• About

hulkiergun

~ Politika

hulkiergun

Category Archives: Uncategorized

BİR CUMHURBAŞKANININ ZIRVALARI

26 Pazar May 2024

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Yazının başlığını okuyanların aklına kim bilir neler gelmiştir bilemem. Ancak Burada kastedilen Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron dur. Bu zat özellikle uluslararası politikada öyle laflar etmektedir ki tamamı siyasi zırvalar kategorisine girer ve tevil götürdüğü de görülmemiştir

“Savaş, artık Avrupa topraklarındadır Strazburg ve Lviv arasında 1500 kilometreden daha az (mesafe) var.”

“Savaşı. Moskova yönetiminin kazanması durumunda artık güvende olamayız ve Avrupa’nın kredibilitesi sıfıra iner.

“Rusya savaşı kazanamaz ve kazanmamalı”

“Rusya’ya karşı savaşmıyoruz ve bu ülkeyle savaşmak konusunda da “ilk girişimi” asla Fransa yapmayacaktır.

“Tek hedefimiz var; Rusya savaşı kazanamaz ve kazanmamalı.”  Bu ülke bizim rakibimizdir.

Ukrayna’ya askeri birlik gönderme konusunda “Tüm bu seçenekler mümkün, bunun tek sorumlusu Moskova rejimidir.

Ukrayna’yı desteklemek konusunda hiçbir ihtimali göz ardı edemeyiz.”

Ukrayna’da, Fransa ve Avrupa’nın güvenliğinin de söz konusudur, “Barışı istemek, Ukrayna’dan vazgeçmek anlamına gelmiyor.”

“Fransa’nın nükleer silahları, Fransızlara güvence sağlar, Rusya’nın bu savaşta galip gelmesinin Fransızların hayatının değişeceği anlamına gelecektir.”

“Ülkemin yüksek yoğunluktaki bir savaşa uygun tek saniyesi yoktur.”

“İsrail’in kendini müdafaa etme konusunda mutlak bir hakka sahip olduğunu asla söylemedim, Filistinlilerin bir devletinin olması da gerekiyor.”

ABD NATO’ya danışmadan Suriye’den askerlerini çekmemelidir, ABD ile NATO müttefikleri arasında stratejik karar alma süreçlerinde hiçbir şekilde koordinasyon yok.  Aynı zamanda bir diğer NATO üyesi Türkiye’nin, çıkarlarımızın söz konusu olduğu bir bölgede, koordinasyonsuz saldırgan eylemleri var” dedi.

Macron, NATO Antlaşması’nın bir üyeye yapılan saldırıyı tüm üyelere yapılmış sayan ve kolektif savunma öngören 5’inci maddesine inancının sürüp sürmediği sorusuna ise, “Bilmiyorum” yanıtını verdi.

“Ama 5’inci madde yarın ne ifade edecek? Eğer Beşar Esad rejimi Türkiye’ye misilleme yapmaya kalkarsa buna dahil olacak mıyız? Bu kritik bir soru.

ABD’nin Orta Doğu’ya olan ilgisini kaybederek Asya’ya yöneldiğini söyleyen Macron, “Trump’ın ABD’nin Suriye’deki Kürt müttefiklerini terk etmesi bunu güçlendirmekle kalmadı, aynı zamanda NATO’yu zayıflattı”.

“Türkiye uzun vadede NATO’da olmayacak mı?” sorusunu da yanıtlayan Macron, “Bunu söyleyemem. Türkiye’yi NATO’dan dışlamak çıkarımıza değil ama belki de NATO’yu yeniden gözden geçirmeliyiz” dedi.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron un dış politika konusundaki zırvaları yazmakla bitmez. Benim ne bu kadar yerim ne de bu kadar sabrım var. Tamamen iç politikaya yönelik bu saçmalıkları daha fazla vakit ayırıp üzerinde düşünüp yorum yapamam. Bunlar tarihin seçme saçmalar bölümünde yerini alacaktır hepsi o kadar…

BİR TUHAF ÜLKE HİNDİSTAN

07 Salı May 2024

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Hindistan gerçekten çok tuhaf aynı zamanda çok ilginç bir ülkedir. 3.3milyon metrekare yüzölçümüne 22 si resmi 780 ayrı dil konuşan 1,4 milyar insan yerleşmiştir. İnanların bir bölümü çok iyi eğitimli her türlü ileri teknolojiyi kullanırken, bir başka bölümü sokakta doğmakta büyümekte yaşamakta ve ölmektedir.

Bu karmaşaya rağmen GSYİH sı 3,5 trilyon dolardır. Kaynakların paylaşılması adil değildir ve sadece çok sınırlı bir gurup insan, milli gelirin neredeyse %90 nı nı almaktadır. Hindistan’ın demografik yapısı o kadar karmaşıktır ki bu yazıda incelenemeyecektir. Ayni yorum Din için de yapılabilir. Ancak en azından bu ülkede yaşayanlar Hindu veya Müslüman olarak ki ana gurupta net çizgilerle ile birbirinden ayrılmışlardır.

