• About

hulkiergun

~ Politika

hulkiergun

Monthly Archives: Nisan 2023

MISIR ve TUNUS 2

23 Pazar Nis 2023

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Geçen yazıda Mısırdaki siyasi gelişmelerden bahsederken anlaşılamayan bir zamanlamayla Tunus’ta da benzer siyasi olayların olduğunu, her iki tarafta da Müslüman kardeşlerin tasfiye edildiğini söylemiştik.Mısırda Sisi  Tunus’ta ise Kays, anayasada yaptıkları tek taraflı değişikliklerle, her gün biraz daha fazla tek adam rejimine kaymaktadırlar, ve her zaman olduğu gibi her iki ülkede ve orta doğu ülkelerinin tamamında olduğu gibi, bir gün biri çıkacak düdüğü çalacak ve maçı bitirerek yeni oyunun yeni kurallarını koyacaktır.

21. yüzyılın ilk çeyreğine damgasını vuran ve kimine göre ABD’nin Büyük Ortadoğu planının bir ayağı, kimilerine göre ise Saros’un bazı büyük finans odaklarının global planlamasının bir parçası olan Arap Baharı, Aralık 2010’da Tunus’ta başlamıştı. Bu hareket bazı siyasi yorumculara göre sivil itaatsizlik, bazılarına göre küçük çapta bir kalkışmaydı. Bir gurup göre ise çok iyi organize edilmiş bir halk hareketi idi.  Her şey, ara sıra Meyve-sebze satan, genelde işsiz Muhammed Buazizi’nin, polisin satış arabasına el koyması sonucu kendini ateşe vermesiyle ülke çapında ve bir anda başladı. Kimine göre bu durum önceden planlanmış sadece yaratılacak bir sebebi bekliyordu, ancak kamuoyuna ve dünyaya anlatılan, işsizlik, enflasyon, yozlaşma, ifade özgürlüğü ve genel anlamda kötü yaşam koşullarıydı. Protestolar sonucunda 1987’den beri ülkeyi yöneten Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali, bütün taşınabilir malını mülkünü uçaklara doldurarak Ocak 2011’de ülkeyi terk etti ve Suudi Arabistan’a taşındı… 

2011 ekiminde ülkenin yeni anayasasının yapılması ve geçiş dönemi hükümetinin belirlenmesi için seçim yapıldı, Bin Ali döneminde yasaklı Raşid Gannuşi liderliğindeki siyasal İslamcı Ennahda birinci olarak 217 sandalyeli kurucu mecliste 89 sandalye kazandı. Seçimden önce “Tek başımıza iktidar olacak kadar sandalye kazansak dahi koalisyon yapacağız” diyen Gannuşi, partisi Ennahda meclis çoğunluğunu elde edemediği için laiklik yanlısı iki siyasi partiyle koalisyon kurdu. Ennahda liderliğindeki hükümetin kurulmasının ardından Bin Ali rejiminin muhaliflerinden, insan hakları aktivisti Munsif Merzuki cumhurbaşkanı seçildi.

 Yeni anayasa yapım süreci pek kolay olmadı, ülkedeki laik-İslamcı bir damar vardı ve kolay teslim olacağa benzemiyorlardı, ancak tartışmalı konular ele alınmalıydı. Ülkenin resmi dininin İslam olduğu, Tunus’un kuruluşundan beri anayasada yer alıyordu. Ülkedeki Laik damar, devlet dininin İslam olduğunun anayasaya yazılmasına fazla karşı değildi, ancak meclis çoğunluğunun İslamcı bir partide olması nın yarattığı güven sorunu bir türlü aşılamıyordu.

