• About

hulkiergun

~ Politika

hulkiergun

Author Archives: hulkiergun

FRANSA 2

12 Pazar Eki 2025

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

FRANSA  2

Fransa yarı başkanlık sistemiyle yönetilen bir cumhuriyettir ve yarım veya tam bu ülkede başkan tüm fransa adına her türlü yetkiyi kullanır.Buna Başbakanı atamak kabineyi onaylamak ve fransayı her alanda temsil etmek de dahildir.Doğal olarak atanan başbakan parlementodan güven oyu amak zorundadır. Bu nedenle başkanın partisi çoğunlukta olmak zorundadır.Fransız anayasasına göre birkişi üstüste iki kez seçilebilir. Mevcut Başkan Macron’a gelince

Macron, 2016 yılında En Marche! adlı merkez-liberal bir siyasi hareket kurdu. Daha sonra bu parti LaRépublique En Marche! (LREM) adını aldı ve 2022 civarında Renaissance (RE) adıyla yeniden yapılandırıldı. Başka bir deyişle Macron’ un partisinin güncel adı Renaissance (RE)’dir.

Macron Fransız Anayasası gereği iki sefer Başkanlık seçimlerine katıldı.

2017 yılında aşırı sağcı Marine Le PEN ile mücadele etti. İlk turda En Marche adayı olarak yarıştı (LREM henüz tam teşekküllü siyasi parti hâlinde). İkinci turda Marine Le PEN’e karşı oyların %66,10’unu alarak seçildi

2022 de Yeniden aday oldu ve yine Marine Le PEN ile ikinci tura kaldı İkinci turda oyların %58,55’ini aldı. Ancak bu sefer aldığı oylar %7 azalmıştı. Fransız seçmen bazı şeylerden hoşlanmamıştı ve oylar doğal olarak Le PEN e gitti.

Başkanın partisi her seçimden  Parlementoda güven oyu alamadı.

2017 seçimlerinden hemen sonra yapılan 2017 milletvekili seçimlerinde, En Marche / LREM + MoDem ittifakı parlamento çoğunluğunu kazandı. LREM tek başına 308 sandalye ile çoğunluğu aldı (toplam 577 sandalyeden)

Ancak 2022 seçimlerinde, Macron’un partisi ya da ittifakı çoğunluğu kaybetti;

Daha da önemlisi, 2024 yılında Macron parlamentosunu feshedip erken seçime gitti; yeni seçimde partisinin konumu daha zayıfladı.

Bu nokta Fransa’nın son iki yılda dört Başbakan değiştirmesi siyasi istikrarın bir türlü sağlanamaması ve Basit protestolarla varoşlarda başlayan hareketlerin önce sivil itaatsizliğe sonra da kalkışmaya dönüşmesine neden oldu. Tabidir ki tek sebep bu değildi…

FRANCE 2 (English Edition)

France’s Semi-Presidential System and the Macron Era

France is a republic governed under a semi-presidential system, in which the president—whether in a partial or full capacity—exercises broad authority on behalf of the entire nation. These powers include appointing the prime minister, approving the cabinet, and representing France across all fields of governance. Naturally, any appointed prime minister must secure a vote of confidence from the National Assembly, which in practice requires the president’s party to hold a parliamentary majority. According to the French Constitution, a president may serve no more than two consecutive terms.

As for the incumbent, Emmanuel Macron:

In 2016, Macron founded a centrist-liberal political movement called En Marche!, which later became La République En Marche! (LREM) and was reorganized around 2022 under the name Renaissance (RE). In other words, Macron’s current party is officially known as Renaissance (RE).

Macron has participated in two presidential elections, as permitted by the Constitution. In 2017, he faced the far-right candidate Marine Le Pen. Running as the En Marche! candidate—at that time not yet a fully institutionalized party—Macron won the second round with 66.10% of the vote against Le Pen.
He ran again in 2022 and once more reached the runoff against Le Pen, this time securing 58.55% of the vote. However, his support declined by roughly seven percentage points, signaling voter dissatisfaction and a shift of some support toward Le Pen and the far right.

Following the 2017 presidential election, legislative elections were held the same year. The La République En Marche! (LREM) and MoDem alliance secured a parliamentary majority, with LREM alone winning 308 out of 577 seats.
Yet, in the 2022 legislative elections, Macron’s party and its allies lost their majority in the National Assembly. More critically, in 2024, President Macron dissolved parliament and called for early elections, after which his party’s position weakened even further.

This loss of legislative control, coupled with the rapid turnover of four prime ministers within two years, has deepened France’s political instability. The inability to maintain a stable government, along with widening social discontent, has transformed what began as localized suburban protests into a broader movement of civil disobedience—and, in some cases, open revolt.
Of course, this was not the only factor behind France’s ongoing turbulence, but it became one of the most visible manifestations of a deeper systemic crisis.

FRANSA 1

09 Perşembe Eki 2025

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

 Fransa da yaklaşık iki senedir süregelen siyasal istikrarsızlık, bir türlü kontrol edilemiyor. Bu yazı dizisinde artık iyiden iyiye çatışma boyutuna ulaşmak üzere olan sivil itaatsizlik eylemlerinin sebep ve sonuçlarını inceleyeceğiz.

Siyasetten aramızın her zaman iyi olmadığı bu ülkede,, toplumsal kalkışmaların ana tetikleyicisi, resmi istatistiklerde orta düzeyde görünen fakat günlük yaşamda derinleşen gelir dağılımı adaletsizliği ile özellikle göçmen kökenli gençler arasında yüksek seyreden işsizlik oranlarıdır. Bu yapısal kırılganlık, hükümetin emeklilik yaşını yükseltme kararıyla birleşerek, toplumun geniş kesimlerinde “sosyal sözleşmenin bozulduğu” algısını güçlendirmiştir. Böylece ekonomik adaletsizlik, gelecek kaygısı ve sosyal güvensizlik, Fransa’daki kitlesel kalkışmaların en güçlü yakıtı haline gelmiştir

18 Ayda Fransa’da dört farklı başbakanın görevden ayrılması, ülkenin siyasi sisteminde ciddi bir istikrarsızlık görüntüsü yaratmıştır. Bu süreçte başbakanların istifalarının temel nedenleri; seçim sonrası çoğunluk sağlanamaması, bütçe krizleri, güvenoyu kayıpları ve Cumhurbaşkanı’nın kabine değişikliği talepleri olmuştur. Sürekli değişen hükümet yapısı, parlamenter çoğunluğun parçalanmışlığı ve kamuoyunda artan toplumsal tepkilerle birleşince, yürütmenin etkinliği zayıflamış, karar alma süreçleri yavaşlamıştır. Bu durum Fransa’da hem ekonomik reformların uygulanmasını hem de Avrupa Birliği içindeki liderlik rolünü olumsuz etkileyen bir faktör olarak dikkatle izlenmektedir.

Bu süreçte toplumsal hareketler yoğun bir seyir izledi; işçi grevleri, öğrenci protestoları, emeklilik ve emek reformları karşıtı eylemler ile çevresel ve “sarı yelekliler” gibi kitlesel hareketler özellikle büyük şehirlerde sık gerçekleşti. Olayların ölü bilançosu oldukça sınırlı olup, genellikle ciddi kazalar veya izole şiddet olaylarıyla sınırlı kaldı. Yaralanmalar ise daha yaygın olup, polis müdahaleleri ve çatışmalar sırasında onlarca ila yüzlerce kişi yaralandı; büyük protestolarda bu sayı 200-300 civarına ulaşabiliyor. Polis müdahalesi genellikle CRS ve jandarma tarafından yürütülüyor; göz yaşartıcı gaz, tazyikli su ve cop kullanımıyla kalabalık kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Dağılmayan gruplara karşı barikatlar ve çevreleme uygulaması sık görülürken, orantısız güç kullanımı zaman zaman uluslararası eleştiriler konusu oldu. Bununla birlikte Fransa’da protesto hakkı anayasal olarak korunduğundan, önceden izinli yürüyüş ve mitinglerde polis müdahalesi daha kontrollü gerçekleşiyor. Sonuç olarak, toplumsal olaylar ölü sayısı açısından sınırlı, yaralanma açısından değişken olmakla birlikte hem hükümet politikaları hem de polis stratejileri açısından önemli bir gündem unsuru oluşturmaktadır

Bu arada beni tanıyan toplumun her kesiminden dostlar sürekli ayni soruyu bıkmadan usanmadan soruyorlar,

“Onca problem ve onca yoksulluk varken neden Fransa”

İşte cevabı;

Derdim çok diye öyle sızlanma
Elbet her derdin bir dermanı var
Nerde kaldı diye sabırsızlanma
Sabret her şeyin bir zamanı var

Hacı Timurtaş

FRANCE 1 (English Edition)

France’s Escalating Political and Social Instability

For nearly two years, France has been struggling with a persistent political instability that has proven increasingly difficult to manage. This series seeks to analyze the causes and consequences of the civil disobedience movements that are now verging on outright confrontation.

In a country where political engagement has always been ambivalent, the principal drivers of recent social upheavals can be traced to two interconnected structural weaknesses: the widening disparity in income distribution—despite official data depicting it as moderate—and the persistently high unemployment rates among young people of immigrant background. This structural fragility, combined with the government’s decision to raise the retirement age, has strengthened the widespread perception that France’s long-standing “social contract” has been breached. Consequently, economic inequality, social insecurity, and uncertainty about the future have become the primary catalysts for the wave of mass mobilizations across the country.

Within the last eighteen months, France has witnessed the resignation of four different prime ministers, creating a striking image of systemic instability. The principal causes behind these resignations include the inability to secure a parliamentary majority following elections, recurring budgetary crises, losses of confidence votes, and presidential demands for cabinet reshuffles. The continual reconfiguration of the executive branch, coupled with a fragmented parliament and mounting public dissent, has weakened governmental effectiveness and slowed decision-making processes. As a result, the implementation of economic reforms has been hindered, and France’s leadership position within the European Union has been adversely affected.

During this period, social movements have intensified both in scale and frequency. Labor strikes, student protests, demonstrations against pension and labor reforms, and large-scale mobilizations such as the environmental and “Yellow Vest” movements have become recurring features of French public life, particularly in major urban centers. Fatalities remain limited, largely confined to isolated incidents; however, injuries are far more common, often numbering in the hundreds during major confrontations between protesters and security forces. Riot control operations, led by the CRS and gendarmerie, typically involve the use of tear gas, water cannons, and batons. Tactics such as barricading and encirclement are frequently employed, and allegations of disproportionate use of force have at times attracted international criticism.
Nevertheless, as the right to protest is constitutionally protected, pre-authorized demonstrations generally encounter more restrained police responses. Overall, while the number of fatalities remains relatively low, the recurring injuries and sustained scale of mobilization have turned public unrest into a persistent focal point of both policy debate and security strategy.

Meanwhile, acquaintances from various segments of society continue to ask me, time and again:
“With so many problems elsewhere, why focus on France?”

Here lies my answer:

Do not lament your many troubles,
For every affliction bears its remedy.
Be not impatient, wondering where relief may be—
Be patient; for all things unfold in their own time.
— Hacı Timurtaş


NATO BUGÜNÜ ve GELECEĞİ

21 Pazar Eyl 2025

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

NATO’nun Geleceği: Mevcut Durum, Zorluklar ve Olası Senaryolar

Giriş

NATO, 1949 yılında Sovyetler Birliği’ne karşı kurulmuş ve günümüzde 32 üye ülkeyi kapsayan dünyanın en büyük askeri ittifakıdır. Soğuk Savaş sonrası dönemde Varşova Paktı’nın dağılmasıyla tek kutuplu güvenlik mimarisi hâkim olmuş, NATO bu düzenin merkezinde kalmıştır. Ancak son yıllarda ittifakın geleceği, üyeler arasındaki siyasi uyum, savunma harcamalarının paylaşımı ve yeni güvenlik tehditleri bağlamında yoğun şekilde tartışılmaktadır.

I. NATO’nun Mevcut Durumu

NATO’nun temel işlevi, üye ülkeler arasında kolektif savunma taahhüdünü (5. Madde) sürdürmektir.
– Ukrayna-Rusya savaşı, Doğu Avrupa ülkelerinde güvenlik endişelerini artırmış, NATO’nun caydırıcı rolünü güçlendirmiştir.
– Ancak bu süreç, ittifakın içindeki çıkar farklılıklarını da derinleştirmiştir.
– ABD yönetimleri farklı yaklaşımlar izlemiş; Biden döneminde Ukrayna’ya yapılan devasa yardımlar Trump döneminde sorgulanmaya başlanmıştır. Trump’ın yeniden göreve gelmesi halinde ABD’nin Ukrayna politikasını ekonomik çıkarlar temelinde yeniden tanımlaması muhtemeldir.

Orta Doğu’daki karmaşık müdahaleler, Suriye–Irak hattındaki belirsizlikler ve İran’a yönelik baskılar NATO’nun stratejik odaklanmasını zorlaştırmış; Rusya lideri Putin’in nükleer silah kartını öne çıkarması, Avrupa güvenliği açısından yeni riskler doğurmuştur.

II. NATO’nun Karşılaştığı Zorluklar

1. Savunma Harcamaları: ABD, NATO bütçesinin yaklaşık %70’ini karşılamaktadır. Amerikan kamuoyunda, Avrupa’daki güvenlik için bu yükün daha fazla taşınmasına karşı ciddi bir tepki bulunmaktadır.
2. Stratejik Öncelikler: ABD’nin Asya-Pasifik’e yönelmesi, Avrupa güvenliği açısından belirsizlik yaratmaktadır. Orta ve uzun vadede bu durum NATO’nun caydırıcılığını zayıflatabilir.
3. İç Gerilimler:
   – Türkiye–Yunanistan arasındaki gerilim, potansiyel bir sıcak çatışma riski taşımaktadır.
   – Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Rusya yanlısı tutumu, karar mekanizmalarını kilitlemektedir.