T.C. Dış İşleri Bakanlığı verilerine göre;

Çok partili parlamenter demokrasiyle yönetilen Hindistan’da Parlamento’nun Eyaletler Meclisi ve Halk Meclisi olmak üzere iki kanadı bulunmaktadır.

Halk Meclisi 543 sandalyeye sahiptir ve seçimleri her beş yılda bir yapılmaktadır.

Eyaletler Meclisi ise 250 sandalyeye sahiptir. Üyeleri genel seçimlerle değil, Eyalet Parlamentoları ve Birlik Toprakları tarafından seçilmektedir. Üyelerinin üçte biri her altı yılda bir yenilenmektedir. Eyaletler Meclisi’nin 12 üyesi Cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır. Hindistan’da seçme yaşı 18, seçilme yaşı Halk Meclisi için 25, Eyaletler Meclisi için 30’dur.

Federal devlet yapısına sahip olan Hindistan, 29 Eyalet ile 7 Birlik Toprağından oluşmakta olup, eyaletler kendi Hükümetlerine ve Parlamentolarına sahiptirler. Yönetim Merkezi Hükümet ve Eyalet Hükümeti arasında bölünmüştür. Birlik Toprakları ise Merkezi Hükümet’in yönetimi altında olup, Cumhurbaşkanı tarafından atanan valilerce yönetilmektedir.

Hindistan’da 11 Nisan-19 Mayıs 2019 tarihleri arasında 7 aşamada gerçekleştirilen seçimlerde 543 sandalyeli Halk Meclisi’nde, Başbakan Narendra Modi’nin mensubu olduğu iktidardaki Bharatiya Janata Party (BJP-Hindistan Halk Partisi)) liderliğindeki ittifak 349, ana muhalefetteki Rahul Gandhi’nin liderliğindeki Kongre Partisi’nin teşkil ettiği ittifak 83 sandalye elde etmiştir.

Son seçimlerde partisi Parlamentoda ezici bir çoğunluk elde eden ve doğal olarak başbakan seçilen Narendra Modi son derece ilginç bir siyasal kişiliktir. Başbakan seçilmesinin hemen ardından ülkeyi hızla etnik milliyetçilik tabanlı otoriter bir yönetime geçirmiştir. Bu siyasi manevranın arka planı hala tartışılmaktadır ancak başlangıcının 1925 yılında Müslümanlara karşı kurulan gönüllü örgütlenmeye kadar uzandığı düşünülmektedir

Hindu Milliyetçiliğine girmeden önce bu ülke insanlarının inançlarına bakmak gerekecektir;

Resmî rakamlara göre halkın %79’u Hinduizm’e, %14,2’si İslam’a, %2,3 Hristiyanlığa, %1,7’si Sihizm’e, %0,4’ü Caynizme ve kalan %2,4’lük kesimi de farklı yerel dinlere inanmaktadır. Nüfus dikkate alındığında Hindistan’daki kavga aslında 1.1 milyar Hinduizm inançlısı Hintliler ile 300 milyon dolayında Müslüman Hintlinin çatışmasıdır, ve sayılar dikkate alındığında çok tehlikeli olaylara da da gebedir. Ne türden baskı rejimi uygularsanız uygulayın hangi bilimsel baskı metotlarını kullanırsanız kulanın 300 milyon insanı toplum dışına itemezsiniz. Anlaşıldığı kadarıyla Başbakan Modi ya tutarsa arayışı içerisindedir.

Gandi nin kurduğu Hindistan seküler, çoğulcu ve demokratik bir yapıya sahipti; fakat Gandi’nin de suikasta uğramasına neden olan Hindutva ideolojisi, Hindistan’da Müslümanları ötekileştirerek toplumsal bir bölünmenin başlamasına yol açtı.

2014’e kadar Müslümanlara karşı örgütsel bir şekilde gerçekleştirilen şiddet eylemleri, BJP’nin iktidara gelmesiyle artık hükümetin aygıt ve organlarıyla ve devlet eliyle yapılmaya başlandı. İlk yapılan sokak tabelalarında Urduca yazılanlar kaldırmak oldu.

Başbakan Modi, Gücerat eyaleti doğumludur ve bu eyalette Hinduva hareketleri çok yaygındır. Başbakan ise bu harekete daha çocuk yaşta iken katılmaya ve eylemlerde rol almaya başlamıştır. Bu inançlı yükseliş daha sonra meyvalarını vermiş ve 2001 eyalet seçimlerinde Modi eyalet Başbakanı olarak seçilmiştir. Eğitildiği yöne uygun olarak başbakanlığının ilk yılında RSS desteği ile eyalette 2000 Müslüman öldürülmüştür.

