Bir süre için Zor Yıllardan vazgeçmem gerektiğini düşünüyorum. Normal gündem o kadar yoğun ve o kadar küçük ve sığ manevralarla oluşturuluyor ki, suların durulduğunu görmek en iyisi olacak.
Bu ara kasıtlı olarak gündeme düşürülen, ne olduğu anlaşılamayan açılım söylemleri dir. Her şey, Küçük ortak MHP genel başkanının durup dururken TBMM genel kurulunda gidip DEM parti milletvekillerinin ellerini sıkmasıyla başladı. Seçime yönelik tipik bir alaturka manevraydı bu. Sonra gurup konuşmalarında sayın Bahçelinin Öcalan’a yaptığı çağrı tartışılmaya başlandı. Sayın genel başkan Öcalan’ın gelip Dem gurubunda konuşmasını ve pkk yı lağvettiğinin açıklanmasını istiyordu. Bir hafta kamuoyunda tartışıldıktan sonra ayni öylemi ayni cümlelerle tekrarladı.
Okuma yazma bilen herkes bu çıkışların ne anlama gediğini tartışıyordu. Aslında maksat hasıl olmuştu. Bunaltan hayat pahalılığı, yapılır gibi satılıp aslında hiçbir işe yaramayan maaş artışları unutulmuştu. Artık tartışılan binlerce kişinin katili Öcalan ın nerede konuşası gerektiği idi. Bazılarına göre bu TBMM genel kurulunda özel bir oturumda dahi olabilirdi. Gözden kaçan ise bu açılıp saçılmanın Türk halkına özellikle Şehit ailelerine nasıl anlatılacağı idi.
Burada bir nokta koyup geriye bir dönüp bakalım. Artık analar ağlamasın sloganıyla başlayan ilk açılım sürecinin hukuki tabanı 6 Temmuz 2014’te Resmî Gazete ‘de “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” adıyla yayımlanarak kanunlaştı. 2015 Ceylanpınar saldırısı ile sonlandı
Doğal olarak bu süreçte Kürtler buldukları her fırsatta taleplerini sıraladılar. Bunlar arasında Demokratik özerklik denen maskaralıktan, bölge vergi gelirlerini doğrudan yerel yönetimlere bırakılması vali ve emniyet müdürlerinin halk tarafından seçilmesi de vardı.
Bu arada siyasi kadro operasyon yetkisini genelkurmaydan alarak valilere verdi ve operasyon izni verilmemesini en üst düzeyden telkin etti. Ancak pkk saldırıları sürüyordu ve operasyona çıkamayan askerler sadece kendilerini korumaya çalışıyorlar ve şehit oluyorlardı.
Pkk, işi iyice azıtmış vergi adı altında bölgedeki haraç toplama faaliyetlerini arttırmış, kurdukları mahkemelerde insanları yargılayıp ceza kesmeye başlamıştı.
PKK yönetiminin iş bitti zannederek maksimalist talepleri hukuki tabanı olmadan uygulamaya koyması dönemdeki en büyük yanlışlıklardan biriydi. Daha ılımlı bir geçiş sağlanabilirdi. Öcalan’ın çağrısı üzerine bütün silah ve teçhizatıyla yurt dışına çıkar gibi yapan pkk çeteleri askerin operasyon yapamamasından dolayı ellerini kollarını sallayarak ve herkesin gözü önünde sınırın birkaç km ilerisindeki terör kamplarında dinlenmeye çekiliyorlardı.
Sonuçta Ceylanpınar’da iki polisin evlerinde şehit edilmesiyle, devletin kendini koruma refleksi harekete geçti ve ilk açılım macerası sonlandı.
Bundan sonra beklenen oldu TSK örgütün kuzey Irak ta tozunu atmaya başladı ve doğal olarak bu, bazı çatal dilli müttefiklerimizin işine gelmemeye başladı ve aşırı güç kullanıldığı gerekçesiyle ambargolar arka arkaya geldi.
Geçmişte bütün bunlar olup bitmişken, aşağı yukarı aynı kadrolarla ve ayni söylemlerle adını başka koyup açılım ilan etmek ne dereceye kadar doğrudur bilinmez. Bana göre bu seferkinin adı her neyse fazla uzun sürmeyeceğe benzer. Aslında 25 senedir hapiste olan liderin suratı bile unutulmuşken silahlı bir örgüt üzerinde ne kadar etkin olacağı da ayrı bir meseledir. Özellikle Suriye’ye geçmiş olan pkk lıların kerameti kendinden menkul bu zatı dinlemeyecekleri kesindir.
Sonuç olarak bu seferki açılım yeni anayasanın meclisten geçmesi için karar yeter sayısını DEM parti oylarıyla kapatma projesidir ve çok acemice düzenlenip uygulamaya çok çabuk alınmıştır. Bu nedenle bir sonuç beklemek sadece saflıktır veya alaturka siyasetle her şeyin çözüleceğinin sanılmasıdır