2002 yılından bugüne kadar yapılan seçimlerin tamamında biraz dikkatli gözle baktığınızda bazı tuhaf sonuçların çıktığını gözlemleyebiliriz. Bu tuhaflıkların en ünlüsü ve tipik bir siyasi kara mizah örneği olan 2014 mart ayı yerel seçimleri Nevşehir ili sonuçlarıdır.

YSK ve diğer kaynaklara göre Nevşehir ili nüfusu 68bin dir. Anılan yerel seçimlerde bu ilde kullanılan geçerli oy sayısı 55606, AKP’nin aldığı oy sayısı 88622.Parti aritmetiksel bir mucize yaratarak İl nüfusundan fazla ve Kullanılan geçerli oy sayısının nerdeyse iki katına yakın oy almıştır.

Bu mucize sonuca yapılan itirazla itiraza verilen yanıtın kaydına ise rastlanmamıştır.

Stockholm Üniversitesi öğretim üyelerinden Erik Mayersson, Türkiye’deki tüm seçimlerde yaptığı incelemeler sonucu bir başka tuhaflık daha ortaya koydu. Oy kullanılan sandık nerede ve hangi ortamda olursa olsun, Geçersiz oy sayıları arttıkça CHP oy sayısı düşmekte AKP oyları da paralel olarak artmaktadır. Doğal olarak bazı münafık fikirliler, sayım sırasında pek çok geçerli CHP oyunun geçersiz sayıldığı böylece AKP’nin oylarının arttığını öne sürseler de, bunun da doğal olarak ispatı mümkün olamamıştır…

Görev tanımı gereği YSK, seçimlere ilişkin yapılan itirazları tek tek inceler. Bu işlemin doğal sonucu olarak oyların itiraz edilen noktada yeniden sayılması gerekir. Ancak uygulama hiç de böyle değildir. YSK sadece sonucu değiştirecek nitelikteki hatalı sayımların yeniden sayılmasına hükmeder ve yeniden sayım yapılır. Ancak yeniden sayımların sonucu değiştirdiği de hiç görülmemiştir.

Bazı özel durumlarda, ki bu özel durumu hukuksal olarak tarif eden çıkmamıştır, YSK sonucun değişeceğine ilişkin makul şüphe olmasına rağmen yapılan itirazı reddeder ve sonuçları açıklayıverir. Nihai karar YSK ya ait olduğundan ve karara itiraz hakkı da bulunmadığından, sandıkta lehine sonuç çıkan partinin tepe yöneticileri gazetecilerin ısrarlı sorularına, boş verin siz itirazı falan, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti diyiverir.Buradaki Üsküdar’ın bizim bildiğimiz  Üsküdar mı olduğu yoksa başka bir şeyimi tanımladığı hiç anlaşılmaz.

Bir başka tuhaflık seçmen sayılarındaki sürekli değişikliktir.2002’den bu yana yapılan genel veya yerel seçimlerin her birinde farklı sayıda seçmen oy kullanmış, seçim bölgeleri sürekli değişmiştir. Bir seçimde bir ilçeye bağlı olan herhangi bir mahalle bir sonraki seçimde başka mahalleye bağlanmış, kimsede zahmet edip nedenini açıklamamıştır. Hâlbuki Türkiye’de doğum ve ölüm oranı istatistiki olarak belirlenmekte, Ayrıca il ve ilçe sayılarında, ulusal güvenlik sorunları dışında değişiklik olmamaktadır. Doğal olarak iktidar partisi duruma herhangi bir yorum yapmayıp sessizliği tercih ederken, muhalefet bölgeden beklenen oy sayısı ve milletvekili sayısına göre bu değişikliklerin kasıtlı olarak yapıldığını söylemektedir. Biz sıradan insanlar ise ,hangisinin haklı olduğu hiç bilmez hatta hiç ilgilenmez ve gider futbol takımı tutar gibi alıştığımız partiye oyumuzu kullanırız

Yerleşik hukuk pratiğine göre YSK uzun yıllar sürdürdüğü uygulamalarda belirli kurallar geliştirmiştir, Bunlardan birisi sadece sonucu etkileyecek sandıkların yeniden sayılmasıdır. Bir başkası ise YSK daki iktidar partisi temsilcisinin ricası üzerine, ki bu açıklama Dönemin YSK başkanı tarafından yapılmıştır, zaman kısalığı nedeniyle hepsi mühürlenemeyen oy pusulalarının da geçerli sayılması kararı olmuştur. Başlangıçta çok masum görünen ancak yasaya da aykırı olan bu istek, mühürsüz oyların çokluğu nedeniyle sonucu etkiler hale gelmiştir. Mühürsüz oy pusularının kaç adet olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber 2.5 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir ve bu ise kazananı kaybettirecek ölçüde büyük rakamdır.

YSK nın bu görüşlere karşı tek savunması mühürsüz oyların kendi bastırdıkları oy pusulaları olduğu bu nedenle bir hilenin söz konusu olamayacağı, şeklindedir ancak bu açıklamaya mühürsüz oy pusulalarının ne kadarının ve hangi laboratuvar koşullarında kontrol edildiği dahil edilmemiştir. Bu işten anlayanların söylediğine göre basılı oy pusulalarını elde ovuşturarak veya gözle inceleyerek ayırt etmek pek olası görülmemektedir.

2002 den bugüne yapılan onca seçimden en kritik olanı Nisan 2017 de yapılan adına Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi denilen bir tuhaf idare tarzı için, Anayasada yapılan değişikliklerin onaylanması  referandumudur. En basit tanımıyla rejim değişikliği anlamı taşıyan bu referandumda, Oylama gününden önce idare tarafından bazı ilave adımlar atılmıştır.

   Her şeyden önce Anayasa değişikliği teklifi TBMM de hemen hiç tartışılmamış ve sözler devamlı kavgalar ile kesilmiştir.

    Anayasa değişikliğine karşı olan HDP’nin tüm parti yönetim kademeleri göz altına alınmış ve tutuklanmışlardır.

     Yurt dışındaki seçmenlerin adres kayıtları olmasa bile oy kullanmalarının önü açılmıştır.

     Referandum yerleşik teamüllere karşın OHAL döneminde yapılmıştır. Bu konu fazlasıyla yanlış olduğu için Venedik Komisyonu raporunda

“Mevcut Olağanüstü halin Anayasal referandum için adil ve demokratik bir ortam sağlamadığı”

     Görüşüne yer verilmiştir ve bu durum ilk kez bu kadar açık bir şekilde tenkit edilmektedir.

Sonuç olarak ve her nedense 2002’den bugüne kadar yapılan bütün seçimlerde bazı tuhaflıklar olmuş ve bunların hiç birisine yapılan itiraz kabul edilmemiştir. Ancak Tuhaflıkların en tuhafı böylesi olayların alışkanlık haline gelmesi ve her seçimde tekrarlanmasıdır. İnsanların önce bu beklentiden uzaklaşması ve denetim mekanizmalarının doğru çalıştırılması ve denetlenmesi gerekmektedir. Bu noktadaki doğru soru ise denetleme mekanizmalarının olup olmadığıdır.