2002’deki yerel seçimlerde etnik milliyetçiliğin bütün parametrelerini kullanarak tekrar seçilmiştir ve bu durum 2014’teki genel seçimlerde partisinin çoğunluğu almasına kadar devam etmiş ve yeni Başbakan, Gücerat eyaletinde kullandığı bütün baskı metotlarını Tüm Hindistan’a uygulayabileceğini hesaplamıştır. Aslında baskıcı rejimlerde uygulanan yöntemlerle bire bir benzerdir. Önce bir televizyon istasyonu satın alınmış ardından basının büyük bir bölümü o ne söylerse onu yazacak hale getirilmiş, sosyal ağlarda geniş biçimde tek taraflı olarak kullanılmaya başlamıştır.

Ne kadar ileriye gidildiği ise Hindistan yüksek mahkemesinin üye seçim yönteminin değiştirilmesiyle ölçülmüştür. Atanacak üyeleri yargıçlar arasında kendi seçen yüksek mahkeme yapılan siyasi manevralarla seçim işini Başbakanın seçtiği beş kişilik bir kurula devretmiştir.

Bir sonraki aşama Üniversite rektörlerinin seçimidir. Üniversite senatolarınca yapılan bu seçim artık bizzat Modi tarafından yapılmaktadır.

Sonuç olarak bu yazının amacı otoriter yönetimlere övgüler veya yergiler düzmek değildir. Anlatılmaya çalışılan bütün otoriter rejimlerin ayni yollardan geçerek büyüdüklerini ve Seçmen denilen karmaşık kişiliğin her seferinde bunu nasıl yediğini bir kez daha vurgulamaktır.

2024 MAHALLİ İDARELER SEÇİMİ 3

19 Cuma Nis 2024

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Bu yazı 2024 mahalli İdareler Seçimlerinin son yazısıdır ve burada en başarılı sonuçları alan CHP’yi güçlü ve zayıf tarafları ile inceleyeceğiz;

Son seçimlerde, genel oy oranı dikkate alındığında,2002’den bu yana hiç geçemediği AKP’yi 2 puan farkla da olsa geçmiş, Özellikle Büyük şehirlerde çok başarılı olmuştur. Üstelik bir önceki yerel seçimde AKP ve MHP tarafından kazanılan belediyeleri bu sefer CHP kazanmıştır.

Bugün genel seçim olsa yanlışına hiç pirim vermemek gerekir. Seçmenler, çoğu zaman tersi iddia edilse de, genel seçimde partiler için, yerel seçimde belediye başkanları ve belediye meclisi için oy kullanırlar.

Seçim sonuçlarını inceleyen engin siyasi deneyimli köşe yazarları tek bir fikir üzerinde buluşamamışlar ortaya muhtelif görüşler çıkmıştır. Onlara göre bu durumun sebebi çeşitlidir

   *Türkiye’de açlık sınırına çok yakın ve altında yaşamaya zorlanan 16 milyon emekli vardır. Her ne kadar bazı anketlere göre ki bunlar iktidara yakın kuruluşlardır, Emeklilerin %65 i AKP ye oy vermişse de, bu sefer öyle olmamış her kime oy vermiş olurlarsa olsunlar, açlıkla yaşamaya mahkum edilip tercihlerini zenginlerden yana kullanan bu iktidara çektikleri sıkıntıları ödetmişlerdir.

   *Emekliler dışında, sabit gelirlilerinin büyük bir bölümünün, AKP yönetiminin  “İtibarda tasarruf olmaz ”özdeyişi” ile aşırı ve lüks harcamalara girişmesi, tabanda oy kaymalarına sebep olmuştur.

   *Bundan önceki seçimlerde sonuç belirleyici olan milliyetçi partiler büyük oy kayıplarına uğramış, Merkez sağ partiler ise yeni kan arayışı ile yükselişe geçen CHP tarafından adeta yok edilmişlerdir. Cumhur ittifakının kadim ortağı MHP’nin düştüğü durum ayrıca incelenmesi gerekli bir konudur.

   *İyi Parti de bir türlü siyasi istikrarın yakalanamayışı, Genel Başkan Akşener’in izlediği inişli çıkışlı yol, bana göre, tabanda bir tepki doğurmuş MHP’nin de kışkırtmalarıyla partinin oyları gidecek yer bulamadığı için CHP ye kaymıştır.

   *Devletle olan akçalı İşlerde, büyük yolsuzluk söylentileri, bana göre, seçmenin sabrını taşırmış ve yerel yönetimleri değiştirmeye kara veren seçmen bu değişikliği yapmıştır.

   *Yıldızı mevcut yönetimle bir türlü barışmayan genç oylar, yapılan bütün yanlışları görmüş izlemiş, bana göre, sonunda kararını vererek Mevcut iktidarın hareket alanını daraltmış ve gereken uyarıyı bu şekilde yapmıştır. Bunun anlamı ,gücümü hafife alma, ülke yönetiminde gerekli radikal değişiklikleri yapmaz isen ilk genel seçimde seni siyasi hayattan silerim ANAP’ ın halin dönersin dir.