Sonunda Ennahda partisinin bazı öne çıkan siyasetçileri, anayasada Tunus hukukunun kaynaklarından biri olarak şeriatın yer alacağını söylemeleri ile çanak çömlek patladı. Ülkede gergin ve kutuplaşmış ve sokağa yayılmaya eğilimli bir siyasi ortam ortaya çıktı. İşlerin kötüye gittiğini gören ve bu durumun onlara büyük zarar vereceğini hesaplayan Ennahda, böyle bir maddeyi anayasaya koymak gibi bir planlarının olmadığını ve Tunus’un laik yapısının korunacağını açıklamak zorunda bırakıldı. Ancak sokağa dökülen sorunlar bir türlü engellenemedi ve siyasi cinayetler başladı. İlk kurbanlar ülke de sol ve seküler kesimden iki politikacı Şükrü Belaid ve Muhammed Brahmi arka arkaya suikasta uğrayıp öldürüldü, gergin siyasi ortam iyice kontrolden çıktı. Ülkenin laik kesimleri Ennahda’ ya asla inanmıyor, Ennahda ise kendisine destek veren halk kitlelerini temsil ettiklerini söyleyerek çok büyük tavizler vermek istemiyorlardı. En sonunda krizi daha fazla tırmandırmamak amacıyla Ennahda liderliğindeki hükümet istifa etti ve bir teknokratlar hükümeti kuruldu.

Yeni hükümetin kurulmasının ardından ve 2014 yılının başında anayasa taslağı hazır hale getirildi. Kurucu mecliste 200 oyla kabul edilen taslak, Cumhurbaşkanı Merzuki tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi.

Tunus’ta 2014 Anayasası’nın kabulü sonrası yapılan seçimlerde laiklik yanlısı “Nida Tunus” adlı parti, birinci olarak Ennahda ’yı geride bıraktı. Essebsi cumhurbaşkanı seçildi.

Essebsi’nin cumhurbaşkanlığı yılları, Tunus’u devrime götüren birçok sorunun aslında çözülmediği algısının Tunus toplumunda oldukça güçlendiği bir dönem oldu. Ekonomik kriz, işsizlik ve enflasyonun bir türlü çözülememesi partiler arası uzlaşmanın “demokratik” olarak değerlendirilmesine rağmen yozlaşmayı çözmekte yetersiz olduğu düşüncesini öne çıkardı. Essebsi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde Tunuslu kadınların gayrimüslimlerle evlenmesine izin verilmesi ve erkeklerle aynı miras haklarına sahip olması gibi adımlar atıldı.

Kasım 2019’da Tunus’ta yapılacak bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde yeniden aday olmayacağını açıklayan Essebsi, 21 Haziran 2019’da “açıklanmayan rahatsızlığı” nedeniyle hastaneye kaldırıldı.  25 Temmuz 2019’da 92 yaşında vefat etti.

Essebsi’nin ardından Ekim 2019’da yapılan seçimlerle siyasetin dışından gelen anayasa hukuku uzmanı Kays Said seçimlerin ikinci turunda yüzde 70’i aşan oyla cumhurbaşkanı seçildi.

Tunus, pandemi döneminde yüzde 9 küçüldü. Ülke ekonomisi genelde çok büyük oranda turizme bağlıydı ve kimse bir yere gidemiyordu, bu durum ülkenin ekonomik olarak en çok küçülen ülkelerden biri olmasına yol açtı. 25 Temmuz 2021’de ülkede artan yolsuzluklar ve artan koronavirüs vakaları sonrası başlayan gösterileri takiben Cumhurbaşkanı Said, parlamentoyu askıya alarak başbakan dahil tüm parlamento üyelerinin dokunulmazlığını kaldırdı. Ennahda lideri Gannuşi’ ye göre Cumhurbaşkanı Said’in bu adımını tam tanımıyla bir sivil darbeydi

Cumhurbaşkanı, hükümeti kurmak için jeoloji profesörü Necla Buden’i görevlendirdi. Bir kadının başbakanlık makamına getirilmesini Ülkede ilk kez oluyordu Said, temmuz ayında başladığı olağanüstü dönemi, kendisini eleştirenleri tutuklatarak sürdürdü ve eylül ayından itibaren anayasada değişiklikler yapılabileceğinin sinyallerini vermeye başladı.

Kays planladığı tek adam yönetimine giden yolun taşlarını döşemeye devam ediyor ve nerde ne zaman duracağı ise henüz belli değil.

.

.