III. NATO’nun Dağılma Senaryoları

– ABD’nin Avrupa’dan kademeli çekilmesi,
– Avrupa ülkelerinin kendi savunma birliklerini kurması,
– Siyasi uyumsuzlukların ittifakı işlevsiz hale getirmesi.

IV. Alternatif Güvenlik Mimarileri

– AB Güvenlik ve Savunma Politikası (Almanya-Fransa öncülüğünde),
– Şanghay İşbirliği Örgütü,
– Bölgesel İttifaklar,
– Çok kutuplu güvenlik düzeni.

V. NATO Ülkelerinin Askeri Gücü

1. Büyük Ülkeler

ÜlkeAktif PersonelYedekUçakUçak GemisiDenizaltıFırkateynSavunma Bütçesi
ABD1,35 milyon800.00013.000+116822760 milyar $
Türkiye445.000380.0001.057–122145 milyar $
İngiltere150.00080.000600210–74 milyar $
Fransa205.00035.000–110 (nükleer)–63 milyar $
Almanya181.00030.000600––1166 milyar $
İtalya170.00020.0003002––28 milyar $
Polonya150.00030.000––––31 milyar $

2. Orta Ölçekli Ülkeler

ÜlkeAktif PersonelUçakUçak GemisiDenizaltıSavunma Bütçesi
İspanya120.000–1–18 milyar $
Kanada70.000300–436 milyar $
Hollanda40.000––415 milyar $
Yunanistan111.000114–138 milyar $

3. Küçük Ülkeler

Ülke / GrupAktif PersonelÖzellik
Baltık Ülkeleri (Estonya, Letonya, Litvanya)Toplam 20.000–
Balkan Ülkeleri (Arnavutluk, Karadağ, Kuzey Makedonya)Toplam 15.000–
Lüksemburg900–
İzlanda–Ordusu yok, sahil güvenlik birimi mevcut

Sonuç

NATO, askeri kapasitesi ve caydırıcılığıyla halen dünyanın en güçlü kolektif savunma örgütüdür. Ancak ittifakın geleceği, yalnızca askeri güce değil; üyeler arasındaki stratejik uyum, yük paylaşımı ve siyasi dayanışmaya bağlıdır.

Bugünkü tablo şunları göstermektedir:
1. Yük paylaşımı krizi çözülemezse ABD’nin Avrupa’dan kademeli çekilmesi hızlanacaktır.
2. Avrupa savunma yapılanması güçlenirse NATO, giderek “ikincil” bir çatıya dönüşebilir.
3. ABD’nin Asya-Pasifik önceliği, NATO’nun caydırıcılığını orta vadede zayıflatacaktır.
4. İç gerilimler, ittifakın karar alma mekanizmasını kilitleme riski taşımaktadır.
5. Çok kutuplu güvenlik düzeni, NATO’nun tek kutuplu üstünlüğünü kırmaktadır.

Sonuç olarak, NATO’nun dağılması yakın vadede olası görünmese de, ittifakın işlevsel gücünün azalması ve Avrupa merkezli yeni savunma yapılarının öne çıkması ihtimali giderek güçlenmektedir.

SAYILAR 1

07 Pazar Eyl 2025

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

ABD–Çin Dış Ticaret verileri(2010–2023)

2010–2023 arası yıllık veriler; milyar ABD doları cinsinden.

Bu yazı ve bundan sonra gelecek bir kaç tanesi.sadece sayılardan oluşacaktır.Sayıların yorumu ise ayrı bir konudur.

• ABD-Çin ikili ticaretinin ABD toplam ticareti içindeki payı 2010–2023 döneminde yaklaşık %13–15 bandında seyretti; ABD’nin Çin’den ithalattaki payı ise ,ayni dönemde%18–20 civarında  idi

• Çin açısından ABD’nin toplam ticaret içindeki ağırlığı 2010’da daha yüksekken 2023’e gelindiğinde yaklaşık %13–15 bandına geriledi; bu, pazar çeşitlenmesini yansıtıyor.

• 2010–2023 döneminde Çin’in mal ihracatı ~1,6 trilyon $’dan ~3,4 trilyon $’a yükselirken; ABD’nin mal ihracatı ~1,3 trilyon $’dan ~2,0 trilyon $ seviyesine çıktı.

• 2018 sonrası tarife artışları ve 2020 pandemisi dalgalanmalar yaratmış olsa da, ikili ticaret yüksek hacmini korudu.

Veri Tabloları

Tablo 1. ABD ve Çin: Dünya ile ve Birbirleriyle Ticaret (2010–2023)

YılABD->Çin İhracatABD<-Çin İthalatABD Dünya İhracatıABD Dünya İthalatıÇin Dünya İhracatıÇin Dünya İthalatı
201091.9365.01278196915771396
2011104.1399.31481226718991744
2012110.6425.61546227720491817
2013121.7440.41599232622091950
2014123.7466.71626240823431959
2015116.1483.21504229222761682
2016115.6462.61450221220971589
2017129.9505.61546240822631841
2018120.3539.21663261224872135
2019106.4451.71646256024992078
2020124.5434.71433240625902064
2021151.1506.41787281633622587
2022153.8536.82136320134002710
2023147.8427.22018316833792557

Tablo 2. İkili Ticaretin Toplam İçindeki Payları (%)

YılABD-Çin / ABD Toplam (%)Çin-ABD / Çin Toplam (%)ABD->Çin ihracat / ABD toplam ihracat (%)ABD<-Çin ithalat / ABD toplam ithalat (%)Çin->ABD ihracat / Çin toplam ihracat (%)Çin<-ABD ithalat / Çin toplam ithalat (%)
201014.0715.377.1918.5423.156.58
201113.4313.827.0317.6121.035.97
201214.0313.877.1518.6920.776.09
201314.3213.527.6118.9319.946.24
201414.6413.727.6119.3819.926.31
201515.7915.147.7221.0821.236.90
201615.7915.697.9720.9122.067.28
201716.0715.488.4021.0022.347.06
201815.4314.277.2320.6421.685.63
201913.2712.196.4617.6418.085.12
202014.5712.028.6918.0716.786.03
202114.2811.058.4617.9815.065.84
202212.9411.307.2016.7715.795.68
202311.099.697.3213.4812.645.78

Grafikler

Şekil 1. ABD ve Çin Dünya Ticareti (2010–2023)

Şekil 2. ABD–Çin İkili Ticaretin Toplam İçindeki Payı (2010–2023)

Notlar ve Kaynaklar

• Bütün değerler mal ticaretine ilişkindir ve milyar ABD doları cinsindendir.

• Veriler yıllık bazda yuvarlanmıştır; küçük sapmalar olabilir.

• Başlıca referanslar: ABD Census Bureau (Foreign Trade), UNCTADstat, çeşitli istatistik derlemeleri.

Vahhabiler

29 Cuma Ağu 2025

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Silahlı Militan guruplar

Silahlı İslam militan guruplar, Bu yüzyılın belki de en büyük baş ağrılarından biridir. Anlayamadığı, içine sindiremediği veya psikolojik sebeplerden yapamadığı bazı şeyleri, bunlar günah veya en hafifiyle dinen uygun değil diyen,1923’den bu yana İslam’ın uygulanamadığı dolayısı ile sistemin değiştirilmesi gerektiğini boyun damarları şişerek anlatmaya çalışan pek çok kişi vardır. Aslında yasak diye çırpındıkları şeyler günlük hayatın rutin uygulamalarıdır. Ancak birileri İslami kodları kullanarak bir ulus inşa etmeye çalışmaktadır.

Bu yazının amacı islam dini hakkında yorumlar yapmak değildir.Ayrıca bu haddimiz de değildir.Artık her köşede yeni birisi bulunan Tarikatlar da değildir Tarikat konusu çok uzun derinlemesine inceleme ister.Sebebi kimsenin tarikatları dini oluşumlarmı oluğu yoksa para kazanmak için aparatlar mı olduğudur.

Bu yazının amacı Muhammed bin Abdülvahhap dan ayrıntılarıyla bahsetmektir.

Muhammed bin Abdülvehhâb (1703–1792), günümüzde Suudi Arabistan’ın temel dini akımlarından biri olan Vehhabilik’in kurucusudur. Asıl amacı, İslam’ı, özellikle de Hanefi ve Şii etkilerinden uzaklaştırarak “saf ve arı” bir şekilde uygulanmasını teşvik etmekti. Kendisi özellikle İslam’ın ibadet ve inanç konularında “tevhid”e (Allah’ın birliği) sıkı bir vurgu yapmıştır.

Doğum yeri: Necran bölgesine yakın bir yer olan Uyayna, bugünkü Suudi Arabistan sınırları içinde.

Aile ve çevre: Dini bir aileden gelmiştir. Babası bir din adamıdır ve küçük yaşta ona temel İslami eğitim vermiştir.

Önemli hocalar ve etkiler:

Hanbeli mezhebi eğitimini yerel ulema hocalarından aldı. Hanbeli mezhebi, katı bir şeriat anlayışına sahiptir ve özellikle ibadet ve ahlak konusunda sert bir yaklaşımı vardır.

Medine ve Basra’ya seyahat: Daha ileri düzey dini eğitim için Medine’ye gitmiş, burada Kâtip Çelebi gibi alimlerin eserleri ve hadis külliyatı üzerine çalışmıştır.

Selefi etkiler: İbn Teymiyye’nin ve İbn el-Kayyim’in fikirlerinden etkilendi. Onların “bidat karşıtlığı” ve tevhide sıkı bağlılık anlayışı, Vehhabi düşüncenin temelini oluşturdu.

Vahhabilik’in Özellikleri ve Toplumsal Yansımaları


Yasaklar

Türbe ve yatır ziyareti → şirk olarak görülür.

Müzik, dans ve resim/heykel gibi sanat türleri → yasaklanır veya sınırlanır.

Kadınların sosyal yaşamdaki rolü → büyük ölçüde kısıtlanır.

Modernleşme unsurları → şüpheyle karşılanır.

Toplumsal Yaşam

Şeriatın sıkı uygulanması esastır.

Ahlak polisliği (Mutavva) toplumu denetler.

Kadın-erkek ayrılığı katı biçimde uygulanır.

Siyasi boyut: Suud hanedanıyla ittifak sonucu, Suudi Arabistan’ın resmi ideolojisi haline gelmiştir.

Genel Değerlendirme

Vahhabilik, İslam dünyasında farklı şekillerde yorumlanmıştır:Destekçilerine göre: İslam’ı saflaştırma hareketidir.

Eleştirmenlere göre: Katı, daraltıcı ve tek tipçi bir anlayıştır.Günümüzde Selefi akımların temelini oluşturmuştur.

Türkiye ve İsrail Ağır Sanayi Karşılaştırması

26 Salı Ağu 2025

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Türkiye ve İsrail Ağır Sanayi Karşılaştırması – SONUÇ RAPORU

Bu sonuç Raporu ,Trump politikalarını anlatmak amacıyla hazırlanan serinin son yazısıdır.Uzuncasüredir İsraili ve Türkiyeyi savaştırmak için plazalarda harcanan cabalara artık yenisinin eklenmemesi amacı gütmektedir

Hazırlayan:Hulki Ergun Yapay zeka veri desteği ile
Tarih: 25 Ağustos 2025


1. Giriş

Türkiye ve İsrail, coğrafi ve stratejik açıdan farklı konumlara sahip olmalarına rağmen, ağır sanayi alanında kendi ölçeklerinde dikkat çekici üretim kapasitesine ulaşmıştır. Türkiye tarihsel olarak ölçek ve kapasiteye, İsrail ise inovasyon ve savunma odaklı sanayileşmeye yönelmiştir. Bu rapor, iki ülkenin ağır sanayi yapısını karşılaştırmalı olarak analiz etmektedir.


2. Çelik ve Demir-Çelik Sanayi

  • Türkiye: Yıllık üretim ~35 milyon ton. Kullanım alanı: %60 inşaat, %25 otomotiv ve makine, %15 savunma ve özel alaşımlar. Başlıca üreticiler: Erdemir, İsdemir, Tosyalı.
  • İsrail: Yıllık üretim ~1,5 milyon ton. Kullanım ağırlığı savunma sanayi ve yüksek teknolojiye yöneliktir. Özel Cr-Mo çelikler ve titanyum katkılı alaşımlar öne çıkar. Başlıca üreticiler: ISCAR ve küçük ölçekli tesisler.

Tablo – Çelik Üretimi ve Kullanım

ÜlkeYıllık ÜretimİnşaatOtomotiv/MakineSavunma
Türkiye~35 milyon t%60%25%15
İsrail~1,5 milyon t%30%20%50

3. Savunma Sanayi

  • Türkiye: Altay tankı, Bayraktar TB2, MİLGEM gemisi, Atak helikopteri. Savunma sanayi ihracatı 2024’te ~5,5 milyar $. AR-GE payı GSYH’nin %2–3’ü.
  • İsrail: Merkava tankı, Iron Dome hava savunma sistemi, Spike füzeleri, Heron UAV. Savunma sanayi ihracatı 2024’te ~13 milyar $. AR-GE payı GSYH’nin %4–5’i.