   *Yukarıda belirtilen alternatiflerden hiçbiri olmamış, ancak hepsinin bileşkesinin yarattığı dip dalga 22 yıllık AKP iktidarına ciddi bir son uyarı vermiştir.

Sayılan bu seçeneklerden genç oyların durumu hakkında, ünlü bir araştırma şirketinin yaptığı kapsamlı bir araştırma vardır. Ve bu araştırmanın sonuçlarına mutlaka bir göz atmak gerekir.

    18-30 yaş arası seçmenin profili

    Genç oylar olarak tanımlanan bu gurup seçmen, siyasete ilgi duymazlar, Kutuplaşmadan, partizan eğilimlerden rahatsızlık duyarlar

   %30 u siyasi görüşlerini değiştirip başka partiye oy verebilirler ve bu durumu partiler futbol takımı değildir, sahada güzel oynamaları değil fikirlerini açıkça anlatmaları ve bu fikirler akılcı ve uygulanabilir olması önemlidir, derler.

   Toplum genelinin %39 u genç seçmenin ise %50 si kendisini Atatürkçü olarak tanımlar.

   Toplum genelinde Muhafazakâr düşünce ve davranışlar, %24 iken bu gurup seçmende oran %12 dir

   Türkiye’nin nüfusu 85.4 milyondur.18 30 yaş arası seçmenler ise 16,8 milyon olup toplam seçmen sayısının %20 sine karşılık gelmektedir. Birleştiğinde karşı koyulamayacak bir güçtür. Dar ve sabit gelirlilerin sıkıntıları ve genç oylar beraber okunduğunda dip dalganım nereden başladığı çok daha iyi anlaşılabilmektedir.

   Genç oyların siyasi yelpazeyi değiştirecek kadar güçlenmesinin bir diğer sebebi Tuhaf ama, TÜİK istatistiklerinde saklıdır.2008 de lisans ve lisans üstü diploma sahiplerinin oranı %5.46 iken 2022 de %16 ya çıkmıştır. Bu gençlerin bilgi kaynaklarının, siyasilerin biz gariplere satmaya çalıştıklarından farklı olması neredeyse 30 milyon seçmene ayni kadronun kül yutturamaması olarak son seçimlerde sergilenmiştir

   Son birkaç kelimede AKP ne yapmalıdır olacaktır. Financial Times a göre

“Tek kişinin iradesinin devlete hâkim olduğu politikalar terk edilmez ise partinin ve yönetici kadroların siyasi ömürleri kısalacaktır.”

2024 MAHALLİ İDARELER SEÇİMİ 2

11 Perşembe Nis 2024

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

2024 Mahalli İdareler seçim sonuçları:

Genel Tablo

         Toplam Seçmen: 61,43 milyon

         Kullanılan Oy   :48,26 milyon

         Geçerli oy         : 46,07 milyon

         Katılma oranı    :  %78

         Seçime Katılmayan: 13.2 Milyon

         Oran                  : %21,5

         Geçersiz Oy      : 2.4 Milyon

         Oran                  : %4

Siyasi Partilerin aldıkları toplam oy oranı

CHP: %37,8 AKP: %35,5 YRP: %6,2   DEM: %5,7 MHP: 4.9

İYİ: %3,8 ZAFER PARTİSİ: %1,65 SAADET: %1.08 

Seçime katılan diğer 10 parti %1 in altında oy aldığından ve sonucu değiştiremeyeceğinden dikkate alınmamıştır.

Siyasi Partilerin kazandıkları belediye başkanlıkları

Büyükşehir Belediye Başkanlıkları

CHP:14                     YRP:1                         MHP:0

AKP:12                     DEM:3                         İYİ:0

Şehir/İlçe/Belde Belediye Başkanlıkları

CHP:21/337/61     YRP:1/39/24             MHP:8/122/98

AKP:12/356/169   DEM:7/65/16            İYİ:1/24/7

NOT: Yukarıdaki rakamlar sandıkların tamamının açıldığı anı yansıtmaktadır. Ancak AKP her kaybettiği sandık için ayrı itiraz dilekçesi düzenlediğinden son durumda, özellikle ilçe ve belde belediyelerinde değişiklikler olabilir.

31.Mart.2024 de yapılan ve resmi adı Mahalli idareler seçiminde yukarıdaki veriler kullanılarak nasıl bir sonuca ulaşılabilir, bu yazının ana konusudur. Mevcut durumda aşağıdaki sonuçlar tek tek ele alınmalıdır

      *Seçimlerde CHP büyük bir zafer kazanmıştır

      * CHP büyük zafer kazanmamıştır, oy artışı iyice kötüleşen ekonomik duruma AKP tabanının gösterdiği tepkidir.

