Bu çok uzun zamandan beri yazdığım ilk siyasi yazı. Türkiye’nin içinde bulunduğu şartlar o hale geldi ki artık bir şeyler yapılmalı diye düşündüm.Konular içinden çıkılmaz hale gelen dış politika sorunları olacak.

   Dış politika, iki ülke ilişkilerinde birinin yaptığı yanlışın diğer ülke tarafından kullanılması esasına dayanır. Kıbrıs sorununun zamanında çözülememesi, o zamanlar AB ye girmeye çok istekli Türkiye’nin karşısına çözülmeden olmaz şekliyle çıkarılması buna da ses çıkarılamaması işlerin bu hale gelmesine sebep olmuştur. Başka deyişle birinin yaptığı yanlış diğeri tarafından kullanılmış ve her zamanki gibi sonuç alınmıştır.

   Çevre komşularımızı gözden geçirdiğimizde , hiç biriyle siyasi ilişkimiz normal değil hatta bazılarıyla ilişkimiz bile yok. Örneğin ,batıda Yunanistan ile işler son yirmi yıldır hiç de iyi gitmemekte, ilişkiler,bir türlü  normal rutininde yürüyememektedir. Uluslararası anlaşmaları hiçe sayarak veya yok kabul ederek ,Türkiye’nin birkaç mil ötesindeki adalara el koymak sonra üzerine asker konuşlandırmak yetmezmiş gibi bulunan her fırsatta  doğrudan veya örtülü olarak tehditler savurmak artık Yunanistan’ın dış politikası haline gelmiştir.. Soruna güçler dengesi olarak baktığınızda ,bu garip ülkenin şansı var gözükmüyor. Ancak dünya, ikili ilişkilerdeki sorunların silahlı güç kullanarak çözümünü istemiyor, gambot diplomasisi çok eskilerde kaldı. Artık ”in” olan yani Uluslar arası siyasal çevrelerde kabul gören, siyasi diyalog la çözüm. İyi de gözden kaçan bu tür görüşmelerin eşitler arasında olması gereği. Bir tarafta ,arkasına ABD ve Avrupa Birliğinin tüm desteği alan Yunanistan, diğer tarafta, onunla bununla kavga eden, ülkeler arası siyasal diyalog ile kişiler arası istişareyi dahi birbirine karıştıran kocaman bir ülke.

   Yunanistan tarafından tezgahlanan, bizim aleyhimize onların lehine seyreden tuhaflıklar zincirini nasıl önleyebiliriz, gerekçesiz olarak el konulan adalarımızı nasıl geri alırız ve nasıl kayıkçı kavgası haline gelen ikili ilişkileri normal rutinine döndürebiliriz. Uyguladığımızı zannettiğimiz dış politikayı dikkate aldığımızda bunun pekte mümkün olmadığını acıda olsa görürüz.
   Bu ülkeyle sinsice gelişmekte olan en büyük sorun aslında bunların hiç biri değildir. Doğu Akdeniz’de rezerv varlığı kesinleşen büyük petrol ve doğal gaz yatakları ,şu anda sorun olduğunu sandığımız tüm münferit olayların toplamından  daha büyük problemlere sebep olacaktır. Üstelik bu oyunda kendine büyük oyuncu denmesinden hoşlanan başka ülkeler de mevcuttur. Örneğin ABD, altıncı filoya ilave olarak bir uçak gemisi muharebe gücünü de bölgeye göndermiştir. Fransa bulabildiği her fırsatta tabloya girmeye çalışmakta İsrail ve Mısır ise hiç çıkmamaktadır. Açıkça görünen o ki bu ülkelerin tamamı Türkiye’yi burada istememektedir. Esasen sorun bölgedeki petrolü kimin çıkaracağı da değildir. Uluslararası pratiklere göre rezerv hangi ülkenin münhasır ekonomik bölgesinde ise o çıkartır başka deyişle malın sahibi de odur. Bırakın binlerce kilometre uzaktaki ABD ve Fransa’nın burada ne aradığına bölge ülkelerinden Kıbrıs’ın Rum yarısı, çıkan petrolün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile paylaşılmasına karşıdır. Bu nedenle bölgedeki üç petrol arama, bir sismik araştırma gemisinin, orada bulunmasına da karşıdır. AB yaptırım tehdidi yapmış Amerika bölge deniz gücünü takviye etmiş Fransa her gördüğüne ağlamaya başlamış işlerin tehdit boyutu alması üzerine söz konusu gemiler Türk Firkateynleri tarafından korunmaya alınmıştır. Bu arada Rumların Türk gemi mürettebatı hakkında Uluslararası arama emri ve tutuklama kararı çıkarttığını da unutmamak gerekir.

Sonuç olarak, Türk Yunan ilişkileri kısa ve orta vadede  pek çözülecek gibi gözükmemektedir ve korkum o ki Yunanistan uygulana politikalarda ısrar ederse karakollara düşeceğe benzeriz.