MISIR ve TUNUS 1

23 Pazar Nis 2023

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

2011 yılı Akdeniz kuşağındaki özelikle iki ülkede, bazı siyasi tuhaflıklar arka arkaya yaşandı. Bunlardan Mısır ve Tunustur.Her iki ülkede nereyse arka arkaya halk hareketleri başladı istenen özgürlük ve ekmek idi zar zor yapılan seçimlerle Müslüman kardeşler iktidara geldi bir süre sonra da her ikisinde de başarısızlıklar yüzünden tepkiler arttı Mısırda Sisi Tunus’ta da Cumhurbaşkanı Kays Said, yaptıkları darbelerle, İhvanı iktidardan uzaklaştırdılar. Belki sorulması gereken soru, bütün bu maskaralıkların kim tarafından nerede ve nasıl planlandığı olmalıdır.  

Önce Mısırı ele alırsak, İktidarları tartışmalı Cumhurbaşkanları, Günlük olaylar sonucu patlayan bombalar ve bunun doğal sonucu binlerce sivil ve askeri ölü ve yaralı, 3 Cumhurbaşkanlık ve Parlamento seçimi, gücü ele geçirenlerin oysuz onaysız yaptıkları anayasa değişikliği açıklamaları, ara sıra yapılan referanduma göre anayasada yapılan radikal değişiklikler, ve sükunet bilmeyen sıkıntılı bir bölge. Bu Mısırın bir türlü yerleşemeyen rejiminin tam bir tanımı.

Yaklaşık 30 yıl süren eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek yönetiminin otoritesinden duydukları bıkkınlık ve öfke Mısırlılar farklı valiliklerden yola çıkarak bir sembol haline gelen başkent Kahire’nin merkezindeki Tahrir Meydanı’na ulaştıklarında sayıları on binleri bulmuştu.

Protestocuların ekmek, özgürlük ve sosyal adalet isteğinde bulundukları tezahüratların başladığı 25 Ocak 2011’di ve Tunusluların Zeynel Abidin bin Ali yönetimini devirmeyi başarmasından birkaç gün sonra yaşandı. İki büyük halk hareketinin bu kadar arka arkaya gelmesi ve ayni amaca yönelerek başarıya ulaşmasında yabancı parmağı özellikle ABD’nin Büyük Orta Doğu planı ve Saros’un paraları hep tartışıldı ve tartışılmaya devam edecek gözüküyor. Tarihin hiçbir döneminde büyük halk kütlelerinin katıldığı gösteriler sonucu mevcut yönetimi devirmeleri daha önce pek örneği olmayan bir şeydi.

Değişim isteğinin dayanılamaz hale gelen özel koşulları göz ardı edemeyen ve geleneksel olarak Hüsnü Mübarek i destekleyen Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi tarafından kararlaştırılan bir dizi anayasa beyannamesi referandum yapılmadan yayınlandı ve Ülkede bir yıl süren siyasi istikrarsızlık ve iktidarsızlık, söz konusu dönemin önde gelen guruplarından Müslüman Kardeşlere, cumhurbaşkanlığı adayı çıkarması için büyük bir fırsat yarattı .

Yapılan şaibeli seçim sonucu Müslüman Kardeşler ‘in adayı Muhammed Mursi’nin zaferinin 2012’de açıklanmasına rağmen, bazı batılı gözlemcilere göre Mısır ,gittikçe sertleşen politikalar yüzünden siyasi kışa girdi.Mursi, çeşitli kurumlar üzerindeki kontrolünü genişletip anayasa için bir kurucu komite oluşturarak etkisini derinleştirmek için çabaladı. Bu durum ulusal güçlerin ve dini kurumların temsilcilerinin anayasa hazırlama komitesinden çekilmelerine neden oldu. Bunun üzerine cumhurbaşkanı tarafından verdiği kararları benzeri görülmemiş bir şekilde güçlendiren bir anayasa bildirisi yayınladı. Kitlesel gösteriler tekrar başladı. Mursi bazı maddeleri geri çekti ve Aralık 2012’de ülke için yeni bir anayasa referandumu yapıldı ancak oyların yalnızca % 63,8’ini alabildi.