       *AKP ile birlikte bütün sağ partiler oy kaybetmiştir. Ancak YRP oy oranları dikkate alındığında kazanan tek partidir.

        *YRP deki oy artışını fazla abartmamak gerekir.20 yıldır inatla “camileri ahır yapan CHP ye oy vermenin vebali olur, verenin ahireti yanar” söylemi protesto oylarının CHP yerine YRP ye kayması gözlemlenmiştir. Saadet partisinin bu seçimlerde önceki seçimlerde CHP ile ortaklık yapması, bu seçimlerde partinin neredeyse yok olmasına sebep olmuştur.

Bu alternatifleri de göz önüne alarak 2024 seçimlerde partiler tek tek incelenirse;

AKP

AKP 2023 seçimlerinde,18,6milyon oy,2024 seçimlerinde 14,9 Milyon oy almıştır. Partinin net kaybı 3,8 milyon oydur ve bu %6,4 lük bir orana karşılık gelmektedir. Seçmenlerin davranış modelleri incelendiğinde genel seçimlerle yerel seçimlerde verilen oylar birbirinden farklı olabilir. Yerel seçimlerde daha ziyade adayların kişilikleri ve önceki çalışmaları ön plana çıkmaktadır. Ancak son seçimde özellikle Ekonomi hedef alınarak o kadar yoğun bir propaganda yapılmıştırki,2024 seçimlerine sadece yerel seçim gözlüğü ile bakamayız hatta bu seçimin yerel seçim adlı genel seçim olduğunu bile söyleyebilmek yanlış olmaz.

Sonuçlara ittifaklar açısından bakıldığında, Cumhur ittifakı 2023 seçimlerinde %42,6 oy almış, son seçimde ise bu oran %35,8 e düşmüştür.Net kayıp 6 milyon civarında olup, bu oy kaybı %8 lik bir kayba karşılık gelmektedir.

2024 seçimlerinde 13,2 milyon seçmen oy kullanmamıştır ve bu %21,5 lik bir orana karşılık gelmektedir.2023 seçimlerinde bu oran %11,1 idi ve 6.8 milyon seçmen oy kullanmamıştı.

Oy kullanmayanların büyük çoğunluğunun özellikle ekonomik sebeplerden AKP li olduğunu varsaymak mümkündür. Ancak doğru değildir ve bilimsel de değildir.

Seçim sonuçlarının analizinin bu veri tabanına göre yapılması büyük resmin görülmesini genelde engellediğinden bu yöntem dünyada ve bizde fazla kullanılmamaktadır.

Sonuçta sorulacak soru AKP’nin kaybettiği 3,8 milyon oy neredir. Aslında doğru soru Cumhur ittifakının kaybettiği %8’e denk gelen altı milyon oy nerededir.

Bu soruların cevabını ve CHP’deki gelişmeyi bir sonraki yazıda ele alacağız.

Şehir Belediye Başkanlıkları

.

2024 MAHALLİ İDARELER SEÇİMİ

07 Pazar Nis 2024

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

31.Mart 2004 mahalli idareler seçimi sonuçları

Bu yazının konusu Nükleer Silahların Kullanımı ve bunu kısıtlayan anlaşmalar olacaktı. Ancak Türkiye çok ilginç bir ülke, dışarıdan bakıldığında mevcut iktidarın bir önceki seçimdeki hasarları kapatması ve muhalefeti ezip geçmesi bekleniyordu. En azından AKP taraftarları ve doğal olarak sayın Cumhurbaşkanı böyle düşünüyordu.

2004 seçimlerinin propaganda süresi hiç de yerel seçim sınırları içinde geçmedi. Özellikle İstanbul Ankara ve İzmir’de, söylemler ve yöntemler açısından sürecin genel seçimden hiç de farkı yoktu. Bilinen ve her seçimde tekrarlanan AKP taktiği, önce tarafları bölmeye sonra bölünenlerden oy devşirmeye çalışmak, olarak özetlenebilir. Genelde bu duruma önce ana muhalefet partisi karşı çıkar ve bölünmemeye çalışırdı, ancak bu sefer Yeniden Refah Partisi ilk bayrak açan oldu ve seçime kendisinin gireceğini baştan herkese duyurdu. İstanbul’da esas çocukların kavgası ise hiçbir seçmene yeni bir şey vermedi. Trend topik olan konu hayat pahalılığıydı geçim zorluğuydu ve özellikle emeklilere istenen zamların verilmeyişi idi. Sayın Cumhurbaşkanı istenen seyyanen zammın yapılamayacağını, paranın olmayışı ile açıklamıştı ancak gerçek biraz farklı idi. AKP kurmayları hesap yapmışlar istenen artışların yapılması halinde oy oranlarının en fazla %1 artacağını düşünmüşlerdi. Bunu hangi istatistik metodu ve hangi matematiksel modellemelerle buldukları hiç anlaşılmadı.