Tablo – Savunma Sanayi Karşılaştırması

ÜlkeÖne Çıkan ÜrünlerKullanılan Çelik TürleriAR-GE PayıYıllık İhracat (2024)
TürkiyeTank, İHA, deniz araçlarıCr-Mo, özel alaşımlar%2–3 GSYH~5,5 milyar $
İsrailTank, hava savunma, füzelerCr-Mo, titanyum katkılı%4–5 GSYH~13 milyar $

4. Petrokimya ve Rafineriler

  • Türkiye: 6 rafineri, toplam kapasite ~30 milyon ton/yıl. Tüpraş (İzmit, İzmir, Kırıkkale, Batman) ve STAR Rafinerisi önde.
  • İsrail: 2 rafineri, toplam kapasite ~15 milyon ton/yıl. Haifa ve Ashdod rafinerileri, kimyasal ürünlerde katma değer yüksek.

Tablo – Rafineri Kapasitesi

ÜlkeRafineri SayısıKapasite (milyon ton/yıl)
Türkiye6~30
İsrail2~15

5. Teknolojik Kapasite ve İnovasyon

  • Türkiye: AR-GE yatırımı GSYH’nin %1,5–2,5’i. ASELSAN, TUSAŞ, Roketsan gibi kurumlar öne çıkıyor. Teknoloji ağırlığı savunma ve otomotiv sektörlerinde.
  • İsrail: AR-GE yatırımı GSYH’nin %4–5’i. Rafael, IAI, Elbit Systems küresel lider. “Start-up Nation” olarak bilinen İsrail, inovasyonda dünya öncüsü.

6. Karşılaştırmalı Analiz

Tablo – Genel Karşılaştırma

KriterTürkiyeİsrailYorum
Çelik üretimi35 milyon ton1,5 milyon tonTürkiye ölçek avantajlı
Savunma sanayi yoğunluğuOrtaYüksekİsrail odaklı
Petrokimya kapasitesi30 milyon ton15 milyon tonTürkiye daha geniş
AR-GE yatırımı%2–3 GSYH%4–5 GSYHİsrail önde
Teknolojik altyapıOrta-ileriİleriİsrail global lider

7. Sonuç ve Değerlendirme

  • Türkiye: Büyük ölçekli üretim, güçlü işgücü ve geniş petrokimya kapasitesiyle bölgesel sanayi merkezi. Ancak yüksek teknoloji ve inovasyon yatırımlarını artırması gerekiyor.
  • İsrail: Yüksek AR-GE yatırımı, yenilikçi savunma sanayi ve teknoloji odaklı üretimle global ölçekte güçlü. Ancak kapasite sınırlı ve dış pazarlara bağımlı.
  • Stratejik Çıkarımlar:
    1. Türkiye’nin ölçek ve kapasite avantajı, İsrail’in inovasyon gücüyle tezat oluşturuyor.
    2. İki ülkenin güçlü yönleri birleştiğinde teorik olarak bölgesel sinerji yaratabilir, ancak siyasal koşullar bunu engelliyor.
    3. 2030’a kadar Türkiye’nin teknolojik yatırımlara, İsrail’in ise üretim kapasitesini çeşitlendirmeye odaklanması bekleniyor.

Küçük ev

26 Salı Ağu 2025

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Etiketler

dailyprompt, dailyprompt-2042

Çocukken hangi dizileri izlerdiniz?

Türkiye ve İsrail Ağır sanayi karşılaştırması

25 Pazartesi Ağu 2025

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

SUNUŞ

Bu bölümlerin hazırlanışıda özellikle veri tabanlarının incelenmesinde doğal olarak yapay zeka desteği aldım.Karşılıklı pek çok şey tartıştığımız bu arkadaşın okuyacağınız ağır sanayi bölümünü yalnız yazması bana uygun geldi.

Hulki Ergun

Türkiye ve İsrail Ağır Sanayi Karşılaştırması

Hazırlayan: ChatGPT  yapay zeka

Tarih: 25 Ağustos 2025

Tanıtım:

Bu rapor, Türkiye ve İsrail’in ağır sanayi yapılarını karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Çelik üretiminden savunma sanayine, petrokimya tesislerinden teknolojik kapasiteye kadar kritik alanlardaki veriler analiz edilmiştir. Rapor, iki ülkenin güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koyarak stratejik çıkarımlar sunmaktadır.

1. Giriş

Türkiye ve İsrail, coğrafi ve stratejik olarak farklı konumlarda olmalarına rağmen, ağır sanayi alanında kendi ölçeklerinde önemli üretim kapasitesine sahiptir.

2. Genel Sanayi Yapısı

– Türkiye: Sanayinin GSYH içindeki payı %23, başlıca sektörler çelik, otomotiv, makine, petrokimya, enerji, istihdam yaklaşık 6 milyon kişi.

– İsrail: Sanayinin GSYH içindeki payı %12, başlıca sektörler savunma sanayi, yüksek teknoloji, kimya, metal işleme, istihdam yaklaşık 700 bin kişi.

3. Çelik ve Demir-Çelik Sanayi

– Türkiye: Toplam üretim ~35 milyon ton, inşaat sektörü kullanım %60, savunma sanayinde Cr-Mo çelik kullanımı, önde gelen üreticiler Erdemir, İsdemir, Tosyalı.

– İsrail: Toplam üretim ~1,5 milyon ton, savunma sanayinde yoğun kullanım, özel çelik kullanımı Cr-Mo ve titanyum katkılı, önde gelen üreticiler ISCAR ve lokal çelik tesisleri.

4. Savunma Sanayi

| Ülke | Öne Çıkan Ürünler | Kullanılan Çelik Türleri | AR-GE Payı |

|——|—————–|————————-|————|

| Türkiye | Tank, tüfek, zırhlı araç | Cr-Mo, özel alaşımlar | %2-3 GSYH |

| İsrail | Namlu, zırhlı araç, roket sistemleri | Cr-Mo, titanyum katkılı | %4-5 GSYH |

5. Petrokimya ve Rafineriler

– Türkiye: Rafineri sayısı 6, kapasite ~30 milyon ton/yıl, tesisler İzmit, Kırıkkale, Aliağa merkezli.

– İsrail: Rafineri sayısı 2, kapasite ~15 milyon ton/yıl, petrokimya ürünleri yüksek katma değerli malzemeler.

6. Teknolojik Kapasite ve İnovasyon

– Türkiye: AR-GE yatırımı %1,5-2,5 GSYH, savunma sanayinde yerli üretim artıyor.

– İsrail: AR-GE yatırımı %4-5 GSYH, özellikle savunma ve kimya alanında global öncü.

7. Karşılaştırmalı Analiz

| Kriter | Türkiye | İsrail | Yorum |

|——–|——–|——–|——-|

| Çelik üretimi | 35 milyon ton | 1,5 milyon ton | Türkiye ölçek olarak büyük |

| Savunma sanayi yoğunluğu | Orta | Yüksek | İsrail stratejik odaklı |

| Petrokimya kapasitesi | 30 milyon ton/yıl | 15 milyon ton/yıl | Türkiye üretim çeşitliliği geniş |

| AR-GE yatırımı | %2-3 GSYH | %4-5 GSYH | İsrail yenilikçi yaklaşım önde |

| Teknolojik altyapı | Orta-ileri | İleri | İsrail global ölçekte güçlü |

8. Sonuç ve Değerlendirme

– Türkiye: Ölçek ve kapasite güçlü, özellikle inşaat ve enerji sektörlerinde avantajlı.

– İsrail: Stratejik ve yüksek teknoloji odaklı, AR-GE ile yenilikte önde.

– Her iki ülke uluslararası pazarlarda farklı avantajlara sahiptir.

İsrail Neden Önemli

24 Pazar Ağu 2025

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

İsrail Neden Önemli?

Bazı ülkeler vardır, Coğrafi konumları nedeniyle stratejik derinliğe sahiptirler ve çok önemlidirler. Onları kimse yerinden oynatamayacağına göre son sözde mutlaka söyleyecek bir şeyleri vardır. İsrail, Ortadoğu’nun siyaseten çok karışık yerlerinden birinde420 km boyunds,135 km eninde dar şerit gibi yerleşmiş, küçük bir ülkedir. Bir ucundan ötekine uzaklığı 420 km olan bir ülke nin stratejik derinliği olmaz bu nedenle sadece coğrafi konum olarak önemli bir ülke sayılabir stratejik nedenlerle bu ölçüde önemli değildir. İsrail in Stratejik konumu ne iyidir ne de kötü ancak Doğu Akdeniz’in petrol ve doğal gaz açısından zengin bir bölgesinde kıyısı ve limanları vardır. İlk bakışta sıradan gözüken istatistikler farklı bir şey söylemezken, bu ülkenin uluslararası güç sisteminde ayrıcalıklı bir konuma sahip olduğu görülmektedir.

Güncel Makroekonomik Görünüm (2023–2024)

– 2022’de büyüme %6 civarında iken, 2023’te savaş ve belirsizliklerin etkisiyle %2 seviyesine gerilemiştir.
– 2024 için farklı tahminler bulunmakta: %0,9–1 arasında veya OECD projeksiyonlarına göre %3 civarında.
– 2023’ün son çeyreğinde ekonomi %20 daralmış, tüketim %27, yatırımlar %70 gerilemiştir.

Enflasyon, İşsizlik ve Borçlanma

– Enflasyon: 2023’te %3,8; 2024’te %3,1 civarında.
– İşsizlik: Savaş koşullarına rağmen %3 seviyesinin altındadır.
– Kamu borcu: 2022’de GSYİH’nın %61’i, 2024 sonunda %66–69 seviyesine yükselmiştir.
– Bütçe açığı savaş nedeniyle genişlemiştir.

Teknoloji, AR-GE ve Yapay Zekâ

– AR-GE harcamaları GSYİH’nin %5’i civarında olup dünyanın en yüksek oranlarından biridir.
– Yüksek teknoloji sektörü ekonominin %12’sini oluşturmaktadır.
– Yapay zekâ yatırımları 1,5 milyar USD seviyesindedir.
– Ekim 2023 saldırılarından sonra İsrail Borsası dolar bazında %80 artış göstermiştir.

Özet Tablo

Büyüme ve GSYİH2023: %2, 2024: %0,9–1, OECD projeksiyonu %3 civarı
Çeyreksel Daralma2023 Q4: %20 küçülme, tüketim %27, yatırım %70 düşüş
Enflasyon2023: %3,8; 2024: %3,1
İşsizlik~%3 (çok düşük)
Kamu Borcu & Açık2022: %61; 2024: %66–69; açık genişledi
AR-GE & TeknolojiAR-GE: %5 GSYİH, Yüksek teknoloji: %12, AI yatırım: 1,5 milyar USD
Borsa PerformansıEkim 2023 sonrası dolar bazında %80 artış

Anlaşılamayanlar dizisi sadece İsrail in aldığı uluslararası politik destek değildir. Örnek olarak devletlerin orta ve uzun vadeli borçlanma sınırlarını belirleyen kredi derece kuruluşlarını notların dada tuhaflıklar vardır. Türkiye’ye devamlı satılan Cari açığını çok fazla, onu düşürün en azından not görümünüz düzelir gibi anlamsızlıklar yumağıdır 100 milyar dolar dışborç,10 milyar dolar cari Açık ve üstü kazındıkça çıkacak daha pek çok olumsuzluk varken+ İsrail’in notu A+  dır.

Bu 2014’teki verilere göre hazırlanmış bir yorumdur 2024 için son çeyrek rakamları belli olmamakla birlikte bu sene10-15 milyar dolar cari fazla verilecektir. Ve üç rating kuruluşundan ikisinin notu savaşa rağmen değişmemiştir. Moody s ise Baa1 e indirmiştir. 2014 de cari açığa rağmen verilen önceki a sınıf notların dört basamak altındadır. Sanırım bu üç değerlendirme kuruluşu bazı alanlarda ortak çalışabilmektedirler ve bu seneki operasyonun amacı, savaş suçu işlemiş ve bunu sürdüren; İsrail’e kimse dokunamaz algısını kuvvetlendirmektir. Bu ise çekmektedirler. Bu çok ABD’nin bölge çıkarlarını maksimize etmek planının bir parçasıdır ve Başkan Trump bu konuda tamamı aşırı dincilerden oluşan bir gurubu ki Başbakan Netanyahu ile savunma bakanı gurubun başını çekmektedirler .Bu destek sayesinde israel ABD de n her istediğini almaktadır. Bize engelleyici olarak gösterilen kongre ise İsrail gündeme gelince aranan veya istenen hemen yapılmaktadır

ALIŞAMAMA DÖNEMİ

22 Cuma Ağu 2025

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Amrikada Başkanın nasıl seçildiği aslında oldukça karmaşık iştir.ancak önünde sonunda bir başkan seçilir ve bir süre ördekleme gezdikten sonra ocak ayı içerisinde  yemin eder ve 47 nci Başkan olarak göreve başlar

Başkan trump un ikinci seçilişinde de böyle olmuştur ancak sonrası biraz karışıktır.Dünyanın her tarafında bekleyen sorunlar birer dağ haline gelmiştir.Bazı Ülkelerde ,suç oluşturmayan herşey inceleme altına alınmışve bu amaçla göz altına alınan bütün şüpheliler güneşin doğduğunu bir da görememişlerdir.  

Yeni başkan Trump mevcut problemlerin tamamını erteleyerek,bir Başkanlık Kararnamesiyle meksika körfezininin adını Amerika Körfezi olarak değiştrdi.Meksikada kıymet koptu ancak sonuç değişmedi

Sıra Meksikanın uyuşturucu kartelleriyle mücadelesindeki başrısızlığa gelmişti.Meksika devlet başkanı Sheinbaum   a iki kere asker yollamayı teklif ettiğini ancak ikisininide red edildiğini söyleyen Başkan Trump alıngan olunmaması gerektiği söyleyerek konuyu kapattıı.