Olayların bir türlü toparlanamayışı ve başarısızlıkları çoğalması, Ülkede gittikçe dozu artan kutuplaşmaya  ve bölünmelere sebep oldu .

30 Haziran 2013’te halkın artan öfkesi, ordunun da desteğiyle, Mursi’nin devrilmesine ve Müslüman Kardeşler ‘in iktidardan uzaklaştırılmasına yol açtı. Ancak başlayan geniş çaplı bir şiddet dalgası ve Ülkedeki patlamalar  büyük kayıplara yol açtı.. Mursi’nin görevden alınmasına rağmen Rabia ve Nahda meydanlarında Müslüman Kardeşler ‘in protestoları devam etti.

 Bu durum, Ağustos 2013’te oturma eylemlerinin dağılması için güvenlik güçlerinin doğrudan ve güçlü müdahalesini gerektirdi. Protestocular ve güvenlik güçleri arasında ölümler ve yaralanmalar meydana geldi ancak ordu tarafından alınan etkin önlemlerle bastırıldı ve Müslüman Kardeşler her geçen gün daha silik ve güçsüz hale geldi

Daha sonra Sisi durumunu çok daha güçlendirdi ve her nedense özgür dünya (!) tarafından benimsendi hatta beyaz saraya bile kabul edildi.

O dönemde ABD tarafından bir çılgın fikir daha ortaya atıldı. Dünyadaki en stratejik su geçişlerinden biri olan Süveyş kanalına paralel bir kanal daha açılacaktı ve bu kanalı uluslararası bir komisyon kontrol edecekti başka bir deyişle ikinci kanal gene Mısır toprakları üzerinde açılacak ve ABD tarafından kontrol edilecekti.

Aklıma gelmeden olmuyor sakın Mısır da binlerce insan bu ikinci kanal yüzünden ölmüş olmasın…

AKP nin DIŞ POLİTİKASI 2, Mısır

20 Perşembe Nis 2023

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Mısır ve Türkiye arasındaki siyasi ilişkiler hiçbir dönemde çok iyi olmamıştır,hatta iyi ve sorunsuz da olmamıştır.Mısır Yönetimini standart bir kalıba sokmak mümkün değildir.Kimi zaman koyu bir arap milliyetçisi olur,kimi zaman ,özellikle darbe zamalarında, yönetimde laik unsurlar, başka değişle ABD nin eğittiği generaller öne çıkar,Kimi zaman, müslüman kardeşler gibi radikal dinci bir örgütün başkanı halk tarafından Cumhurbaşkanı olarak seçilir. Eş zamanlı olarak da yeni bir laik darbenin hazırlıkları,ABD tarafından başlatılır.

İki ülke açısından jeopolitik ya da ciddi bir tehdit sayılabilecek bir sorun alanı olmamasına rağmen ilişkiler neden gerildi?

Soğuk Savaş dönemindeki güç dağılımı, iki bağımsız devlet olarak Türkiye ile Mısır’ın ikili ilişkilerini en fazla etkileyen unsur olmuştur. Türkiye ve Mısır’ın bölgesel politikaları ve ikili ilişkileri de bu durumdan bağımsız değildir. ABD-SSCB rekabeti 1950’lerin başından itibaren Ortadoğu’daki konumlanmayı ve ikili ilişkileri de etkiledi. Bu anlamda Türkiye-Mısır ilişkileri açısından en önemli gösterge Cemal Abdülnasır’ın iktidara geldikten sonra SSCB ile kurduğu yakın ilişkilere karşılık Türkiye’nin NATO’da yer almasıdır.

967 savaşının doğurduğu hezimet ile Mısır’ın bölgesel liderlik iddiasından vazgeçmesi ve İsrail’le imzaladığı anlaşma sonrasında Arap dünyasında yaşadığı yalnızlık, yukarda tasvir edilen düzlemi de ortadan kaldırmış oldu. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise ikili ilişkilerde olumlu ya da olumsuz anlamda önemli bir değişiklik yaşanmadı. 1998’de Türkiye’nin PKK -dolayısıyla Suriye- ile yaşadığı krizde Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek arabulucu oldu ve krizin çözülmesine katkı sağladı.

