Problemler ve onların muhtemel çözümleri, pek çok disiplince sanat olarak değerlendirilmekte çözümlerinde buna göre belirli bir estetiği taşıması beklenmektedir. Siyasi problemler ise bu sınıflandırmanın tamamen dışındadır ve hiçbir estetik kaygusu taşımazlar. Onlar vardır ve siyasi kadrolar onları çözmek zorundadırlar.

Türkiye, siyasi problemlerinin çokluğu açısından kolaylıkla dünyada ilk beşe girebilecek durumdadır. Bu nedenle sorunların bir arakesitini bulmak gerekir. Yıllardır politika yazıları yazan biri olarak, kesin olarak söyleyebileceğim, problemlerin hepsinin siyasetçiler tarafında tarafından icat edilmiş olmasıdır. Amaç ise açıkça güç sahibi olmak ve bu gücü sonuna kadar kullanabilme, arzusudur.

Dünyanın hiçbir yerinde problemlerin hepsine birden saldırmak ve çözüyor görünmek gibi bir yöntem yoktur. Her şeyden önce sorunlarınızı guruplara ayırmak ve her gurubu tek tek ele almak zorundasınız. Eğer iyi bir siyasetçi iseniz önceliklerin tayininde yanılmazsınız ve bir zaman kesitinde her şeyi çözersiniz.

İşer o denli karmaşık hale gelmiştir ki yüzüme bak nasıl çözüldüğünü görürsün veya gözlerimdeki ışıltıyı gör işte çözüm budur gibi söylemleri bin bir türlü zorluklar içerisinde yaşamaya çalışanlara, asla yediremezsiniz.

Görüldüğü kadarıyla Türkiye üç gurup siyasi sorunlar yumağını her yönüyle ve boyutuyla yaşamaktadır.

   Bunlardan ilki dış politik meselelerde hangi stratejik kararın ön aldığının bir türlü anlatılamamasıdır. Korkum o ki çoğu zaman dini motifler dikkate alınarak bir yol çizilmeye çalışılmaktadır ve bu yol korkarım ki hep Sünni -ihvan çizgisi ile kesişmektedir. Bu yazıda bunu incelemeyeceğiz

   Bir başka gurup ekonomik problemlerin, yapılan yoğun yanlışlıklar yüzünden bir türlü rayına oturamamasıdır. Sayın Cumhurbaşkanının Nass orada dururken kimse benden faiz arttırımı beklemesin söylemi başlangıçta masum bir dini talep gibi gözükmüş sonra Anayasanın değiştirilemez maddelerine aykırı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yazıda bu konuda inceleme dışı bırakılmıştır.

   Son problem gurubu ise üç siyasi erk in yani yasama yürütme ve yargının kesin çizgilerle birbirinden ayrılmasıdır. Ancak %52 ile itelenerek geçen anayasa değişikliği ve adına bir türlü dilimin dönmediği Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminde erg lerin ayrılmak yerine birleştirilmesi tercih edilmiş, özellikle yargı hızla tahrip olmaya başlamıştır.

Şimdi meseleyi biraza basitleştirip bir çözüme ulaşmaya çalışalım. Hakim ve savcıların özlük haklarını ve tayin ve terfilerini yapacak bir mekanizmaya ihtiyaç vardır ve Hakimler Savcılar Kurulu bu iş için Anayasa gereği kurulmuştur.

Dünyadaki örneklerine bakıldığında ilk üçe olmasa bile ilk ona girebilecek çok ilginç bir teşkilattır. Birisi Adalet Bakanı diğeri Adalet bakan yardımcısı olarak devamlı masada oturan ikisi dışında toplam 11 kişinin, dördü sayın Cumhurbaşkanı yedisi TBMM tarafından dört yıl için seçilir.

Buraya kadar sadece evliliği çok gecikmiş hanım kızlar gibi sadece mevcut şartlara söylenip, resmi tanımıyla tespit yaptık. Ancak artık çözüm içinde bir şeyler söylemek lazım ve oda başka bir zaman ama mutlaka seçimlerden çok önce