Yeni başkanın gafları bununla da bitmemişti stratejik önemini bahane ederek grölland ı danimarkadan satın almak istedi kanadaya eyaleti olmasını teklif etti hatta kanada başbakanına seni genel vali yaparız bile dedi.O kanada ayni anda ab üyelik müzakerelerini sürdürüyordu.

Başkan aklına geleni söyleyip orada burada neredeyse gördüğü her şeyi isterken temelde ayni stratejiyi kullanıyordu.Bak kardeşim biz Amerikayız ve amerikayı daha büyük yapmala görevlendirildik sana biraz gücümüzü anlatmak isterim bırak dünyanın hertarafına yayılmış hava ve deniz üslerimizden burada konuşlanmış binlerce gemi ve uçağımızdan bahsetmeyi,Bizim kara ve deniz piyade birliklerimiz den sana biraz bahsedyim,bizim sadece ABD de yerleşik 6 piyade tümeni 2 hava indirme tümeni ve 1 zırhlı tümenimiz var

Yurt dışında ise 2 piyade tümexni ve 1 zırhlı tümen yerleşik

Son model silahlarka donanmış ve eğitilmiş böyle bir gücün ateş gücünü tahmin et onun için söylediklerimizde anlaşalım

Anlayacağınız tipik bir at pazarı pazarlığı .Ancak diplomasi farklı bir şeydi ve daha ne kadar bu üslupla sürdürebilirdiniz.

Sayın başkanın bu anlama noktasına henüz ulaşabildiğinden fazla emin değilim…                                                                  

SESSİZLİK SONRASI

18 Pazartesi Ağu 2025

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Trump–Putin Görüşmesi

Son dönemde uluslararası ilişkiler alanında dikkate değer ve alışılmadık gelişmeler yaşanmaktadır. Bu çerçevede son Trump–Putin görüşmesi, diplomatik teamüller açısından ilginç örnekler sunmaktadır. Öncelikle görüşmenin gündemi, aceleyle ve diplomatik özen gözetilmeksizin hazırlanmış izlenimi vermektedir. Bu durum, taraflara gündem dışına çıkma ve mutabakat zemininden uzaklaşma fırsatı tanımış; sonuç alıcı bir görüşme ihtimalini baştan sınırlamıştır. Geleneksel diplomasiye bağlı bir gözlemci, bu tür hazırlık zafiyetinden kalıcı sonuç çıkmayacağını kolaylıkla öngörebilirdi. ABD ve Rusya gibi küresel aktörler, böylesi görüşmelere yalnızca çıkarları gereği katılır; aksi halde toplantılar, farklı coğrafyalardaki krizlerin çözümünde veya baskı unsuru olarak kullanılacak birer araç hâline gelir.

Bir diğer dikkat çekici nokta, ev sahibi konumunun fiilen belirsizleşmiş olmasıdır. Görüşmenin ev sahibi ülkesinde düzenlenmesine rağmen Trump’ın önceden gelerek beklemesi, Putin’in ise protokol gereği karşılanmaması teamüllere aykırıdır. Normal şartlarda ev sahibi lider, birkaç dakika önce karşılama alanına gelir ve konuk lideri karşılayarak sürece yön verir. Bu aksaklık, görüşmenin planlama ve yürütme aşamalarında ciddi belirsizlikler olduğuna işaret etmektedir. Örneğin, sonuç bildirgesinin hazırlanma usulleri, görüşme süresinin yönetimi ve metinlerin hangi takvimde liderlere sunulacağı gibi kritik noktalar belirsiz kalmıştır.

En dikkat çekici olaylardan biri ise, Putin’in karşılama alanına kısa yürüyüşü sırasında yaşanmıştır. Bölge üzerinde alçak irtifa uçuşu yapan bir B1 ağır bombardıman uçağı ve ona eşlik eden beş adet F-35 savaş uçağı, diplomatik açıdan son derece riskli bir görüntü oluşturmuştur. Bu durum, Rusya tarafından doğrudan bir tehdit olarak algılanabilirdi. Böyle bir senaryoda Putin’in görüşmeyi iptal edip ülkesine dönmesi olasılığı küçümsenemezdi. Bu tür provokatif nitelikli gelişmeler, diplomatik ilişkilerde güven krizine yol açar ve düzeltilmesi uzun zaman alabilir. Ne var ki, bu olayın ciddi bir risk faktörü olarak değerlendirilmediği anlaşılmaktadır.

Sonuç olarak, Trump–Putin görüşmesi diplomatik teamüllerden önemli sapmalar göstermiştir. Hazırlık sürecindeki zafiyet, protokol ihlalleri ve askeri jestler, görüşmeyi yapıcı bir müzakere olmaktan ziyade sembolik bir gösteriye dönüştürmüştür. Bu tablo, iki ülkenin kısa vadede somut sonuçlar elde etmekten ziyade, kendi kamuoylarına mesaj verme hedefini öncelediğini göstermektedir.

AÇILMA SAÇILMA BAŞLIYORMU

20 Pazartesi Oca 2025

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Bir süre için Zor Yıllardan vazgeçmem gerektiğini düşünüyorum. Normal gündem o kadar yoğun ve o kadar küçük ve sığ manevralarla oluşturuluyor ki, suların durulduğunu görmek en iyisi olacak.

Bu ara kasıtlı olarak gündeme düşürülen, ne olduğu anlaşılamayan açılım söylemleri dir. Her şey, Küçük ortak MHP genel başkanının durup dururken TBMM genel kurulunda gidip DEM parti milletvekillerinin ellerini sıkmasıyla başladı. Seçime yönelik tipik bir alaturka manevraydı bu. Sonra gurup konuşmalarında sayın Bahçelinin Öcalan’a yaptığı çağrı tartışılmaya başlandı. Sayın genel başkan Öcalan’ın gelip Dem gurubunda konuşmasını ve pkk yı lağvettiğinin açıklanmasını istiyordu. Bir hafta kamuoyunda tartışıldıktan sonra ayni öylemi ayni cümlelerle tekrarladı.
Okuma yazma bilen herkes bu çıkışların ne anlama gediğini tartışıyordu. Aslında maksat hasıl olmuştu. Bunaltan hayat pahalılığı, yapılır gibi satılıp aslında hiçbir işe yaramayan maaş artışları unutulmuştu. Artık tartışılan binlerce kişinin katili Öcalan ın nerede konuşası gerektiği idi. Bazılarına göre bu TBMM genel kurulunda özel bir oturumda dahi olabilirdi. Gözden kaçan ise bu açılıp saçılmanın Türk halkına özellikle Şehit ailelerine nasıl anlatılacağı idi.

Burada bir nokta koyup geriye bir dönüp bakalım. Artık analar ağlamasın sloganıyla başlayan ilk açılım sürecinin hukuki tabanı 6 Temmuz 2014’te Resmî Gazete ‘de “Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” adıyla yayımlanarak kanunlaştı. 2015 Ceylanpınar saldırısı ile sonlandı
Doğal olarak bu süreçte Kürtler buldukları her fırsatta taleplerini sıraladılar. Bunlar arasında Demokratik özerklik denen maskaralıktan, bölge vergi gelirlerini doğrudan yerel yönetimlere bırakılması vali ve emniyet müdürlerinin halk tarafından seçilmesi de vardı.

Bu arada siyasi kadro operasyon yetkisini genelkurmaydan alarak valilere verdi ve operasyon izni verilmemesini en üst düzeyden telkin etti. Ancak pkk saldırıları sürüyordu ve operasyona çıkamayan askerler sadece kendilerini korumaya çalışıyorlar ve şehit oluyorlardı.
Pkk, işi iyice azıtmış vergi adı altında bölgedeki haraç toplama faaliyetlerini arttırmış, kurdukları mahkemelerde insanları yargılayıp ceza kesmeye başlamıştı.

PKK yönetiminin iş bitti zannederek maksimalist talepleri hukuki tabanı olmadan uygulamaya koyması dönemdeki en büyük yanlışlıklardan biriydi. Daha ılımlı bir geçiş sağlanabilirdi. Öcalan’ın çağrısı üzerine bütün silah ve teçhizatıyla yurt dışına çıkar gibi yapan pkk çeteleri askerin operasyon yapamamasından dolayı ellerini kollarını sallayarak ve herkesin gözü önünde sınırın birkaç km ilerisindeki terör kamplarında dinlenmeye çekiliyorlardı.

Sonuçta Ceylanpınar’da iki polisin evlerinde şehit edilmesiyle, devletin kendini koruma refleksi harekete geçti ve ilk açılım macerası sonlandı.

Bundan sonra beklenen oldu TSK örgütün kuzey Irak ta tozunu atmaya başladı ve doğal olarak bu, bazı çatal dilli müttefiklerimizin işine gelmemeye başladı ve aşırı güç kullanıldığı gerekçesiyle ambargolar arka arkaya geldi.

Geçmişte bütün bunlar olup bitmişken, aşağı yukarı aynı kadrolarla ve ayni söylemlerle adını başka koyup açılım ilan etmek ne dereceye kadar doğrudur bilinmez. Bana göre bu seferkinin adı her neyse fazla uzun sürmeyeceğe benzer. Aslında 25 senedir hapiste olan liderin suratı bile unutulmuşken silahlı bir örgüt üzerinde ne kadar etkin olacağı da ayrı bir meseledir. Özellikle Suriye’ye geçmiş olan pkk lıların kerameti kendinden menkul bu zatı dinlemeyecekleri kesindir.

Sonuç olarak bu seferki açılım yeni anayasanın meclisten geçmesi için karar yeter sayısını DEM parti oylarıyla kapatma projesidir ve çok acemice düzenlenip uygulamaya çok çabuk alınmıştır. Bu nedenle bir sonuç beklemek sadece saflıktır veya alaturka siyasetle her şeyin çözüleceğinin sanılmasıdır

NOTLAR 6 Suriye

18 Çarşamba Ara 2024

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Suriye’de son birkaç gündür ciddi değişiklikler oldu. Bana göre, sıradan insanlar, Ordusunun bu kadar çabuk teslim olmasını ve Esad ın bu kadar çabuk kaçmasını beklemiyordu. Ancak oyun kurucular, oyunun hızlı ve kan dökülmeden olup bitmesini istiyorlardı ve öyle de oldu.

Bu işi yapan, içerisinde radikal selefi unsurlarda bulunan 2011 de el-Nusra adıyla kurulmuş sonra da HŞT (heyet tahrir el Şam) adını almış, El- kaide den başkası değildi.
IŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi de kuruluşunda yer aldı.

Suriye doğumlu olduğu bilinen Ebu Muhammed Colani 2017 yılından bu yana örgütün liderliğini yapıyor ve doğum yılı hakkında net bir bilgi bulunmuyor. Birleşmiş Milletler ‘in hakkındaki raporlarına göre 1975 ile 1979 yılları arasında doğduğu düşünülüyor. Yaşamına ait çok az şey biliniyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin Colani ’nin yakalanması için koyduğu 10 milyon dolar ödül halen aktif durumda. Hem aralık taarruzunun bütün planlarını yapacaksın, hem de örgüt liderinin ölü veya diri yakalanmasıyla verilecek 10 milyon doları aktif halde tutacaksın. Bu Amerikalıları anlamak çok zor…

Örgüt, kendilerinin yapmasının mümkün olmadığı, mutlaka büyük bir el ve eğitilmiş kurmay aklı gerektiren çok iyi bir planlama ve profesyonel bir hazırlık devresinden sonra, İdlip in güneyinden başlayıp dar bir şeritte hareket ederek elli küsur yıllık Baas rejimini deviriverdi ve Esad kaçtı.

Bu ara en moda TV yorumcuları, ellerine bir sopa alıp büyük bir harita önünde uzun uzun harekâtı anlatmak bundan sonraki adımı söylemek ertesi günkü yayında ben dün söylemiştim, diyebilen guruptur. Ben böyle bir şey yapmayacağım. Bu yazıda sadece şeytanı bile çileden çıkaran bazı ayrıntılar olacak.

BBC ye göre;
Suriye’de 27 Kasım’da saldırı başlatan ve Halep ile Hama kentlerini ele geçiren Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) liderliğindeki İslamcı militan gruplar, başkent Şam’ı aldıklarını duyurdu. Reuters haber ajansı Beşar Esad’ın bir uçakla Şam’dan ayrıldığını bildirdi. 8 Aralık akşam saatlerinde yapılan açıklamada Kremlin kaynakları Suriye lideri Beşar Esad’ın Rusya’ya geldiğini, kendisine ve ailesine İnsani sebeplerden sığınma hakkı tanındığını söyledi. Son cümle ise çok daha ilginçti ve mevcut hiçbir diplomatik kalıbın içerisine girmemekteydi. Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov Başkan Putin’in Başer Esad la görüşmeyi düşünmediğini söyledi. Toplam 11 günde bir gurup İslamcı militan Neredeyse yarım aşıra yaklaşan bir rejimi bitirivermişti.
Birleşik Krallığın görüşünü de yansıttığına inanılan bu açıklamada, ilk bakışta açıklama gerektiren bazı noktalar vardır;
Harekete geçen gurup sadece HTŞ militanlarımıdır yoksa başka görüşte olanlara HTŞ nin liderlik ettiği bir gurup mudur? Eğer bu gurup tek İslami görüşü benimseyen sadece HTŞ militanlarından oluşan yeknesak bir yapı değilse ciddi komuta kontrol sorunları var demektir ancak görüntü öyle değildir. Ayrıca küçüklü büyüklü değişik İslami görüşleri benimseyen militan guruplarından oluşan yapının lojistik sorunları başka deyişle uyuması kalkması yemek yemesi silah mühimmat ikmali, tam anlamıyla bir kâbus olmalıydı ancak görüntü bu da değildir.