Müslüman Kardeşler’in lideri Muhammed Mursi, 2012 de yapılan seçimlerde açık ara Cumhurbaşkanı seçilince,durum ABD nin her zamanki gibi hoşuna gitmemişti.Kısa sürede General Abdülfettah el -Sisi yapılacak darbenin Lideri olarak seçildi ve her zamanki senaryo uygulanmaya başladı.Kahire de yoğun protesto gösterileri gittikçe şiddete dönüştü.  Neticede,2013 de Mursi devrildi ve el- Sisi Cumhurbaşkanı oldu ve ilk iş olarak müslüman kardeşler topluca tutuklanmaya ve yargılanmak üzere hapse atılmaya başladı .

AKP yönetimi, el-Sisi yi Cumhurbaşkanı olarak hiç tanımadı ve sonuçta Mısır ile ipler tamamen koptu ve iki ülke arasında diplomatik ilişki kalmadı, Büyükelçilik personeli ve Sefir geri çekildi. Geçtiğimiz yıllar boyunca ilişkiler tarihi dip seviyesinde kaldı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 3 Temmuz’da gerçekleşen askeri darbeye karşı direnişin merkezi haline gelen Adviye Meydanı’nda ortaya çıkan ve 4 parmakla yapılan ‘Rabia işaretini kendi siyasi ideolojisinin de işareti haline getirdi.

Resmi bir siyasi temas olmadan geçen uzun yıllar boyunca, Türkiye ve mısır tam anlamıyla birbirlerinin aleyhine çalışmayı sürdürdüler. Ancak diplomasi ince işti gerek mısır gerekse Türkiye’den birileri mevcut durumu sürdürmenin her iki ülkenin de çıkarı olmadığını tespit ettiler ve her zamanki gibi istihbarat örgütleri düzeyinde temas başladı .Amerika ve İsrail’in bölgeyi temizlemesinden sonrada adım  adım dışişleri seviyesi bakanları seviyesine çıkarıldı ve her iki dış işleri bakanı ilk görüşmelerinde olağan prosedürleri işleterek karşılıklı Büyükelçi atamaya karar verdiler Görüşmeler sürdükçe ortak çıkarlarda açıkça masaya konmaya başladılar

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçtiğimiz ay yaptığı bir açıklamada, ilişkilerin seyrine göre Doğu Akdeniz’de Türkiye ile Mısır arasında deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması imzalanabileceğini, daha sonra yaptığı bir açıklamada ise diplomatik temasların başladığını ifade etti. Bir hafta arayla yapılan bu açıklamalar Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerin yumuşamaya başladığına işaret ediyor. İlişkilerin normalleşme eğilimi göstermesinde küresel ve özellikle bölgesel gelişmelerin etkisi yadsınamaz.

Dondurulmuş ilişkilerin yeniden başlatılmasında mutlaka ve her zaman aykırı sesler çıkar. Bu seferde gelenek bozulmadı Mısır’da hükümet yanlısı El Vatan gazetesi baş editörünün iddiasına göre Kahire, Ankara ile görüşmelere başlamak için 10 şart öne sürdü ve hemen ardından bu şartlar açıklandı;

Buna göre Kahire’nin 10 koşulu şöyle:

“1) İki taraf arasında uluslararası hukuk kuralları dışında deniz sınırı çizilemez. Türkiye’nin deniz sınırı uluslararası yasasına uyma sözü vermesi gereklidir. Ankara bu yasayı imzalamayı ve benimsemeyi şimdiye dek reddetmiştir.

2) Kahire Türk tarafının genel çerçeveye uymasından emin olana dek siyasi iletişim olmayacaktır. Mısır’a göre terörizmin sponsoru devletlerle siyasi iletişim olmayacağından herhangi bir iletişim sadece güvenlik düzeyinde kalacaktır.