Neticede herkes elinden geleni yaptı ve sandık günü geldi. Fanatik AKP lilerin sıkça dile getirdikleri ya biz kazanırız yada kan gövdeyi götürür söylemi hiçbir uygulama görmedi. Sadece bir iki yerde Muhtar seçiminde taraflar kavga ettiler. Sonunda herkesin sıkıntıyla beklediği saat 1700 geldi ve seçim bitti artık ak mı kara mı belli olma zamanıydı.

Ülke Ekonomisinin gittikçe kontrol edilemez hale gelmesi, neredeyse art arda açıklanan, birbirine tamamen ters programların inatla uygulanmaya çalışılması işleri içinden çıkılamaz hale getirmişti. Özellikle sabit gelirliler ve emeklilerin çektikleri geçim sıkıntılarının geri ödenme zamanı gelmişti ve yapılan Mart 1984 mahalli idareler seçimlerinde, yirmi küsur yıllık iktidar, ödemeye başladı.
Seçimlerin siyasi sonuçlarını kestirebilmek pek mümkün değil. Her şey zamanla yerine oturacaktır. Ancak sağ siyaset yaptığı iddiasıyla ortada dolanan ve bu seçimlerde neredeyse silinen bazı partilerin durumuna bir göz atmak gerekecektir

İyi Parti:
Genel Başkan Meral Akşener in parti yönetimine ve tabana tam hâkim olamayışının getirdiği inişli çıkışlı politikalar, Türkiye genelinde aldığı oy oranının %3,4 e gerilmesine sebep oldu. Bir şehir,24 ilçe ve yedi belde de belediye başkanı çıkarabildi.
Seçim sonrası, Başkan Akşener acil olarak seçimli kurultay toplanacağını ilan etti. Ancak sorulan ısrarlı aday olacak mısınız? sorusuna her nedense hiç cevap vermedi.

Gelecek partisi
Genel seçimlerde CHP listelerinden 10 milletvekili ile temsil edilen Davutoğlu’nun partisi, % 0.05 oy alarak adeta yok oldu.

Deva partisi
CHP kontenjanından meclise 14 milletvekili sokan Ali Babacan ın partisi%0.2 oy alabildi. Bir ilçe ve üç belde de belediye başkanı çıkarabildi.
Saadet Partisi
AKP, Yeniden refah partisi ile Saadet partisi ayni tabandan beslenmelerine rağmen sadece %0.9 oy alabildi. Bir ilçe ve 3 beldede Belediye Başkanı çıkardı. Son seçimlerde CHP kontenjanından meclise dokuz milletvekili sokmuştu.

Demokrat Parti
CHP listesinden TBMM ne giren 3 milletvekili olan demokrat parti % 0.14 oy aldı,2 ilçe ve üç belde de belediye başkanı çıkarttı.

Zafer Partisi
Özdağ’ın partisi seçimlerde doğrudan MHP tabanını hedeflemişti. % 1.73 oy alarak kendi çapında iyi bir sonuç elde etti fakat MHP’den hiç oy alamadı.

Sağ partiler birliğini kurmaya hep çabalayan ve AKP yi hiç geçemeyen bu partiler büyük ihtimalle genel seçimlerde tamamen siyaset sahnesinden silinecektir

NÜKLEER SİLAHLARIN KULLANILMASI 1

22 Cuma Mar 2024

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

TANRIYI KIYAMETE ZORLAMAK

İnsanoğlu bir tuhaf yaratıktır.Ne yapar eder başını derde sokacak ondan sonrada yıllar boyu bedel ödeyecek bir konu bulmaya her zaman hazırdır. Doğanın en büyük kirleticisi ABD da , çevre kirliliğinin felaket boyutuna ulaşıp ulaşmadığı konusunda fikir birliği yoktur. İktidarda olan Demokratlar Küresel ısınmanın ciddi boyutta bir felaket olduğunu savunurlar ve bunu bilimsel çalışmalarla desteklerler, Cumhuriyetçiler ise cevre kirliliği diye birşeyin olmadığı öne sürerek bunun demokratları uydurması olduğunu iddia ederler. Onlarında raporları ve bilimsel adını taktıkları çalışmaları vardır.

Bu arada her şey tamammış gibi,Nüfusun yaklaşık %30 unu oluşturan dini saplantılı bir gurup insan,son bir savaş olacağını ve kapının arkasında bekleyen Hz isanın içeri girerek bu son savaşın kazanılmasını sağlayarak tanrı krallığını kuracağına inanırlar. ,Müslümanların peygamber kabul ettikleri Hz İsa neden kapının arkasında ve kimin iznini beklemektedir bunların hiç birini bilmiyorum üstelik bu açıdan bakıp bilmeye çalışan olduğundan da emin değilim.

