2011 yılı Akdeniz kuşağındaki özelikle iki ülkede, bazı siyasi tuhaflıklar arka arkaya yaşandı. Bunlardan Mısır ve Tunustur.Her iki ülkede nereyse arka arkaya halk hareketleri başladı istenen özgürlük ve ekmek idi zar zor yapılan seçimlerle Müslüman kardeşler iktidara geldi bir süre sonra da her ikisinde de başarısızlıklar yüzünden tepkiler arttı Mısırda Sisi Tunus’ta da Cumhurbaşkanı Kays Said, yaptıkları darbelerle, İhvanı iktidardan uzaklaştırdılar. Belki sorulması gereken soru, bütün bu maskaralıkların kim tarafından nerede ve nasıl planlandığı olmalıdır.  

Önce Mısırı ele alırsak, İktidarları tartışmalı Cumhurbaşkanları, Günlük olaylar sonucu patlayan bombalar ve bunun doğal sonucu binlerce sivil ve askeri ölü ve yaralı, 3 Cumhurbaşkanlık ve Parlamento seçimi, gücü ele geçirenlerin oysuz onaysız yaptıkları anayasa değişikliği açıklamaları, ara sıra yapılan referanduma göre anayasada yapılan radikal değişiklikler, ve sükunet bilmeyen sıkıntılı bir bölge. Bu Mısırın bir türlü yerleşemeyen rejiminin tam bir tanımı.

Yaklaşık 30 yıl süren eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek yönetiminin otoritesinden duydukları bıkkınlık ve öfke Mısırlılar farklı valiliklerden yola çıkarak bir sembol haline gelen başkent Kahire’nin merkezindeki Tahrir Meydanı’na ulaştıklarında sayıları on binleri bulmuştu.

Protestocuların ekmek, özgürlük ve sosyal adalet isteğinde bulundukları tezahüratların başladığı 25 Ocak 2011’di ve Tunusluların Zeynel Abidin bin Ali yönetimini devirmeyi başarmasından birkaç gün sonra yaşandı. İki büyük halk hareketinin bu kadar arka arkaya gelmesi ve ayni amaca yönelerek başarıya ulaşmasında yabancı parmağı özellikle ABD’nin Büyük Orta Doğu planı ve Saros’un paraları hep tartışıldı ve tartışılmaya devam edecek gözüküyor. Tarihin hiçbir döneminde büyük halk kütlelerinin katıldığı gösteriler sonucu mevcut yönetimi devirmeleri daha önce pek örneği olmayan bir şeydi.

Değişim isteğinin dayanılamaz hale gelen özel koşulları göz ardı edemeyen ve geleneksel olarak Hüsnü Mübarek i destekleyen Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi tarafından kararlaştırılan bir dizi anayasa beyannamesi referandum yapılmadan yayınlandı ve Ülkede bir yıl süren siyasi istikrarsızlık ve iktidarsızlık, söz konusu dönemin önde gelen guruplarından Müslüman Kardeşlere, cumhurbaşkanlığı adayı çıkarması için büyük bir fırsat yarattı .

Yapılan şaibeli seçim sonucu Müslüman Kardeşler ‘in adayı Muhammed Mursi’nin zaferinin 2012’de açıklanmasına rağmen, bazı batılı gözlemcilere göre Mısır ,gittikçe sertleşen politikalar yüzünden siyasi kışa girdi.Mursi, çeşitli kurumlar üzerindeki kontrolünü genişletip anayasa için bir kurucu komite oluşturarak etkisini derinleştirmek için çabaladı. Bu durum ulusal güçlerin ve dini kurumların temsilcilerinin anayasa hazırlama komitesinden çekilmelerine neden oldu. Bunun üzerine cumhurbaşkanı tarafından verdiği kararları benzeri görülmemiş bir şekilde güçlendiren bir anayasa bildirisi yayınladı. Kitlesel gösteriler tekrar başladı. Mursi bazı maddeleri geri çekti ve Aralık 2012’de ülke için yeni bir anayasa referandumu yapıldı ancak oyların yalnızca % 63,8’ini alabildi.

Olayların bir türlü toparlanamayışı ve başarısızlıkları çoğalması, Ülkede gittikçe dozu artan kutuplaşmaya  ve bölünmelere sebep oldu .

30 Haziran 2013’te halkın artan öfkesi, ordunun da desteğiyle, Mursi’nin devrilmesine ve Müslüman Kardeşler ‘in iktidardan uzaklaştırılmasına yol açtı. Ancak başlayan geniş çaplı bir şiddet dalgası ve Ülkedeki patlamalar  büyük kayıplara yol açtı.. Mursi’nin görevden alınmasına rağmen Rabia ve Nahda meydanlarında Müslüman Kardeşler ‘in protestoları devam etti.

 Bu durum, Ağustos 2013’te oturma eylemlerinin dağılması için güvenlik güçlerinin doğrudan ve güçlü müdahalesini gerektirdi. Protestocular ve güvenlik güçleri arasında ölümler ve yaralanmalar meydana geldi ancak ordu tarafından alınan etkin önlemlerle bastırıldı ve Müslüman Kardeşler her geçen gün daha silik ve güçsüz hale geldi

Daha sonra Sisi durumunu çok daha güçlendirdi ve her nedense özgür dünya (!) tarafından benimsendi hatta beyaz saraya bile kabul edildi.

O dönemde ABD tarafından bir çılgın fikir daha ortaya atıldı. Dünyadaki en stratejik su geçişlerinden biri olan Süveyş kanalına paralel bir kanal daha açılacaktı ve bu kanalı uluslararası bir komisyon kontrol edecekti başka bir deyişle ikinci kanal gene Mısır toprakları üzerinde açılacak ve ABD tarafından kontrol edilecekti.

Aklıma gelmeden olmuyor sakın Mısır da binlerce insan bu ikinci kanal yüzünden ölmüş olmasın…