3) Türkiye’nin Avrupalı müttefiklerle ve özellikle Yunan ve Kıbrıs tarafıyla kapsamlı anlaşması olmaması durumunda Doğu Akdeniz’de Mısır ile Türkiye arasında bir anlaşma olmayacaktır.

4) Türkiye’nin Libya dosyasını tamamen terk ederek ve Libya topraklarına getirdiği paralı askerleri çekme sözü vererek Libya’dan siyasi, askeri ve güvenlik anlamında çekilmesi.

5) Kuzey Suriye’den Türk askerlerinin çekilmesi için takvim oluşturulması ve Irak hükümetiyle Irak topraklarına asla müdahale etmeme konusunda bağlayıcı anlaşma imzalanması.

6) Müzakereler Suudi ve BAE taraflarını da kapsamalı ve Türkiye son yıllarda Körfez devletlerine karşı saldırılarından dolayı özür dilemelidir. Ankara Arap devletlerinin iç işlerine asla karışmayacağını ve Arap ulusal güvenliği çerçevesine uymayı taahhüt etmezse Kahire Türkiye ile anlaşmalara devam etmeyecek.

7) Özelde Mısır’a ve genelde Körfez ülkelerine saldıran Müslüman Kardeşler ‘in tüm medya yayınlarının durdurulması. Aynı zamanda Türkiye’nin topraklarında Müslüman Kardeşlerin herhangi bir siyasi etkinliğine kucak açması yasaklanmalı.

8) Aranan ve Türk topraklarında olanlarla ilgili Interpol’e tam yetki verilecek ve bunlarla ilgili Avrupalı yetkililere itiraz edilmeyecek. 

9) Mısır güvenlik otoriteleri Türk rejiminin davranışlarını gözlemleyecek ve önümüzdeki süreçte bu koşullara uyulup uyulmadığını kontrol edecek. Başka herhangi bir temas öncesinde bu konuda Dışişleri Bakanlığı’nca hazırlanan rapor Mısır siyasi liderliğine sunulacak.

10) Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs Akdeniz’de deniz sınırları konusunda anlaşmaya varmadan ve yukarıda belirtilen koşullar sağlanmadan Türkiye Doğu Akdeniz Forumu’na davet edilmeyecek

Bilen göz bu metni ilk görüşünde bunun devletler arasındaki yazışmalarda kullanılabilecek ve diplomatlarca hazırlanmış bir metin, bir belge olmadığını hemen anlar.

Şimdi birilerinin cevaplanması gerekli bir soru vardır

“Bu belge Mısırın resmi görüşü olarak Dışişleri bakanlığına evetse ültimatom tonundaki bu istekler kabul edilmiş midir” gönderilmiş midir?

KADINA ŞİDDET

05 Çarşamba Nis 2023

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Hemen her gün gazetelerde ve çanak tutanlar hariç diğer televizyon yayınlarında, mutlaka en az 1 kadın cinayetini okuyoruz veya seyrediyoruz. Kadına şiddet, bana göre tepkisiz kalındığı ve az cezalarla geçiştirtildiği için en yaygın eylem gözüküyor. Aslında çocukları önünde öldürülen kadın hukuken doğru yere konmadığı için bilmem ne faslından öldürme deniyor bir de karar duruşmasında takım elbise giyilip kravat takılınca, sanık, okkalı bir iyi hal indirimi alıyor. Ancak işin aslı hiç de öyle değil öldürmeyi kafana koyacaksın silah edineceksin olayı planlayacaksın bunu adı her halde hukuken başka bir şeydir ve cezası da daha ağır olsa gerek.

Belki de En uygunu bazı istatistiklerle işe başlamaktır;

2002’den bu yana kadın cinayetlerinin sayısı bütün hükümet organları tarafından farklı verilmektedir. Ölen bellidir kalan bellidir niye bu rakam tutmaz hiç anlaşılamamıştır. Bu yazının amacı rakamlar arasındaki farkı bulmak olmadığına göre açıklamayı yapan kuruluşun adını yazıp rakamı açıkladığı haliyle vermenin uygun olacağı düşünülmüştür.

