına her nedense Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi denilen ve bir örneğine rastlayamadığım yöntemler bütünü, Cumhurbaşkanına, çok az zorlamayla yasama yürütme ve yargı erk lerini elinde toplamasını sağlayabilecekti ve nitekim de öyle oldu.

2016 darbe girişiminin ardından ülkede olağanüstü hâl ilan edildi. Sonuçları çok kötü olabilecek olan ABD destekli kalkışma, hiç konuşulmamasına hatta şehitlerinin şehit sayılmamasına rağmen, Cumhuriyetin temel niteliklerine bağlı bir gurup asker tarafından bastırıldı. Olağan üstü halin de inkâr edilemez katkısıyla 2017 de Türkiye anayasa değişikliği referandumu ile ülkenin yönetim şekli başkanlık sistemi olarak belirlendi. Ancak batıdan yükselen tepkiler dikkate alınarak adına” cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi” dendi.

Yapılan ilk planlamaya göre bu sisteme geçiş tek aşamada ve aniden olmayacaktı. Önce Cumhurbaşkanlarını halk seçecek ve bu sayede itiraz kapılarının çoğu kapanacaktı.

2007 yılında bu değişiklik yapıldı, Anayasa tekrar değiştirilerek cumhurbaşkanlarının halk tarafından seçilmesinin önü açıldı.

2017 Referandum sonuçlarına göre;

                                 Katılma oranı            : %85.1

                                  Seçmen sayısı           :    58.5 milyon

                                  Kullanılan oy            :    49.8 milyon

                                  Geçerli oy                :     48.9 milyon

                                      Evet                      :      25.1 milyon    %51.4

                                      Hayır                    :      23.8 milyon     %49.6

                                      FARK                 :          1.4 milyon

Bu sonuçlarda ilk dikkati çeken nokta 48.9 milyon geçerli oyun kullanıldığı bir referandumda Kabul/Ret arasındaki farkın sadece 1.4 milyon olmasıdır. Harcanan büyük paralara, Büyük propagandalara ve algı yaratma çabalarına rağmen sadece 1.4 milyon seçmen bu yeni ilginç sistem lehine oy kullanmıştır. Ayrıca bu sonuç, sistemin söylenenlerin tersine Türk halkı tarafından tam olarak benimsenmediği ve kabul edilmediği sonucunu da göstermektedir. Doğal olarak AKP kurmayları ayni görüşte değildir. Onlara göre Bir sistemin kabulü için %50 + 1 oy bile yeterlidir ve Türk halkı kabul için yeterli çoğunluğu sağlamıştır ve bu fark Cumhuriyetin kuruluş değerlerinden vazgeçerek bir anlamda rejim değişikliği için yeterlidir. Böylesine tuhaf şartları kabul etmeyen ve içine sindiremeyen %49 luk gurup demokrasi açısından ihmal edilebilir konumdadır.

2018 seçimi,  Cumhurbaşkanını belirlemek için 24 Haziran 2018 tarihinde yapılan seçimdir ve genel seçimler de   aynı gün yapılmıştır. Seçim, normal şartlarda 3 Kasım 2019’da yapılması öngörülüyordu. Erkene alınmasının nedeni, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Bahçeli tarafından kıl payıyla geçen 2017 referandumda kabul gören anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesi için daha fazla beklenmemesi gerekçe olarak gösterilmiştir. 

 Tuhaf olan nokta, Erken seçim kararının açıklanmasından iki gün sonra, Yurt dışından AKP yönetimine aykırı sesler yükselmeye başladı Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri    Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert, olağanüstü hâl yürürlükteyken özgür, adil ve şeffaf bir seçim düzenlemenin zor olduğunu belirtti. Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, bu açıklamayı kabul edilemez olarak değerlendirdi. Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi, ülkenin içinde bulunduğu koşullarda yapılacak seçimin ‘Avrupa kriterlerine’ uygun olmayacağını gerekçe göstererek seçimin ertelenmesi yönünde çağrı yaptı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Zeyd bin Ra’ad al-Hussain de benzer bir açıklama yaparak seçimden önce olağanüstü hâlin kaldırılmasını talep etti

 AK Parti ve MHP milletvekilleri bu çağrıyı “siyaseten haksız, yersiz ve hadsiz” olarak niteledi.

Görevdeki Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığına bir kez daha aday oldu. Selahattin Demirtaş ikinci defa aday olur iken Muharrem İnceMeral AkşenerTemel Karamollaoğlu ve Doğu Perinçek de seçimde cumhurbaşkanı adayı olduklarını duyurdular.

Kasım 2017’de Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli‘nin Adalet ve Kalkınma Partisi ile ittifak yapmayı önermesi sonucunda Şubat 2018’de Cumhur İttifakı kuruldu. Seçimin normal şartlarda 3 Kasım 2019’da yapılması gerekiyordu ancak Bahçeli’nin erken seçimi gerekli gördüğünü belirtmesi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın 18 Nisan 2018’de buna olumlu yaklaştığını açıklaması ile seçim tarihi erkene alındı.  Aynı gün olağanüstü hâl seçim tarihini de içine alacak şekilde üç ay daha uzatıldı.

 20 Nisan 2018’de erken seçim önerisi Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde kabul edildi.

2018 cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçimlerinin rakamsal sonuçlarına gelince:

                                Seçmen Sayısı                  :  59.4 Milyon

                                Kullanılan oy                    :  51.2 Milyon

                                Geçerli oy                         :  50.1 Milyon

                                Katılma oranı                    :   %86.2

Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçları

                                Recep Tayyip Erdoğan     : %52.6

                                 Diğer beş aday                 : %47.4   

Bu rakamlardan ilk dikkati çeken 1917 referandum sonuçlarını neredeyse birebir yansıtmasıydı. Aradan geçen bir senede yapılan her türlü propaganda ve yeni rejimi satış çabaları fayda etmemiş herkes aldığı oyda kalmıştı. AKP propaganda makinesi gene Çalıştı %50+1 yeterli topluma pompalanmaya başladı. Ve toplum bir süre sonra buna inandı…