HTŞ, adını kaç kere değiştirirseniz değiştirin kökü el kaide ye dayanan bir topluluktur ve selefi görüşleri yani İslam’ın sert y
Yüzünü benimser. O zaman Muhammet Colani neden Afganistan’daki Taliban gibi olmayacaklarını gördüğü her televizyon kamerasına tekrarlamakta ve ilk iş olarak sakalını başka bir modele göre düzelttirmektedir.
Başlangıçta da belirtildiği gibi bütün bu ve benzeri sorunlar maharetli bir elin işe karışmasıyla çözülüvermiştir, mesele bundan sonra ne olacağıdır.

Her işi çözen maharetli ele rağmen, HTŞ ve büyük ortağı ÖSO (Özgür Suriye Ordusu) PYD/PKK ile geçinememektedir ve geleceğin Suriye’si içerisinde Kürt militan guruplar, ABD ye rağmen, eskisi gibi rahat hareket edemeyecektir.
Rusya ve İran oyunun net kaybedenlerdir. Hele Rusya her şeye o derecede sessiz kalmaktadır ki Çar Petro’dan bu yana sıcak denizlere çıkabileceği tek askeri üssün İsrail tarafından bombalanmasına dahi seyirci kalmışlardır.
En önemli sorun HTŞ ve ÖSO çatışmaya başlarlarsa ne olacağıdır. Birisi veya birileri İsrail’in başbakan kılıklı o adamı durdurmazlarsa bölge çok yakında kan gölüne dönecektir. Devamlı yeni araziler işgal eden bu devletin buraları koruyacak askeri gücü ABD ye rağmen yoktur.

Başlarda bir yerde şeytanı bile çileden çıkarabilecek seçeneklerin bu karmaşa içerisinde açık veya gizli olarak bulunduğunu yazmıştım. Şimdi bazı tuhaf sorular sorup ulusal güvenliği de dikkate alıp susma zamanı.

HTŞ veya üzerinde Siyasi kontrol varmıdır? Başka bir deyişle kim kimin dediğini yapıyordur. Yargısı tamamlanmış ve müebbet ağır hapisle cezalandırılmış yüz küsür kişinin ölümünden sorumlu İŞİD militanlarına neden Yargıtay 3 ncü ceza dairesinde yeniden yargılanması kararı verilmiştir. Bu işte Colani etkisi varmıdır.

OSO daha önce başka ülkede de kullanılmış mıdır? Gelecekte de komşu ülkelerde kullanılması düşünülmekte midir?

Soruları kesmek istiyorum şeytanın çileden çıktığı yeter. Gelecek için tuhaf planlar yapanlara biraz tarih okumalarını öneririm…

Sonuç olarak bugünlerde yaşanan bayram havası sonsuza kadar sürmeyecektir, Kötü alternatifler oluşmaya başladığında ne olacağını hep beraber göreceğiz

NOTLAR 5 PANİK

15 Salı Eki 2024

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Panik

Çok partili yönetime geçiş için hazırlıklar sürdürülürken, bir fikrin peşinden gitmeyi kabul etmeyen parçalı seçmen oylarının konsolide edilerek seçim kazanılacağı fikri de ortaya atıldı. Ancak, kitleleri hareketlendirecek fikir ve slogan arayışları, dönemin siyasi planlamacılarının zamanlarının hızla tüketmeye başladı.

Bugün,1945-1950 yılları arasında bu araştırmalara, dönemin seçmen profilini de dikkate alarak bir kez daha bakmak gerekir ve doğal olarak Cumhuriyetin İlan edildiği yıllarda, Atatürk’ ün büyük bir sürat ve kararlılıkla yaptığı devrimlere, özellikle demokratik laik ve sosyal hukuk devleti anlayışına önce ufak tefek bireysel homurtular başladı ,sonra seviyeler hızla arttı ve İzmir suikastına kadar ulaştı.

Bazı siyasi gözlemciler,1940 larda başlayan Cumhuriyetin temel niteliklerine özellikle Laik devlet ilkesine karşı çıkan bu görüş ve hareketlere “karşı devrim” demeye başladılar. Devlet kavramını yok ederek yerine önce milleti sonra ümmeti koymaya çalışmak, Özellikle Türk Ceza kanununa ve Medeni Kanun’a karşı çıkıp şimdilik dini motiflerle süslü bir cumhuriyet inşa etmeye çalışmanın neresinin devrim olduğunu hiç anlayamamışımdır

1950’den sonra iktidara gelen istisnasız bütün siyasi partiler sanki ayni odada eğitilmiş gibilerdi. Ekonomi yönetiminde devletin etkinliği ve mal varlığı zaman içerisinde sıfırlanmaya başlamış ve her şey satılıp savılmıştı. Günlük yaşamda akıllardaki yapıya uygun davranmayan, giyinip kuşanmayanlar yoğun bir mahalle baskısı görmeye başladılar ,Milli eğitim ise içinden çıkılmaz hale gelip dini bilgilerin kimi doğru kimi yanlış verildiği bir platform oldu ve bu şartların en kötüsüydü.

Bu arada neredeyse yetmiş beş yıldır Ana Muhalefet partisi olan CHP genelde Tüzük kurultayları ve genel başkan seçimleri ile uğraştı ve doğal olarak hiçbir seçim kazanamadı.

Bu arada Ekonomi her üç beş senede bir krize girdi. Bunun nedenlerini kendimizde arayacağımıza, meselenin sadece naslarda belirtildiği gibi faiz indirimiyle çözüleceğini zannettik doğal olarak olmadı Paranın çoğunu elinde tutan uluslararası finans kapital ayni görüşte değildi ve çıkarları düşük faizi desteklemiyordu.

Faizlerin kontrolsüz düşürülmesi ekonominin büyük bir hızla bozulmasına sebep oldu ve her zamanki gibi yana döne bir kurtarıcı arandı. Sonuçta İngiliz vatandaşı tekrar göreve çağrıldı.

Bakan şimşek orta vadeli program adı altında bir uygulama icat etti. Bu adı konmamış bir İMF programı uygulamasıydı ve doğal olarak fakirlik yoksulluğa dönüştü. Özellikle sabit geliri emekliler iyiden iyiye geçinemez oldular. Mucize olarak nitelendiren bu programın sonuçları henüz belli değil. Birkaç makro göstergede iyileşme olması ekonominin düzeldiği anlamına gelmiyor.

Bütün bu olanlardan daha acısı toplumun bir bölümünün suç makinesi haline gelmesi herkesin silah taşımaya başlayıp birbirine ateş etmesi, bunun engellenememesi ciddi sorun olarak büyümekte ve bu da şu anda kontrol edilemez durumda. Bir ülkenin sokaklarında her allahın günü iki gurup silahlı çatışmaya girerse, tesadüfen göz altına alınanlar ise adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılırlarsa bu suç işlemeye devam ettikleri anlamı taşır .Tesadüfen yargılanan tecavüz sanıklarının karar duruşmasında elbise giyip ceza indirimi almaları ise kahkaha ile gülünecek kadar komiktir.

Her şeyin her alanda ve kontrolsüz kötüleşmesi sonucu, Büyük iddialarla 20 yıldır iktidarda olan AKP iktidarı, hızla taban kaybetmeye başladı ve son yerel seçimlerde CHP ye geçilerek ikinci parti durumuna düştü. Esasen siyasetin istişarelerle yürütülebileceğini zanneden bir kadro tarafında ilçe bazına kadar yönetilen Parti siyasetçilerine adabı muaşeret dersi vererek CHP ile arasındaki farkı kapamaya çalışıyor. Doğal olarak tabanın büyükçe bir bölümünde panik havası hakim ve aradıkları çözümü bulabilmek için buldukları bütün düğmelere basıyorlar ve doğal olarak netice alamıyorlar.

Cambridge Üniversitesinden Doçent Dr. Özge Bilge AKP tabanının artık bölünmeye başlaması hakkında şöyle söylüyor;

Geçmişte Ümmet bilincini   kullanarak bir arada tutulan toplum yapılan yanlışlıklar sonucu çıkarların zedelenmesi nedeniyle bugün dört ayrı menfaat gurubuna bölünmüştür;

         Birinci Gurup

Sıcak para nedeniyle büyük bir rant gelirine sahiptirler. Bu gurup sistemde en küçük değişiklik istemez, bulabildikleri her fırsatta vergi ödemezler ara sırada ödeyecekleri vergi affedilir nedeni bilinmez. Para politikası dışında hiçbir şey ile ilgilenmezler. Milleti bir arada tutan vatan sevgisi yoktur olan sadece daha fazla para kazanma tutkusudur.

            İkinci Gurup

Bu gurup bir zamanlar kendilerine kaplanlar adı takan Anadolu sanayicileridir. Kur üzerindeki yoğun baskı nedeniyle ne üretim yapabilmekte ne de ürettiklerini satabilmektedirler. Enerji fiyatları üzerindeki anlamsız artışlar vergilerin devamlı artması bu gurup insanı hızla tabandan koparamaya başlamıştır ve ihtimal arkası gelecektir.

           Üçüncü Gurup

Bu gurup bir kısmı ulufe olarak dağıtılan Anadolu’daki bürokratik kadrolara, yerleşmiş olanlardır. İstekleri maaşların artmasıdır ve bu sayın hazine ve Maliye bakanının hiç yanaşmadığı bir konudur.

              Dördüncü gurup

Bu gurupta tarımla uğraşan lar vardır. Sürekli olarak pahalıya üretip tüccara ucuza satmaya zorlanmaktadır. Mazot gübre su ve benzeri girdiler için devletin bazı şeyleri sübvanse etmesi gerekirken kimse o taraftan gelmemektedir.

Sonuç olarak siyaseten atılan her adımın genelde yanlış sonuçlara çıkması nun yerine yapılan nında ayni akıbete uğradığı bir taban haline gelmiştir ve toparlanması kim ağzı ile hangi kuşu yakalarsa yakalasın, mümkün gözükmemektedir

NOTLAR 4 Kılıç Çekme

11 Çarşamba Eyl 2024

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Bu yıl 30.Ağustos Zafer Bayramı Kutlamalarında her yılki gibi ve program gereği, Kara, Deniz ve Hava harp okullarının diploma törenleri vardı. Alışıldığı gibi okul birincisine diplomasını Cumhurbaşkanı verir, diğer derece alanlara da protokol sırası takip edilirdi. Sonra mezun subaylar Siyasilerce didiklenmiş ve zararsız hale getirilmiş metne göre antlarını içerler neticede herkes evine yeni mezunlar ise sınıf okullarına gitmeden önce izne giderlerdi.

Ancak bu sene bazı değişiklikler oldu. Her şeyden önce üç harp okulunun birincileri birer kadın subaydı ve bu harp okulları tarihinde bir ilk oluyordu. Sayın Cumhurbaşkanı Kara Harp Okulu birincisi Topçu Teğmen Ebru Eroğlu’nun    diplomasını verirken, durumdan çok hoşlanmış görünüyordu ne de olsa bu bir ilk di ve siyaseten satışı da iyi olurdu. Ancak kendi tabanından bazılarının bu durumdan fazla hoşlanacağını da zannetmiyordu. Onlara göre kadının yeri net olarak belli idi 900’den fazla subay arasında bir kadın subayın birinci olmasını tarikat ehline anlatmakta biraz zor olacaktı. Benzer sıkıntılar bu sene her yerdeydi, deniz ve hava harp okullarının birincisi de birer kadın subay olmuştu.

Bu arada Kara Harp Okulunda onlar ayrıldıktan sonra Mezun teğmenlerin tamamına yakını saha ortasında toplanmış Devre birincileri kadın teğmeni ortalarına almış ve bir and daha içmişlerdi. Burada açıkça Türkiye’nin Demokratik laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirterek bunu koruyacaklarına ve yemin etmişler sonra hep beraber Mustafa Kemalin askerleri olduğunu ifade etmişlerdi.

Başlangıçta Hükümet sözcüsü hatta MHP dahil olaya olumlu baktılar. Ancak Sayın Cumhurbaşkanı tam dokuz gün bu konuda sessiz kaldı.

AKP kaynıyordu. Her şeyden önce nasıl üç kadın üç harp okulunda birinci olurlardı. Onlara göre askerler bir şeyler anlatmışlardı. Bu açıkça vesayetin geri gelmesiydi. Seçilmiş olanlar onlardı ve buna izin veremezlerdi. Bu teğmenlerin hepsi okuldan atılmalıydı. Bazıları daha ileri giderek Üç harp okulunun birincileri üç kadın subay değil Nakşibendi tarikatının halidiye kolundan icazet almış birileri olmalıydı. Allahtan bu görüşte olanlar parti içerisinde azınlığın azınlığı idiler ve pek fazla söyledikleri ciddiye alınmıyordu.

Buraya kadar olan biteni olabildiğince gazete bilgisine dayalı olarak anlatmaya çalıştım. Artık yorum yapma ve soru sorma zamanı;

   Teğmenlerin neredeyse tamamının protokol ayrıldıktan sonra korumaya yemin ettikleri noktalar aslında Anayasanın ikinci maddesidir. Daha basit söylersek genç subaylar demokratik laik sosyal hukuk devletini korumaya yemin etmişlerdir. Üstelik bu madde değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez dört maddeden biridir.