Her şeyden önce kendilerine özgü nedenle şiddet gören kadınlara göz yuman AKP lilere göre

2002’de 66, 2003’te 83, 2004’te 128, 2005’te 317, 2006’da 663, 2007’de 1011, 2008’de ise 806 kadın cinayeti işlendiği muhtelif zamanlarda açıklanmıştır. Ancak rakamlar doğal olarak resmi nitelik taşımamaktadır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na göre ise 2009’da 171, 2010’da 177, 2011’de 163, 2012’nin ilk 9 ayında ise 128 kadın cinayeti işlenmiştir.

Cinayetlerin işlendiği yerlere gelince;

Kadınların 178’i evinde, 33’ü sokak ortasında, 12’si arazide, 10’u iş yeri, 9’u arabada, 8’i ıssız yerde, 6’sı otelde, 2’si apartman girişinde, 2’si parkta, 1’i kömürlükte, 1’i barakada, 1’i okul önünde, 1’i minibüste, 1’i evinin dışındaki tuvalette, 1’i avukatlık bürosunda, 1’i fabrikada, 1’i otoparkta, 1’i evinin önünde, 1’i sağlık ocağı bahçesinde öldürüldü. 10’unun öldürüldüğü yer tespit edilemedi. 2021’de öldürülen kadınların %64’ü evlerinde öldürüldü.

Kadına şiddet her geçen gün arttığına ve işler iyiden iyiye çığırından çıktığına göre ve engellemek için de bir şey yapılmadığından tüm olayın arkasında bilinçli bir siyasi arka plan aramak gerek. İşte bazı siyasilerin kadın hakkındaki bana göre aykırı söylemleri;

* Ben za­ten ka­dın er­kek eşit­li­ği­ne inan­mı­yo­rum.”.
*Bir ta­ne kız mı­dır, ka­dın mı­dır bi­le­mem.”

*Ka­dı­na şid­det abar­tı­lı­yor.”
*Yal­nız bı­ra­kı­lan ya da­vul­cu­ya ya zur­na­cı­ya.”
*Be­nim be­de­nim, be­nim ka­ra­rım di­yen­ler fe­mi­nist.”

*Kür­ta­jı bir ci­na­yet ola­rak gö­rü­yo­rum.”.

*Te­ca­vü­ze uğ­ra­yan do­ğur­sun, ge­re­kir­se dev­let ba­kar.”.
*Te­ca­vüz­cü, kür­taj yap­tı­ran te­ca­vüz kur­ba­nın­dan da­ha ma­sum.”
*Te­ca­vü­ze uğ­ra­yan da kür­taj yap­tır­ma­ma­lı.
*Bos­na’da ka­dın­lar te­ca­vü­ze uğ­ra­dı ama do­ğur­du­lar.”

*Ka­dın ah­lak­lı ol­sun, kür­taj yap­mak zo­run­da kal­ma­sın.”
*Med­ya olay­la­rı abar­tı­yor. Ka­dı­na yö­ne­lik şid­det al­gı­da se­çi­ci­lik.”
*Ka­dın­lar iş ara­dı­ğı için iş­siz­lik yük­sek.”
*Kız­lar oku­yun­ca er­kek­ler ev­le­ne­cek kız bu­la­mı­yor.”

*Türk ka­dı­nı evi­nin sü­sü­dür.”
*Her­kes için­de kah­ka­ha atan ka­dın if­fet­li de­ğil­dir.

*İş hayatının, anneliğin alternatifi haline getirilmesini kabul edemiyorum. ‘Çalışıyorum’, diye annelikten imtina eden bir kadın aslında kadınlığını inkâr ediyor demektir. Bu benim samimi düşüncemdir. Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun özgünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Eksiktir, yarımdır. Anneliği reddetmek insanın yarısından vazgeçmektir. Daha geniş tutuyorum. İnsanlıktan vazgeçmektir. Anne olmazsa insanlık olur mu? Anne varsa insanlık var. .”

