Bu yıl 30.Ağustos Zafer Bayramı Kutlamalarında her yılki gibi ve program gereği, Kara, Deniz ve Hava harp okullarının diploma törenleri vardı. Alışıldığı gibi okul birincisine diplomasını Cumhurbaşkanı verir, diğer derece alanlara da protokol sırası takip edilirdi. Sonra mezun subaylar Siyasilerce didiklenmiş ve zararsız hale getirilmiş metne göre antlarını içerler neticede herkes evine yeni mezunlar ise sınıf okullarına gitmeden önce izne giderlerdi.
Ancak bu sene bazı değişiklikler oldu. Her şeyden önce üç harp okulunun birincileri birer kadın subaydı ve bu harp okulları tarihinde bir ilk oluyordu. Sayın Cumhurbaşkanı Kara Harp Okulu birincisi Topçu Teğmen Ebru Eroğlu’nun diplomasını verirken, durumdan çok hoşlanmış görünüyordu ne de olsa bu bir ilk di ve siyaseten satışı da iyi olurdu. Ancak kendi tabanından bazılarının bu durumdan fazla hoşlanacağını da zannetmiyordu. Onlara göre kadının yeri net olarak belli idi 900’den fazla subay arasında bir kadın subayın birinci olmasını tarikat ehline anlatmakta biraz zor olacaktı. Benzer sıkıntılar bu sene her yerdeydi, deniz ve hava harp okullarının birincisi de birer kadın subay olmuştu.
Bu arada Kara Harp Okulunda onlar ayrıldıktan sonra Mezun teğmenlerin tamamına yakını saha ortasında toplanmış Devre birincileri kadın teğmeni ortalarına almış ve bir and daha içmişlerdi. Burada açıkça Türkiye’nin Demokratik laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirterek bunu koruyacaklarına ve yemin etmişler sonra hep beraber Mustafa Kemalin askerleri olduğunu ifade etmişlerdi.
Başlangıçta Hükümet sözcüsü hatta MHP dahil olaya olumlu baktılar. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı tam dokuz gün bu konuda sessiz kaldı.
AKP kaynıyordu. Her şeyden önce nasıl üç kadın üç harp okulunda birinci olurlardı. Onlara göre askerler bir şeyler anlatmışlardı. Bu açıkça vesayetin geri gelmesiydi. Seçilmiş olanlar onlardı ve buna izin veremezlerdi. Bu teğmenlerin hepsi okuldan atılmalıydı. Bazıları daha ileri giderek Üç harp okulunun birincileri üç kadın subay değil Nakşibendi tarikatının halidiye kolundan icazet almış birileri olmalıydı. Allahtan bu görüşte olanlar parti içerisinde azınlığın azınlığı idiler ve pek fazla söyledikleri ciddiye alınmıyordu.
Buraya kadar olan biteni olabildiğince gazete bilgisine dayalı olarak anlatmaya çalıştım. Artık yorum yapma ve soru sorma zamanı;
Teğmenlerin neredeyse tamamının protokol ayrıldıktan sonra korumaya yemin ettikleri noktalar aslında Anayasanın ikinci maddesidir. Daha basit söylersek genç subaylar demokratik laik sosyal hukuk devletini korumaya yemin etmişlerdir. Üstelik bu madde değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez dört maddeden biridir.
Anayasanın değişmez maddelerinden birini korumaya yemin etmenin kime ne zararı olur öncelikle bu sorunun cevabı gerek.1950’den beri ilmek ilmek döşenen bir İslam cumhuriyeti yaratmak fikri belki de son uygulama aşamasına gelmiştir. Bu durumda 900 aşkın genç subayın ettiği yemin, temelinde tarikatlar olan bir düzenin takipçileri arasında derin hayal kırıklığı yaratacak cinstendir.
Mustafa Kemalin askerleriyiz sloganı sadece bir gurup Harbiyelinin değişmez başkomutanlarına olan sevgisinden ibarettir. Diploma töreninden bir hafta öncesinde hemen her gün sayın cumhurbaşkanı kendisinin başkomutan olduğundan söylemesine, zarif bir çeşit tepkidir. Anlaşıldığı kadarıyla Genç subaylar ebedi başkomutanlarından vazgeçme niyetlisi değildir.
Sayın Cumhurbaşkanı konuyu tekrar gündeme taşımak için tam 9 gün sessiz kalmış herhangi bir açıklama yapmamıştır. Geçen zamanda ortalığı sakinleştirmiş, tabanında çıkan aykırı seslerin bastırmıştır. Konunun tekrar gündeme getirildiği ilk yerin imam hatip okulları bilmem ne toplantısında yapılması da tesadüf değildir. Konuşmanın sert olması gerekiyordu ve o toplantı oldukça iyi bir vasat olacaktı. Öyle de olmuştur. Sayın cumhurbaşkanı öfkeyle o kılıçların kime çekildiğini sormuş, bu tür fikirlerin içimizde barındırılamayacağını söylemiş ve bu işe katılan herkesin atılması gerektiğini ifada etmiştir. İçimizin her neresi olduğu da bir türlü anlaşılamamıştır.
Mesele Buraya kadar tolere edilebilir limitler içerisindedir. Netice olarak Sayın Cumhurbaşkanı zorlukla kabul edilen bir Anayasa değişikliği ile siyasal sorumlu olmuştur.
İnsanın canını acıtan, cehaleti paçalarından akan basının tuhaf bir türünün ayni argümanları kelimesi kelimesine kullanarak kendilerine göre bir algı yerleştirmeye çalışmasıdır.
Her şeyden önce kılıç çekilmez kılıç çatılır. En son birinci dünya savaşında Fahrettin Altay’ın Süvari kolordusu tarafından silah olarak kullanılmıştır. Bugün için merasim kıyafetinin bir aksesuarıdır. Harbiyelinin boynuna bağladığı fular gibi veya ayakkabısının üzerindeki tozluk gibi.
Bu arada Diyanet İşleri Başkanının bir şeye benzemeyen bir kılıç türünü nereden öğrenip ne anlatmak için kuşandığı, anlaşılamayan bir başka konudur.
Lafı derleyip toparlayıp iyice çarpıtıp teğmenler başkomutanlarına kılıç çekmiştir demeye getiriyorlar ancak söylemesi zor laf olduğu için şimdilik ağızlarında çeviriyorlar.
Sonuç olarak gene bir şey bahane edilip gündem değiştirilmiştir. Bu oyun daha ne kadar sürecektir bilinmez ancak bıkkınlık vermeye başladığı kesindir.