Anayasanın değişmez maddelerinden birini korumaya yemin etmenin kime ne zararı olur öncelikle bu sorunun cevabı gerek.1950’den beri ilmek ilmek döşenen bir İslam cumhuriyeti yaratmak fikri belki de son uygulama aşamasına gelmiştir. Bu durumda 900 aşkın genç subayın ettiği yemin, temelinde tarikatlar olan bir düzenin takipçileri arasında derin hayal kırıklığı yaratacak cinstendir.

Mustafa Kemalin askerleriyiz sloganı sadece bir gurup Harbiyelinin değişmez başkomutanlarına olan sevgisinden ibarettir. Diploma töreninden bir hafta öncesinde hemen her gün sayın cumhurbaşkanı kendisinin başkomutan olduğundan söylemesine, zarif bir çeşit tepkidir. Anlaşıldığı kadarıyla Genç subaylar ebedi başkomutanlarından vazgeçme niyetlisi değildir.

Sayın Cumhurbaşkanı konuyu tekrar gündeme taşımak için tam 9 gün sessiz kalmış herhangi bir açıklama yapmamıştır. Geçen zamanda ortalığı sakinleştirmiş, tabanında çıkan aykırı seslerin bastırmıştır. Konunun tekrar gündeme getirildiği ilk yerin imam hatip okulları bilmem ne toplantısında yapılması da tesadüf değildir. Konuşmanın sert olması gerekiyordu ve o toplantı oldukça iyi bir vasat olacaktı. Öyle de olmuştur. Sayın cumhurbaşkanı öfkeyle o kılıçların kime çekildiğini sormuş, bu tür fikirlerin içimizde barındırılamayacağını söylemiş ve bu işe katılan herkesin atılması gerektiğini ifada etmiştir. İçimizin her neresi olduğu da bir türlü anlaşılamamıştır.

Mesele Buraya kadar tolere edilebilir limitler içerisindedir. Netice olarak Sayın Cumhurbaşkanı zorlukla kabul edilen bir Anayasa değişikliği ile siyasal sorumlu olmuştur.

İnsanın canını acıtan, cehaleti paçalarından akan basının tuhaf bir türünün ayni argümanları kelimesi kelimesine kullanarak kendilerine göre bir algı yerleştirmeye çalışmasıdır.

 Her şeyden önce kılıç çekilmez kılıç çatılır. En son birinci dünya savaşında Fahrettin Altay’ın Süvari kolordusu tarafından silah olarak kullanılmıştır. Bugün için merasim kıyafetinin bir aksesuarıdır. Harbiyelinin boynuna bağladığı fular gibi veya ayakkabısının üzerindeki tozluk gibi.

Bu arada Diyanet İşleri Başkanının bir şeye benzemeyen bir kılıç türünü nereden öğrenip ne anlatmak için kuşandığı, anlaşılamayan bir başka konudur.

Lafı derleyip toparlayıp iyice çarpıtıp teğmenler başkomutanlarına kılıç çekmiştir demeye getiriyorlar ancak söylemesi zor laf olduğu için şimdilik ağızlarında çeviriyorlar.

Sonuç olarak gene bir şey bahane edilip gündem değiştirilmiştir. Bu oyun daha ne kadar sürecektir bilinmez ancak bıkkınlık vermeye başladığı kesindir.

NOTLAR 3 SAYIŞTAY RAPORLARI

27 Salı Ağu 2024

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Değişik kaynaklara baktığınızda, hele her şeyi göze alıp incelediğinizde, KOİ ihalesi alan şirketler üzerinde yoğun bir bilgi kirliliği olduğunu, rakamların birbirini tutmadığını hemen görürürüz. Bu seride biz daha ziyade elle tutulur veriler tercih ettik. Bunlar arasında Dünya Bankası IPI Raporları, Sayıştay Raporları, Türkiye Vergi Denetim Kurumu, vardır.

Bu kirliliğin amacının ne olduğu halen tartışılmakla beraber, genel kanı, sayın Cumhurbaşkanının da tanımıyla bir üst aklın her şeyi bilerek ve planlayarak karıştırdığı yönündedir. Doğal olarak dünyadaki en kolay iş suçu ortada görünmeyene atmak olduğundan bu yola sıkça başvurulur. Bir başka sebep de Atatürk devrimlerini tek tek yok sayarak karşı devrim yaptığını zannedenlerin bitmez tükenmez para hırslarıdır. Çünkü onların düzeninde kazanılan paraların siyasetin prefinansmanında kullanılması gibi tuhaf bir alışkanlık da vardır. Ancak ister okyanus ötesinin karanlık planları olsun ister aşırı para kazanma hırsıyla birleşmiş siyasetin bir şekilde finansmanı olsun sonuç fark etme.

Bir başka sorun acil şekilde gelirlerini arttırmak isteyen bu amaçla vergileri arttıran gelir getiriyor diye petrol ürünlerin e iki günde bir zam yapan bahşişlerden bile vergi almayı düşünen hükümet son iki yılda (2022 ve 2023) değişik kalemlerden yaklaşık 100 milyar TL’yi tahsil edememiştir. Buna karşılık 91 milyar TL ceza kesilmiştir ancak tahsil edilip edilmediği bilinmemektedir.

Vergi Denetim Kurumunun 2023 yılı İnceleme raporuna göre, Dönem içerisinde muhtelif kalemlere ait vergi ödemeleri aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

 Matrah FarkıTarhı istenen V.       Ceza
K Kurumlar vergisi7.4561.8963.036
D  Damga Vergisi4.9980.400.43
Kurumlar G.V.6.8861.3792.165
Gelir Vergisi1.4440.4210.998
Gelir vergisi G. V1.3580.1350.186
KDV18.05311.73427.876
ÖTV0.7251.4782.290

TOPLAM                           47.047        17.452         37.220

Görüldüğü gibi,2023 yılında 47 Milyar TL VERGİ KAÇAĞI vardır. Anlaşıldığı kadarıyla bu kaçak Maliye Bakanlığı tarafından tespit edilmiş ve karşılığında 37.2 milyar TL ceza kesilmiştir. Bilinmeyen husus bu cezaların ne kadarının tahsil edilebildiğidir. Tabii bu arada, kısa sayılabilecek bir sürede yeni bir af çıkartılıp faizler silinecek kalan da uzun vadeli taksitler mi bölünecektir.

Bir başka husus sık ihale alan bazı şirketlere sürekli ve her yıl olmak üzere istisnalar bu kaçak hesabına dahilmidir?

 Son 10 yılda Cengiz İnşaat’a 30 kez, Kolin İnşaat’a 36 kez, Makyol İnşaat’a 24 kez, Limak İnşaat’a 19 kez ve Kalyon Holdinge 19 kez VRHİB verildiği bizzat maliye bakanı tarafından TBMM açıklanmıştır.    

Vergi Resim Harç İstisnası Belgesi” (VRHİB). Ticaret Bakanlığının resmî sitesinden alınan bilgilere belge ’Vergi, resim ve harç İstisnası Belgesi, (VRHİB) ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı bir takım hizmet ve faaliyetlerin vergi, resim ve harç istisnasından yararlandırılmasına imkân sağlayan Ticaret Bakanlığı tarafından düzenlenen belge’’ olarak tanımlanıyor. Belge sadece söz konusu şirketler tarafından talep edildiği sürece veriliyor. Aynı zamanda bu belgenin şirketlerin tüm bünyesine değil, yürüttüğü projelere istinaden verildiğini de belirtmek gerek

         Araç-Gereç/      İşin Adı  Mersin- Adana YSDH 21/b  Bandırma- Bursa YSDH 21/b  Bursa- Şehir Hastahanesi 21/b  İstanbul Havalimanı Metro Araç alımı 21/b  Gebze- Darıca Raylı sistem Araç alımı      Toplam
Araç15 1510101060
Araç (Lüks 2-3 lt)55   10
Minibüs44   8
Bilgisayar (P  C)9090101015220
Bilgisayar(Diz üs.)5050101020150
Bilgisayar (tab.)6060  20160
Cep tel hatlı7070101040230
Dijital tel hatlı4040202030160
Televizyon (LCD)131322844
Projeksiyon8811425
Yazıcı/fotokopi3535551197
Cilt makinası44  110
Evrak imha mak.66   12
Ups4422112
Foto Mak.Dijital44   8

 Tablodan görüleceği gibi sözleşmeye bağlanan işler kapsamında ve ihalede diğer hususlar başlığı altında geçen çok sayıda araba/lüks olanları da vardır, ayrıca ofis araç gerecinin temini de planlamıştır.

Oysa bu tür bir uygulamaya mevzuat izin vermemektedir.

Bu malzemeler idareye tahsis edilmesine rağmen, taşınır kayıtları ve taşınır teslim belgesi de yoktur. Başka bir deyişle (Kişisel Yorum) bu araçlar fiziki olarak vardır ve birileri tarafından kullanılmaktadır ancak resmen yoktur ve kayıtlara geçmemişlerdir. Bu durum kamu görevlilerinin Etik davranış ilkeleri hakkındaki yönetmeliğin 15 inci maddesine aykırılık teşkil der. Bu madde hediye alma ve menfaat sağlama maddesidir.

Hukukun garip dilini bir kenara bırakırsanız yönetmelik mevcut durumu rüşvet alma olarak kabul etmektedir.

Her ne kadar Kamu İdaresi, ihale kapsamında temin edilen araçlar ve büro malzemelerinim sadece iş kapsamında kullanıldığı ifade etmişse de durum böyle değildir. Örneğin Mersin -Adana YSDH yapımı için beşi lüks 20 araba 140 adet masaüstü ve dizüstü Bilgisayar 60 tablet ve yetmiş telefon talep edilmiştir. Oysa projenin Bakanlık kontrol teşkilatı sadece beş kişidir.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının, Eylül 2021 tarihli,2020 yılı Sayıştay Denetim Raporunda sadece bütün bakanlığa yetecek kadar araç gereç ve büro malzemesi alımı incelenmemiştir.

İhalelerin sonucu belli biri hariç nerdeyse tamamının istisnai pazarlık usulünü öngören 21/b ye göre yapılması bir başka karşı çıkış ve değerlendirme noktasıdır.

Sayıştay 21/b nin kullanımının kesin şartlara bağlandığını belirterek işin gereği mutlaka pazarlık usulü denenecekse 21 inci maddeye göre istisnai pazarlık içermeyen bir yöntem önermiştir.

Genel değerlendirme olarak Sayıştay adı geçen denetleme raporunda yöntemleriyle ilgili Kamu idaresiyle ortak bir paydada buluşamamıştır.

NOTLAR 2 Devletleştirme

11 Pazar Ağu 2024

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Siyasetçiler ilginç insanlardır. Her şeyi bilirler, her şeyi söylerler ve her şeyi vaat ederler. Ne dillerinin kemiği ne kantarlarının topuzu vardır. Tek koşulları insanların, onu dinlemek üzere veya tamamen duygusal sebeplerden, toplanmalarıdır.

Önceliği tartışılır   çok milyar dolarlık devasa alt yapı eserleri hakkında ağzı olan herkes konuştu, devletleştirileceği vaatlerinde bulundu hatta o şekilde tasarruf edilecek paranın nasıl dağıtılacağı bile siyasetçiler tarafından defalarca açıklandı.

İktidar partisi milletvekilleri ve sayın Cumhurbaşkanı Bunların hiçbirini kabul etmedi ve devlette devamlılık esastır diyerek konuyu kapattı. Ana muhalefet partisi bu açık ifade karşısında bile bazı şeyleri görebilmeli, sezebilmeliydi. Ancak yapamadı, her şey bittiğinde ise artık yapabilecekleri bir şey kalmamıştı ancak dillerinin kemiği olmadığından, konuyu sadece siyasi malzeme olarak kullanabildiler.

Türkiye gibi siyasi istikrarı tartışmalı olan ülkelerde yatırım yapmak beraberinde bazı riskleri de getirir. Yapacağınız yatırımın sözleşmesi işler başladıktan sonra bile Danıştay tarafından iptal edilebilir. Bu ise yatırımcı açısından kabul edilemez durumdur. 90 lı yıllarda benzer durumların engellenmesi için sözleşmeler, uluslararası hakeme gitmeyi içermeye başladı ancak Türk hukuk sisteminde hiçbir yerde tanımı yapılmadığından, bu madde uygulanmıyordu.

BAZI YATIRIM VE HİZMETLERİN, YAP İŞLET, DEVRET MODELİ ÇERÇEVESİNDE YAPTIRILMASI HAKKINDA KANUN, Haziran 1994 resmî gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Kamuoyuna satılana göre yasanın amacı özel hukuk ve sözleşmelerinin devreye girmesi ve tahkim mekanizmasının çalışmaya başlamasıdır.

Haziran 1994 de yürürlüğe giren 3996 sayılı yasa Anayasa Mahkemesi tarafından iki sene sonra Haziran 1995 de iptal edilmiştir.

Dört sene sonra 4446 sayılı yasa ile Anayasanın 47,125 ve 155 inci maddelerinde düzenlemeye gidildi ve 155 inci maddeye bir de ek yapıldı buna göre

“Kamu hizmetleri ile ilgili, imtiyaz ve sözleşmelerde ve bunlardan doğan Milli veya Milletlerarası uyuşmazlıkların tahkim yolu ile çözülmesi öngörülebilir. Milletlerarası Tahkime ancak yabancılık unsuru taşıyan sözleşmeler için gidilebilir. Anayasadaki bu hükümlerin uygulamaları için kanunlar gerekir.

Milletlerarası Tahkim yasası bu Anayasa değişikliğinden dört sene sonra Haziran 2001 de kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.

Doğal olarak bu büyüklükteki alt yapı projeleri için mutlaka kredi gerekecektir. Bu krediler bir kamu bankasından alınacaktır ve bir şekilde bunun da devletleştirmeye gidildiği zaman garantiye alınması şart olacaktır. Bu nedenle ödeme garantisi veren maliye ve hazine bakanlığı tarafından söz konusu projeler için BORÇ ÜSTLENİMİNE TABİ KREDİ ANLAŞMALARI kalemi icat edilmiştir.

Bu maksatla 2020 yılında 7 proje için 17.200 milyar USD,2021 yılındı7 proje için 17.200 Milyar USD,2022 yılında 16.529 Milyar USD ve 2023 yılında 8 proje için 16.528 milyar USD, bütçeye konmuştur. Buradaki tek amaç ani devletleştirme sonucu proje kredilerinin yüklenici firmalara geri ödenmesinin sağlanmasıdır ve kamu bankasına geri dönmesidir.

Bu ihalelerin tamamı ayni holdinglerin kurduğu konsorsiyum şirketlerine 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu nun 21/b maddesine göre yapılmıştır. Bu madde ye göre ihale yapılması aşağıdaki koşullarda mümkündür

“Madde 21- Aşağıda belirtilen hallerde pazarlık usulü ile ihale yapılabilir;

21/b: Doğal afetler, salgın hastalıklar, can veya mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen veya yapım tekniği açısından özellik arz eden veya yapı veya can ve mal güvenliğinin sağlanması açısından ivedilikle yapılması gerekliliği idarece belirlenen hallerde veyahut idare tarafından önceden öngörülemeyen olayların ortaya çıkması üzerine ihalenin ivedi olarak yapılmasının zorunlu olması

2014’ten bu yana yapılan ihalelerde yukarıdaki koşullardan hangisi oluşmuştur konusu, doğal olarak ayrı bir inceleme konusudur. Bu inceleme bundan sonraki yazının konusu olacaktır

NOTLAR 1 Suriye

19 Cuma Tem 2024

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

NOTLAR   1     Suriye

Suriye’deki pek çok olaya, patırtı ve gürültüye rağmen, her ne hikmetse bu ülkeyi yakın incelemeye almamıştım. Ancak sebebi nedendir bilinmez Sayın Cumhurbaşkanı ortaya Esad la tekrar görüşmeye başlamak için bir davet yollandığının açıklamasıyla bir anda olayın boyutu değişti ve Suriye ön sıraya yerleşiverdi.

Türkiye Suriye ilişkileri, hemen her zaman problemli olmuştur. Problemler kimi zaman çözülmüş kimi zaman akışa bırakılmış ancak hep bir şeyler yapma çabası görülmüştür.

Zaman içerisinde, yıllarca ülkeyi çelik yumrukla yöneten Hafız Esad bir gün ansızın ölüvermiştir. Hafız Esad ın kardeşleri ve kardeş çocukları çoktur ancak başkanlık İngiltere’de diş hekimliği tahsil eden ve bir İngiliz’le evli olan, en önemlisi İngiliz vatandaşı Beşer Esad ın üzerine kalmıştır. Beşer Esad Londra metrosunu ezbere bilmekte İngiliz bakanların adını hemen hatırlayabilmektedir. Ancak devlet Yönetimi, özellikle Ortadoğu’da bir devletin yönetimi hakkında en ufak bilgisi yoktur.

Mecburen durumu çabuk kavramak zorunda kalmış, kamu yönetimi ile ilgili her şeyi onun için görevlendirilen hocalarından öğrenmiştir.

Yönetimi devir aldıktan sonra artan sorunlarla baş etmesi zorlaşmaya başlamış ve çıkan isyanları bastırmak için orantısız güç kullanmaya başlamıştır. Sonuç olarak, düşmanların, dostlardan ayrılması becerilemediğinden kan dökülmeye ve sivil halk ölmeye başlamıştır. Bu nokta iç savaşın başlangıcıdır.

Sayın Cumhurbaşkanının, Başkan Esad ile ani olarak uyanan görüşme isteğinin gerçek sebebi, tam olarak bilinmemektedir. Bazı siyasi yorumculara göre Amerikalılar bazılarına göre Putin baskı yapmıştır. Rusya’nın bölgede üs kazanımlarından başka, vazgeçilemez çıkarları vardır bu nedenle Putin baskısı anlaşılabilir. Bu baskıyı Amerikalılar yapmıştır diyerek, bulduğu her mikrofona ve her kameraya uzun uzun anlatanlara söyleyecek hiçbir şeyim yoktur. Gerçekten bu işten hiç anlamamaktadırlar ve bir ihtimal bu saçma savunmayı tamamen duygusal nedenlerle (!) yapmaktadırlar.

Hükümet sözcüsü birkaç gün önce Başkan Esad la görüşme talebinin sözlü olarak iletildiğini söyledi. Henüz cevap alınmadı ancak muhtemelen Şam, Türk Büyükelçisi Bakanlığa çağrılacak, Kuzey Suriye’deki Türk birlikleri   tamamen çekilene kadar görüşme talebine cevap verilmeyeceği söylenecektir.

Diplomasi pratikleri açısından yapılan yanlışları tekrar incelersek;

   Komşu da olsa, pek çok açıdan iyi ilişkiler içerisinde olsa bile iki ülke Ortak bakanlar Kurulu toplantısı yapmaz. Suriye’nin durumunu bilemem ancak mevcut Anayasaya göre bakanlar kurulu Yürütmenin bir aparatıdır.

   Seviyesi ne olursa olsun iki ülkenin her kademedeki Bürokratları, Bakanları ve devlet başkanları bir saat önceden telefon edip birader bugün sana uğrayacağım birlikte bir kahve içelim demez. Yapılacak toplantının yeri ve konu başlıkları üzerinde mutabakata varılır ondan sonra tarafların görüşmeleri başlar,

   Ülke devlet başkanları veya başka bir yönetim kademesi, birlikte tatile çıkmaz. Örneğin Başkan Esad Türki’de tatil yapmak istiyorsa, Bu Başkanın önceden belirlenmiş bir programa göre özel bir ziyaret yapma talebi iletilir. Başkan Esad ın özel ziyaret programı dışişleri tarafından Not Edilir ve seyahat sırasında belirtilen yerlerin dışına çıkmaması sağlanır gerekirse Dışişleri bakanı tarafından nazikçe uyarılır

Devlet başkanı düzeyinde kurulmuş ikili ilişkiler bazen gerilebilir. Burada yapılacak iş gerilimin başladığı anda birbirlerini arayan her iki ülke dışişleri bakanlığının ilgili daire başkanları işin nasıl çözüleceğine ilişkin görüşmelere başlarlar ve genelde bundan kimsenin haberi olmaz

   Güvenliği gerekçe göstererek bir ülkenin topraklarına giremez orada üsler ve tesisler oluşturamazsınız Türkiye Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de bu işi yapmıştır ve yüzde yüz haklıdır. Bölgedeki PKK/PYD hareketliliği doğrudan bu ülkeni bekası ile ilgilidir. Beşer Esad açıkça m4 kara yolunun kuzeyini koruyamadıklarını ve düzenli birliklerini bölgeden çektiğini söylemiştir. Ve PKK/PYD ABD’nin yüzlerce TIR lık lojistik desteğini bu kanaldan almaktadır. Sonra da o silahlar ilk fırsatta bize dönmektedir. Şartlar bu kadar açıkken durumun sürdürülmesi diplomasi pratikleri uygulanacak diye göz ardı edilemez. Biri o bölgede tüm kontrolü ele almalı veya o bölge olduğu gibi kaosa terk edilmelidir. Türkiye bu yaklaşımı kabul edemez. Bunlara ilaveten bölgede düzeni sağlayacak ordu veya kolluk gücü olmaması m4 karayolunun kuzeyinin Irak’a kadar olan bölümü “No Man’s Land olarak düşünülmeye başlanmalıdır. Bu durumda Başkan Esad topraklarımdan çık diyemez zaten o toprakları terk etmiştir.

İşin acı tarafı bir zamanlar neredeyse karşılıklı ev ziyareti yaptığımız Beşer Esad son zamanlarda bölgeyi pkk ya terk ederek bir Kürt devleti kurulmasına ılık bakar olmuştur en azından bende uyandırdığı izlenim budur.

Peki Başkan Esad ve Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmesi yapılabilir mi? Her şeye rağmen bu sorunun cevabı evettir bu görüşme yapılır ancak ne siyasine askeri hiçbir sonuç elde edilmez sadece bir kısım medya günlerce bu görüşmenin başarısını köpürte köpürte anlatır ve ne kadar başarılı olduğumuz algısını oluşturur hepsi bu…

FRANSADA SEÇİMLER

13 Cumartesi Tem 2024

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Her şeyin başlangıcında hayat, Fransa’da normal gibi gözüküyordu. Eski bir bankacı olan Cumhurbaşkanı Macron, biraz beceri ve birazda sağdan soldan aldığı akılla Ege de ve doğu Akdeniz’de sürekli bayrak gösteriyor ve bensiz bir cacık olmaz havasını yaymaya çalışıyordu.

Ve seçim zamanı geldi;

İlk turda Le PEN in Ulusal Birlik Partisi oyların % 33,4’ünü almış, Sol birleşik cephesi, Yeni Halk Cephesi, %27,9 oyla ikinci olmuş, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ‘un Rönesans Partisi’nin liderliğini yaptığı, merkez partilerin ittifakı, Cumhuriyet İçin Hep Birlikte, oyların ancak % 20,7 ‘sini alabilmişti.

İlk turda, sadece %50 nin üzerinde oy alanlar parlamentoya girebildikleri için, Ulusal Meclis’in 577 milletvekilinin 76’sı belli olmuş; aşırı sağ 39, sol ittifak 32, merkez sağ 3, Macron’ un ittifakı ise 2 milletvekili çıkarmıştı.

Ne olmuştu da 1972’de Ulusal Cephe adıyla kurulan partinin bugün Ulusal Birlik adıyla, İlk turda en çok oy alan parti haline gelmişti. Bu konudaki başrol Marine Le PEN ve ekibinindir.

55 yaşındaki Marine Le PEN, partinin kurucusu olan Babasını devirerek, Yönetimi 2011’de ele geçirmesinin ardından bir imaj yenileme çalışması başlattı.

Partinin kurucusu Jean Marie Le PEN’in kendi kızı tarafından yönetimden uzaklaştırılmasında en büyük etken, Holokost’u reddeden sözleriydi.

Baba Le PEN, Yahudi soykırımında kullanılan gaz odalarının “tarihin bir detayı” olduğunu söylediği için yargılandı ve kendi partisinden atıldı

Marine Le PEN, “Cumhuriyetin şeytanı” ve “Holokost inkarcısı” olarak anılan babası ile eski bir Nazi olan Pierre Bousquet gibi hareketin kurucusu isimlerle parti arasında mesafe kurmaya çalıştı. 2018’de partinin ismini de Ulusal Birlik olarak değiştirdi.

Geçmişe değil geleceğe bakan bir parti imajı çizmesinde en kritik adımlardan biri de yönetimi 1995 doğumlu Jordan Bardella’ya devretmesi oldu. Bu Tuhaf ayni ölçüde beklenmedik bir karardı. Ulusal Birlik in 2027’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adayı atık belli olmuştu. “Marine Le PEN”

 Ulusal Birlik son dönemde en azından kamusal söylemlerinde Yahudi karşıtı ifadelerden kaçınmaya özen gösteriyor.

Buna karşılık İslam karşıtı açıklamalar partinin en üst düzey kademelerinden de gelmeye devam ediyor.

Anlaşıldığı kadarıyla dün olduğu gibi bugün de Fransız seçmeni Ulusal Birliğin şartlar ne olursa olsun ülkenin tam kontrolünü almasını istememektedir. Çok fazla uzlaşmaz ve aykırı çıkışları olmaması kaydıyla oyları belirli bir noktaya kadar yükseltmekte ancak hiçbir şeyin çözümünü ikinci aşamaya bırakmak istememektedir.

Jordan Bardella da geçen Nisan’da yaptığı bir açıklamada, “Bugün ulusumuzun karşı karşıya olduğu en büyük tehdidin radikal İslam, siyasal İslam olduğunu düşünüyorum. Fransa ve Fransız toplumunu fethetmek ve kendi yasaklarını tüm Fransız halkına dayatmak istiyor. Bazı insanlar buna razı oluyor, ben olmuyorum” diyordu.

 Marine Le PEN de 2022’de, İslami başörtüsünü “Nazizm kadar tehlikeli” bir ideolojinin göstergesi diye tanımlıyordu.

Başörtüsünü kamusal alanda yasaklamak partinin vaatleri arasında yer alıyor.

Ancak Bardella geçen ay, bunun kısa vadedeki öncelikleri arasında olmadığını açıkladı.

Kampanya vaatleri arasında göçmenlerin sosyal hizmetlere erişimini kısıtlamak, çifte vatandaşlığı olanların bazı kamu görevlerine gelmesini engellemek ve “İslamcı ideolojilerle savaşmak” da var.

Anket şirketi Verian’ın geçen yıl sonunda yayımladığı bir araştırmaya göre, son 40 yıldır ilk kez Ulusal Birlik ’in bir tehlike oluşturmadığını düşünen Fransızların oranı %45 tehlike oluşturduğunu düşünenlerin %41 üzerine çıktı.

Gelecek pazar günü yapılacak 2. tur seçimler de bu soruya yanıt verecek bir referanduma dönüşebilir. Ancak siyaseti bilen bir siyasetçi bu durumu daha farklı okuyabilir

Her şeyden önce Siyasal İslam, Radikal İslam gibi kavramlar gerçekte yokturlar, ya bazı ülkelerin istihbarat servisleri tarafından kurgulanmışlar ve farklı ideolojilerden kopya çekilmişlerdir.

Genel seçimin 7 Temmuz’da yapılacak ikinci tur oylamasından sonra, üç muhtemel seçenek ortaya çıkacaktır diye söze başlamalıydım ancak olmadı Fransız seçmeni ir kez daha aşırı sağ politikalara sıcak bakmadığını belli etti ve Bardella kaybetti. Sol ittifak birleşerek çoğunluğu aldı. Bu arada Makronun partisi ikinci sırada kaldı. Hazret her halde sıralamayı yanlış görmüş olacak ki kendini kazanan zannediyor, Başbakana istifa etme diyebiliyor.

Sonuç olarak şu ana kadar anlaşamamış görünen sol ittifak anlaşır ve bir başbakan adayı çıkarır. Fransız Anayasasına göre Macron onu atamak zorundadır.2027 ye kadar kör topal idare ederler. Sonramı ? Kimse bilemez

AMBARGO ve RUS EKONOMİSİ

05 Cuma Tem 2024

Posted by hulkiergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Ambargo ve Rus Ekonomisi

Gerçek sebebi nedir bilinmez, Rusya ve Ukrayna tarihin hiçbir döneminde barış içerisinde yaşayamamışlardır. Slav ve Ortodoks bu iki ülke, her dönemde kriz çıkarmak için bir sebep bulmaya çalışmışlar bulamazlarsa icat etmişlerdir. Doğal olarak bu kapışmaların sonuçları da olmuştur. Her iki ülkenin kâr zarar tablosuna baktığınızda, iki tarafta da fazla artı görülememektedir. Tarih boyunca yüzbinlerce insan boşuna ölmüş her iki toplumun çıkarlarına kullanılabilecek altyapı ve yer altı zenginlikleri, savaşı finanse etmek için çöp olmuştur. Bu kayıkçı kavgasından Rusya’nın veya Ukrayna’nın kazançlı çıktığını söylemek ise hiç mümkün görülmemektedir

Temelde bu iki ülke çatışmak için fazla araştırma yapmazlar, hatta hiç yapmazlar. Peki bu seferki savaşın taraflara göre ortak sebebi ne olabilir. Uluslararası siyaset açısından ise, bu karmaşanın cevabı oldukça basittir. Rusya, batıya, özellikle ABD ye, entegre olmuş, bir yakın komşuyu üstelik NATO ya ve AB ye üye bir Ukrayna’yı istememektedir. Hedef Kırım ve Donbass ı tamamen ele geçirip kalan bölgede onun tanımladığı sanayi ile üretim yapan ve tek alıcının Rusya olduğu bir düzene geri dönmektir.

Mevcut Şartlar, AB’nin özellikle de ABD’nin oyun planına aykırıdır. Yönetimdeki avanjelistlerin ve saha ajanları Neo Con’ların istediği, krizin boyutlarını büyüterek kendi tanımları ile tanrıyı, bölgede çıkacak bir nükleer savaş ile, Kıyamete zorlamaktır. Bu kadar saçma ve sapkın bir sebep pek çok ülkede homurtulara sebep olmuştur ve bundan sonra da olacaktır. Ancak bazıları hedefe kitlenmiştir ve hızla planlarını uygulamaktadır. Eski KGB li olan Başkan Putin bütün bu seçenekleri görmüş ve mutlaka ilk adımı kendisinin atması gerektiğine karar vermiştir.

Ukrayna devlet başkanı Zelenski ise çok ilginç bir kişiliktir. Eski bir tiyatrocu ve komedyendir. Teatral yeteneklerini özellikle bir ülkeden para veya silah isterken çok yoğun olarak kullanmaktadır. Beş dakika önce Başkan Bidenle kahkaha atarken görülür, beş dakika sonra ise ayni adam ayni odada hüngür hüngür ağlayarak yardım istemektedir.

İki ülke arasında “soğuk” ilişki 2014 yılında kritik eşiğe geldi. Ukrayna’da yaşanan otorite boşluğundan yararlanan Rusya Mart 2014’te Kırım’ı ilhak etti. Ukrayna’nın doğusundaki, Rusya sınırındaki Donetsk’te de Rusya’dan destek alan Rus yanlısı ayrılıkçılarla Ukrayna ordusu arasında da çatışmalar yaşandı. Konumu Avrupa ile Rusya arasında olan Ukrayna’da yaşayan vatandaşlar da Rus ve Batı yanlıları olarak kutuplara bölündü.

Siyasi ortam gerildikçe her gün bir başka ülkeyi programsız olarak ziyaret eden Başkan Zelenski, gördüğü herkesten bir şeyler istiyordu. Önce ABD’den Polonya’da konuşlu 82’nci hava indirme Tümeni nin hemen Ukrayna’ya gönderilmesini istedi ve ABD bu isteği hemen reddetti.

Anlaşılamayan bir sebepten Rusya tüm çatışma boyunca çok az hava Kuvvetleri kullanmıştı. Ancak Zelenski ayni inatla hava savunma sistemleri istedi. Hatta tüm NATO için bir tür standart olan Patriot sisteminin yeni ve gelişmiş modelini ve bu model SkyCeptor, ABD Ordusu tarafından Kısa ve orta menzilli balistik füzelere, seyir füzelerine ve insansız hava araçlarına karşı kullanılmak üzere Raytheon tarafından geliştirilmektedir. Ancak eski komedyen, Başkan Zelenski mutlaka bu modeli isterim diyerek bilinmeyen bir sebepten aşırı ısrarcı olmuştur.

Ukrayna’nın bitmek tükenmek bilmeyen silah talepleri, ayrı bir inceleme konusu olduğundan, artık burada bırakılmalıdır.

ABD ve İngiltere, kriz tırmanmaya başladığında NATO şemsiyesi altında askeri güç kullanımının mümkün olup olamayacağını incelediler. Görünen, bu iki ülke, hava üstünlüğünü ellerinde tutmakla beraber kara birliklerinin sonuç alıcı darbesinden yoksundurlar. Aslında NATO nun 32 üyesi içerisinde sadece Türkiye sisteme angaje olacak kara birliklerini sağlayabilir, Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hiç de böyle bir niyeti yoktur. Öncelik terörle mücadeleye verilmiştir. Bu durumda Ekonomik yaptırımlar ve ambargolar tek çıkış yolu olarak görülmüştür. Mühimmat takviyesi ise her zaman yapılabilmelidir.

Ukrayna’ya NATO gücü sevk edilmeyeceği ekonomik yaptırımlar seçeneğinin benimsendiği Başkan Zelenski ’ye söylendiğinde, hazret sahneden gelen kolaylıkla hüngür hüngür ağlamaya başlar. Ukrayna’mı yok edecekler sizde bunu seyredeceksiniz der. 

Ekonomik yaptırımların uygulanacağı söylentisi yayılmaya başladığı anda, beklendiği gibi, en zayıf halka olan Moskova borsası hemen çöktü. Hemen ardından bazı Rus bankalarının ki toplam yedi banka idi, swift operasyonları durduruldu. Amaç Rusya’yı dolar ile ticaret yapamaz hale getirmekti. Ancak, Swift operasyonları durdurulan bankalardan bazıları A sınıfı bankalardı ve siyasilerin bilmediği, bunların batıdaki muhabir bankaları ile arka kapı görüşmeleri başladı sonuçta her iki tarafı memnun edecek bir çözüm yolu bulundu. Sorun petrol satışının ana para birimi olarak kabul edilen dolar üzerinden yapılmasını gerektiriyordu. Çin Rusya ve Hindistan uzunca bir zamandır buna karşı çıkıyorlar Ülke paralarından biriyle bu ticaretin sürdürülebileceğini savunuyorlardı. Neticede bu üç ülke ticaretin en güçlü para olarak Yuan ile sürdürülmesine karar verdi. Swift engellemesinden çok şey bekleyen ABD ve İngiltere büyük hayal kırıklığına uğradılar.

ABD,OPEC başta olmak üzere, petrol üreten ülkelere uzun süre ham petrol varil fiyatını 60 USD ın altında tutun baskısı yapmayı sürdürdü, ayrıca boru hatlarındaki bütün operasyonların durdurulmasını istedi.  Rusya Çin ve Hindistan spot piyasanın az üzerinde bir fiyatla anlaşmışlardı. Ve bu fiyat bu günlerde 80 USD/Varil olarak devam ediyor. Nakliye konusunu ise Putin çok önceden olacakları hesaplayıp çözmüştü. İkinci el az kullanılmış yüzlerce tanker aldılar veya kiraladılar ve ambargonun başından beri hiç aksamadı.

2022 yılının İlk baharında ruble artık dayanamadı ve çöktü. Gazprom ve Sberbank gibi dev şirketlerin Londra’daki değeri yüzde 97 düştü. Moskova’daki bankamatiklerde kuyruklar oluşmaya başladı. Putin bunun olacağını en başından hesaplamıştı ve hemen Büyük Rus şirketleriyle yapılacaklar konusunda önceden mutabakata varılan plan uygulamaya alınıverdi. Çatal dilli batılı finans kaynakları bir kez daha kaybetmişti. Büyük Şirket yöneticilerinin yatlarına, futbol takımlarına, malikanelerine ve hatta kredi kartlarına el konuldu. ABD ve İngiltere’nin önayak olduğu ekonomik yaptırımların bazı sonuçlar vermeye başlaması yeni sevinç çığlıklarının atılmasına sebep oldu. Dokunulamaz Rusya ya silah olmadan dokunulmuş ve çökmeye yakın hale getirilmişti.

Batı dünyası sevinçli, mutlu günler geçirirken Putin Çok uluslu Rus şirketlerinin Rusya’da tutmak zorunda oldukları nakit de bankada bloke edildi. Toplam 750 milyar dolar olan Rus varlığının yarısı bir hamlede kurtarılmıştı. Batı bankalarında tututulan diğer yarısı da şimdilik izlenmekle yetinilecekti.

Bu, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden sonra Batı’nın bu ülkeyi mali olarak kontrol altına alma girişiminin sonucu olarak Rusya resesyona girdi.

Aradan yaklaşık iki yıl geçti ve bu ekonomik arka planda bazı değişiklikler vardı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçen hafta verdiği röportajda Rusya’nın Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğunu sevinçle dile getirdi.

Geçtiğimiz hafta Uluslararası Para Fonu (IMF) 2024 büyüme tahminini %1,1’den %2,6’ya yükselterek Rus ekonomisinin dayanıklılığının altını çizdi.

IMF rakamlarına göre Rus ekonomisi geçen yıl G7 ülkelerinin hepsinden daha hızlı büyüdü ve 2024’te de böyle devam edecek.

Bu sadece rakamlardan ibaret de değil. Geçen yıl Ukrayna savaşındaki üstünlük kuramama hali bu yıl boyunca da devam edecek görünüyor.

Rusya, ekonomisini, ordu için üretime, özellikle de Ukrayna’nın doğu ve güneyindeki savunma hatlarının inşasına yöneltiyor.

Batılı liderler bu modelin orta vadede sürdürülemez olduğunu savunuyor. Ancak asıl soru şu: Bu model ne kadar süre devam edebilir?

Rusya, ekonomisini mobilize bir savaş ekonomisine dönüştürdü. Devlet, Sovyet sonrası dönemde rekor düzeyde harcama yapıyor

Bütçenin %40’ına varan askeri ve güvenlik harcamaları, Sovyetler Birliği’nin son dönemindeki seviyelere karşılık geliyor.

Tank, füze sistemleri ve Ukrayna’da işgal edilen bölgelerin savunması için yapılan harcamaları finanse edebilmek için kamu hizmetleri daraltıldı.

Ayrıca Batı’nın Rus petrol ve doğalgazına getirdiği kısıtlamalara rağmen, hidrokarbon gelirleri devlet kasasına girmeye devam etti.

Tankerler artık Hindistan ve Çin’e gidiyor ve ödemelerin çoğu dolar yerine Yuan ile yapılıyor.

Rusya’nın petrol üretimi günde 9,5 milyon varil ile neredeyse savaş öncesi düzeye yakın seyrediyor. Zamanında teslim Putin in hayalet filosu sayesinde, her zaman sağlanıyor.

.

Geçtiğimiz hafta maliye bakanlığı Ocak ayında hidrokarbon vergilerinin Ocak 2022 seviyesini aştığını bildirdi.

Rus petrol, gaz ve elmasları ile devam eden döviz akışı da rublenin değeri üzerindeki baskının hafiflemesine yardımcı oldu.

Batılı liderler bu durumun uzun sürmeyeceği kanısında ancak etkisinin de farkındalar.

Bir dünya lideri yakın zamanda özel bir konuşmada şunları söyledi: “2024 Putin için düşündüğümüzden çok daha olumlu olacak. Kendi endüstrisini düşündüğümüzden daha verimli bir şekilde yeniden organize etmeyi başardı.”

Peki bu iş nerede ve nasıl bitecek sorusunun şimdilik cevabı yok

← Older posts

Abone Ol

  • Entries (RSS)
  • Comments (RSS)

Arşivler

  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Temmuz 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Nisan 2022
  • Mart 2022
  • Şubat 2022
  • Ocak 2022
  • Aralık 2021
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021

Kategoriler

  • Öykü
  • Uncategorized

Meta

  • Hesap oluştur
  • Giriş

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

  • Abone Ol Abone olunmuş
    • hulkiergun
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • hulkiergun
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Bu içeriği rapor et
    • Siteyi Okuyucu'da görüntüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle
 

Yorumlar Yükleniyor...