*(Makyaj yapan kadın gazeteciye) “Hani var ya, kaportası dökük araçlar olur. Makyaj yaparlar. Boyarlar. Bizim kaporta sağlam, makyaja ihtiyacımız yok.”
* Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum, Kadından anneliği çıkarırsanız geriye kutsal bir şey kalmaz.”
* Kadına şiddet abartılıyor.”
* Polis müdahalesi sonucu yaralanan bir kamu görevlisi için: “O kadın, kız mıdır kadın mıdır?”
* Kadın-erkek eşitliği fıtrata ters.”
* Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun eksiktir, yarımdır.”

* Kürtaj meselesi konuşulurken siz öyle bir söz sarf ettiniz ki benim yüzüm kıpkırmızı oldu. Bir evli, bir bayan, çocuğu olan milletvekili kendisi ile ilgili bir organını nasıl böyle açıkça konuşabilir.”
* Kadın herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak.”
* Kocasını bırakıp tatile çıkanlar, direği gördüğünde dayanamayıp direğe çıkanlar… Böyle bir hayatın içinde siz olabilirsiniz, size kızmanın ötesinde acıyabilirim.”
* Hanımefendi sus, bir kadın olarak sus.”

Burada bazı kafaların, söylemlerin içerdiği acıyı göreceklerine, kimin söylediğini merak edeceklerini gayet iyi biliyorum. Bana göre bu hiç de önemli değil. Tehlikeli olan nokta bu güzel ülkede bir gurup tuhaf insanın böyle düşündüğü ve bu sapkın düşünceden bir türlü vaz geçemedikleridir. İstanbul sözleşmesi ve mevcut yasalar bunu engellemek için gerekli tedbirleri almakla beraber, orasından burasından çekiştirip bildiğini okumak veya seçimde % 1 veya 2 oy için kadına karşı daha sert tedbirler alacak birliktelikler oluşturmak ve kadını itilip kakılacak zayıf yaratıklar olarak göstermek çabaları, ön plana çıkartılıyorsa bazı konularda Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına dönmek gerekecektir.. Bu garip tür önce şu sorulara cevap vermelidir;

İstiklal harbinde kağnı adındaki tuhaf arabalarla mühimmat ikmalini sağlayanlar erkekler miydi?

Erkek meslektaşları ile karşı teröristler karşı omuz omuza savaşan özel harekât polislerini de itip kakabilir misiniz dövmeye kalkar mısınız, bana göre sakın denemeyin

Komando tugaylarında görevli kadın subay ve astsubayları değil dövmeye veya öldürmeye kalkmak yan gözle dahi bakabilir misiniz?

Bunları beceremeyeceğinize göre Özel kuvvetlerde görevli kadın subay ve astsubaylardan bahsetmiyorum bile

Hadi bu bahsedilen ler özel eğitimli, iş hayatında pek çok kilit görevde çalışan yüzlerce CEO ya bir şey yapabiliyor musunuz kes sen anlamazsın diyebiliyor musunuz

Sonuç olarak dişinizin geçmediğine bir şey yapamadığınıza göre neden elin garip kadınlarına aklınıza gelen her türlü kötülüğü yapıyorsunuz ve bu hakkı kimden alıyorsunuz

Unutmayın gün gelir devran döner bu hoyratlığın hesabı yasalar tarafından sorulmaya başlar. Biraz hayal gücünüz varsa sizin işlediğiniz kadın cinayetini sorgulayan savcıların ve yargıçların kadın olduğunu düşünün, o zaman bakalım son celsede giyeceğiniz takım elbise ve kravat size ceza indirimi sağlayacak mı?…

Abone Ol

  • Entries (RSS)
  • Comments (RSS)

Arşivler

  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Temmuz 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Nisan 2022
  • Mart 2022
  • Şubat 2022
  • Ocak 2022
  • Aralık 2021
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021

Kategoriler

  • Öykü
  • Uncategorized

Meta

  • Hesap oluştur
  • Giriş

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

  • Abone Ol Abone olunmuş
    • hulkiergun
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • hulkiergun
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Bu içeriği rapor et
    • Siteyi Okuyucu'da görüntüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle