Bu, ciddiye alınamayacak kadar iniş çıkışları olan ve bütün dış siyasetini tuhaf bir megalo idea ve Türk düşmanlığı üzerinden yürüten, gücü yetemeyeceği için büyük ülkelerin arkasına saklanan Yunanistan hakkında yazdığım ikinci yazı. Üzerinde bu kadar çalışmayı hakketmemesine rağmen attığı tuhaf adımları, bir kez daha ve son olarak, göz önüne sermemiz gerektiğini düşünüyorum
Genelde, çevre komşularımızı gözden geçirdiğimizde, hiçbiriyle siyasi ilişkimiz normal değil hatta bazılarıyla ilişkimiz bile yok. Konuya, Yunanistan özelinde bakarsanız, işlerin son yirmi yıldır hiç de iyi gitmediğini ve ilişkilerin normal rutininde olmadığını görürüz. Uluslararası anlaşmaları hiçe sayarak veya yok kabul ederek, Türkiye’nin birkaç mil ötesindeki adalara el koymak sonra üzerine asker konuşlandırmak yetmezmiş gibi bulunan her fırsatta doğrudan veya örtülü olarak tehditler savurmak artık Yunanistan’ın dış politikasıdır. Soruna güçler dengesi olarak baktığınızda, bu garip ülkenin şansı var gözükmüyor. Ancak dünya, ikili ilişkilerin silahlı güçlerin kullanarak çözümünü istemiyor, gambot diplomasisi çok eskilerde kaldı. Bu satılmaya çalışılan, gerçek çok daha farklı. Artık ”in” olan yani Uluslararası siyasal çevrelerde kabul gören, siyasi diyalog la çözüm, o zaman Yunanistan’ın bu ölçüde ve boyunu aşan silahlanması neden. Akla gelen bir tarihte Brejnev in söylediği;
“Bu kadar orduyu niye besliyorsunuz, bize az diğer komşularınıza çok, ben bu işi anlamadım”
Meğer adam ne kadar haklıymış…
Bir başka nokta her türden siyasi diyalogun, eşitler arasında olması gereği. Bir tarafta, arkasına Avrupa Birliğinin tüm desteği alan Yunanistan, diğer tarafta, onunla bununla kavga eden, ülkeler arası siyasal diyalog ile kişiler arası istişareyi dahi birbirine karıştıran kocaman bir ülke. Bu durumda diyalog nasıl başlayacak ve nasıl bitecek.
Yunanistan tarafından tezgahlanan, bizim aleyhimize onların lehine seyreden tuhaflıklar zincirini nasıl önleyebiliriz, gerekçesiz olarak el konulan adalarımızı nasıl geri alırız ve nasıl kayıkçı kavgası haline gelen ikili ilişkileri normal rutinine döndürebiliriz. Uyguladığımızı zannettiğimiz dış politikayı dikkate aldığımızda bunun pek de mümkün olmadığını, acıda olsa görürüz.
Şimdiye kadar sorunun hep göz önünde olan boyutunu inceledik. Bu ülke tarafından sinsice geliştirilmekte olan aslında bunların hiçbiri değildir. Doğu Akdeniz’de rezerv varlığı kesinleşen büyük petrol ve doğal gaz yatakları, yakın gelecekte, şu anki tüm münferit olayların toplamından daha büyük problemlere sebep olacaktır. Üstelik bu oyunda kendine büyük oyuncu denmesinden hoşlanan başka ülkeler de çatalı bıçağı alıp masaya oturmak istemektedirler. Örneğin ABD, her nedense eski ve yeni bütün hidrokarbon yatakları konusunda tek söz sahibi olmak istemekte, problem yoksa bunu yaratmaktadır .Örnekolarak altıncı filoya, ilave olarak bir uçak gemisi muharebe gücünü de bölgeye göndermesini verebiliriz. Fransa bulabildiği her fırsatta tabloya girmeye çalışmakta İsrail ve Mısır ise hiç çıkmamaktadır. Açıkça görünen o ki bu ülkelerin tamamı Türkiye’yi burada istememektedir. Esasen sorun bölgedeki petrolü kimin çıkaracağı da değildir. Uluslararası pratiklere göre rezerv hangi ülkenin münhasır ekonomik bölgesinde ise o çıkartır başka deyişle malın sahibi de odur. Bırakın binlerce kilometre uzaktaki ABD ve Fransa’nın burada ne aradığını, bölge ülkelerinden Kıbrıs’ın Rum yarısı, çıkan petrolün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile paylaşılmasına karşıdır. Bu nedenle, bölgedeki üç petrol arama, bir sismik araştırma gemisinin, orada bulunmasına da karşıdır. AB yaptırım tehdidi yapmış Amerika bölge deniz gücünü takviye etmiş Fransa her gördüğüne ağlamaya başlamış işlerin tehdit boyutu alması üzerine söz konusu gemiler Türk Firkateynleri tarafından korunmaya alınmıştır. Bu arada Rumların Türk gemi mürettebatı hakkında Uluslararası arama emri ve tutuklama kararı çıkarttığını da unutmamak gerekir.
Dış politika, iki ülke ilişkilerinde birinin yaptığı yanlışın diğer ülke tarafından kullanılması esasına dayanır. Kıbrıs sorununun zamanında çözülememesi, o zamanlar AB ye girmeye çok istekli Türkiye’nin karşısına çözülmeden olmaz şekliyle çıkarılması buna da ses çıkarılamaması işlerin bu hale gelmesine sebep olmuştur. Başka deyişle birinin yaptığı yanlış diğeri tarafından kullanılmış ve her zamanki gibi sonuç alınmıştır.
Bu arada ABD başta Dedeağaç olmak üzere pek çok üs kurmaya başlamıştır. Ne yapmaya çalıştıkları sorgulandığında, sizinle ilgisi yok biz Rusya’yı çevrelemeye çalışıyoruz cevabı alınmaktadır. Ancak tatbikat yapıyorum diye Dedeağaç’a 1000 tank ve çok sayıda tanksavar helikopteri yerleştirmek doğrudan Türkiye’nin kara harekâtını önlemeye yöneliktir. Fransa 4.5 inci nesil savaş uçakları vermekte ve Yunanistan’a yapılacak bir saldırı Fransa’ya da yapılmış olacaktır hükmü içeren anlaşmalar imzalamaktadır. İyi de NATO neredir ve ünlü beşinci madde neden hatırlanmamaktadır.
Karamsar olarak baktığınızda bizim adına müttefik dediğimiz ve ayni savunma entegrasyonunda yer aldığımız bazı ülkeler Türkiye ve Yunanistan’ı savaştırmaya çalışacaklardır. Ancak güçler dengesine baktığınızda böyle bir çatışmadan herkes zararlı çıkacaktır. Türkiye muhtemelen bir veya birkaç gemisini, az sayıda uçağını kaybederken, Yunanistan sanayinin ve ordusunun tamamını Turistik tesislerinin hepsini ve adaların çoğunu kaybedecektir. Destek çıkan ülkelerden Fransa’nın zaten zorda olan ekonomisi toplanamayacak hale gelecek ABD ise bölgedeki tüm gücünü Rusya’ya kaptıracaktır zaman bu ülkelerde biz bu kadar zora neden girdik Yunanistan için değirmiydi sorusu büyük kamu oyu baskısı yaratacak iktidarlar el değiştirecektir
Sonuç olarak, Türk Yunan ilişkileri kısa ve orta vadede pek çözülecek gibi gözükmemektedir ve korkum o ki Yunanistan uygulanan politikalarda ısrar ederse karakollara düşeceğe benzeriz.