Yazı başlığının dinen önemli saydığımız günler için aykırı olduğunu biliyorum ancak bu çarpık lafı eden ben değilim.Kim olduğu ise aşağıdaki diyaloglarda bellidir;

Tarih: Kasım1990 Yer: Chabad İsraeli Center Sinagogu iki kişi konuşmaktadır

*Son görüşmemizden sonra pek çok şeyde değişiklikler oldu,Ancak Maşiah(Hz.İsa) hala gelmedi,o halde gelişini hızlandırmak için birşeyler yapın görünen o ki yaptıklarınız yeterli değil,zira bugün bile çok saatler geçti ancak gün bitimine birkaç saat var, denemeye devam edin

*Yapıyoruz ve gelecektede yapacağız

Konuşanlardan biri en önemli musevi cemaati olan chabat-Lubavitch cemaati Haham başı Mendel Schneerson diğeri ise İsrail dışişleri bakan yardımcısı,bugünkü Başbakan Benyamin Netanyahu dur. Görünen o ki gazzede katledilen kırk bin filistinlinin yolu otuz beş sene önce bu konuşmayla çizilmişti.Haham efendi resmen tanrıyı kıyamete zorlayın diyordu.

Tarih: Eylül 2023 Yer:Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi iki diplomat arasındaki diyalog

*İşbirliği yaptığınız teröristlerle bize de diz çöktüreceğinizi zannettiniz.Başaramadınız.Hadi Müslümanlara düşmansınız ancak siz kendi dininizden olanlara da acımıyorsunuz.Durmak için neyi bekliyorsunuz.

*Mesihi bekliyoruz siz inanmayabilirsiniz ancak biz onu geri getireceğimize inanıyoruz.O kapının diğer tarfında bekliyor ve biz o kapıyı açmaya çalışıyoruz gerekirse bu iş için tanrıyı kıyamete bile zorlarız

İlk konuşan Türkiye cumhuriyeti BM daimi temsilcisi Hasan Kurttepe ikincisi ABD daimi temsilcisi William Scott idi .

Bu yazı dizisinin amacı,Nükleer Silahların özellikle taktik nükleer silahların kullanımının neden bu ara çok sık gündeme getirilmesi olacaktı. Ancak konu biraz ayrıntılı incelenince Uluslarası kamu oyunda yaratılan algı, Sovyetler birliğinin taktik nükleer silahları Ukraynada ne zaman kullanacağı,oLmuştur. Bahsedilen algı yönetiminin(Perception Menagement) ABD tarafından yürütüldüğü dikkate alındığında ve konuyu uluslararsı basında azıcık eşeleyince, bu işin, avangelistler adıyla anılan ancak yönetimdeki bütün kilit noktalara,Neo Con adı verilen saha ajanları yoluyla yerleşen, bazı saplantılı dini guruplar tarfından, tezgahlandığı ortaya çıktı. Bu tuhaf insanların inandıkları dine göre ki bunun hristiyanlıkmı museviklikmi olduğu halen tartışılmaktadır, Ortadoğuda bu gün israil sınırları içerisinde kalan DeMaggio ovasında İsrail ile düşman arasında Armageddon adı ile anılan son bir savaş yapılacaktır.Her şey tamamdır da uzunca bir süre münasip bir düşman bulunamamış,sonunda kolay yol seçilmiş cevrede çokça bulunan Müslümanlar Düşman olarak ilan edilmiştir. Bu Noktada kapı arkasında bekletilen İsa peygamber içeri girecek idareyi ele alacak Düşman müslümanları yenecek ve tanrı krallığını kuracak ve sonsuz saadet devri gelecektir.Ancak müslümanlar savaşta yenildikleri için yeryüzünden silinecekler ve müslümansız yeni bir dünya düzeni kurulacaktır.Yok edeceklerini söyledikleri insan sayısı yaklaşık altı milyardır ve Armageddon savaşından sonra kalanlar için dünyanın kaynakları yeterli olacaktır ,başka bir deyişle bu altı milyar insan fazlalıktır. Hayatımda bundan saçma ipe sapa gelmez ve soykırım tabanlı bir dini inanış ne gördüm nede duydum. Tuhaf olan nokta ,Avangelistlerin ABD hristiyan nüfusunun %60 ını temsil ettiğidir bu ise 180 -200 milyon kişi demektir. Yukarıda da söylediğim gibi,Konuya ilşkin makalelerde ve okuyabildiğim kitaplarada Hz İsa nın arkasında beklediği kapının ne kapısı olduğu ve nerede olduğundan hiç bahsedilmez.Ayrıca Bir peygamberin varlığı belirsiz bir kapı arkasında kimin iznini beklediği de anlaşılamamıştır.

Sonuçta Ukraynada veya dünyanın herhangi bir çatışma bölgesinde Taktik Nükleer silehları kullanması algısı yaratılan rusyanın,dış politika deneyimi ve derin diplomasi geleneği dikkate alındığında bu saçma ve sığ oyuna gelmeyecğini umuyoum .

Not: Yukarıda bahsedilen diyaloglarMete Yarar ve Ceyhun Bozkurt un Mesih adlı kitabından alıntıdır.Bu konuda bu kadar düzenli ve derlitoplu bir kitap okumamıştım.Elinize sağlık Gençler

UKRAYNA RUSYA SAVAŞI Kayıkçı Kavgası

07 Perşembe Mar 2024

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

 Ukrayna Rusya savaşı, Başkan Putin in Kırımın İlhakı ile başlayan Ukrayna’nın askerden arındırılması ve ilhak edilmesiyle tamamlanacak bir büyük projenin adımlarıdır. Her zamanki gibi bu tuhaf ve anlamsız savaşın, daha yakışan tanımıyla kayıkçı kavgasının baş mimarı ise ABD dir. Önce Ukrayna’nın NATO ya alınması fikrini ortaya atmış, üye ülkelerden bazılarının, Böyle bir tasarının gündeme gelmesi halinde veto edeceklerini açıklaması üzerine, İsmini kâğıttan okuyarak hatırlayan Başkan AB’yi zorlamış ve Ukrayna’nın birliğe alınmasını talep etmiştir.

AB yönetim kadrosundan bazıları örneğin, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Van der Leyen bunlarda bizim gibi hemen birliğe alıp üye yapalım diye bir tuhaflık ortaya atmıştır. Ancak Konseyi Başkanı Charles Michel;Rusya ile savaşta değiliz. Rusya, Ukrayna ile savaş başlattı. Ukrayna, AB’nin yakın bir ortağı ve dostudur. Bu yüzden ona birçok farklı şekilde yardım ediyoruz. Her şeye rağmen aynı anda Rusya ile iletişim kanallarını açık tutmaya çalışıyoruz. AB bir değerler bütünüdür buraya girmenin de kuralları vardır diyerek noktayı koymuştur.

Bir de başlıktaki kayıkçı kavgasının ne olduğu hakkında kısa bir açıklama verelim. Osmanlı döneminde henüz vapurlar yokken boğaz trafiği kayıkçılar vasıtası ile sürdürülüyordu. Kayıkçılar semtleri itibari ile önce gruplaşmışlar sonra aralarından bir reis seçmişler, Böylece her semtte genele birden çok balıkçı gurupları oluşmuştur. Bu guruplar genelde fiyat artışından veya kız meselesinden devamlı birbirleriyle kavga halindelermiş. İşte, Kayıkçı kavgası deyiminin lüzumsuz, basit sebepli kavgaları tanımlamak üzere dilimize yerleşme sebebi.Rusya-Ukrayna savaşıdır.

Aslında olayın bir de siyasi gelişe safhası vardır.2014 de UkraynaSaros destekli turuncu Devrimi’nin ardından Rusya, Kırım’ı ilhak ederek Bir daha çıkmamıştır. Rus destekli Paramiliterler, özellikle Wagner Gurubu, Luhansk ve Donetsk Özerk Cumhuriyetlerinden oluşa Güneydoğu Ukrayna’nın, Donbass bölgesinin bir bölümünü ele geçirerek bölgesel bir çatışmanın fitilini ateşlemiştir. Bu dönemde henüz Ukrayna’da Rus askeri yoktur ve bütün işler Wagner gurubunca yürütülmektedir.

 Mart 2021’de Rusya, Ukrayna sınırı boyunca sayıları 190.000’e kadar varan asker ve teçhizat ile büyük bir askerî yığınak yapmaya başladı. Yapılan askerî yığınaklara rağmen Ukrayna’yı işgal etme veya saldırma planları işgalden bir gün öncesine kadar çeşitli Rus hükûmet yetkilileri tarafından inkâr edildi. 21 Şubat 2022’de Rusya, Donbass’ ta tek taraflı olarak bağımsızlıklarını ilan eden Donetsk Halk Cumhuriyeti ve Luhansk Halk Cumhuriyeti’ni tanıma kararı aldı.  Ertesi gün Rusya Federasyon Konseyi, oybirliğiyle askerî güç kullanımına onay verdi ve Rus birlikleri davet üzerine her iki bölgeye de girdi.

İşgal, 24 Şubat 2022 Moskova saatiyle 06.00 civarında Başkan Putin’in “Ukrayna’nın askerden ve Nazizm’den arındırılması” amacıyla “özel bir askerî operasyon” ilan etmesiyle başladı. Putin konuşmasında , Ukrayna’nın devlet olma hakkına karşı çıktı ve Ukrayna’nın etnik Rus azınlığa zulmeden neo-Naziler tarafından yönetildiğini iddia etti. Konuşmadan dakikalar sonra füzeler ve roketler başkent Kiev de dahil olmak üzere birçok Ukrayna şehrini hedef aldı ve bu hava saldırılarını karada farklı cephelerden işgaller takip etti. Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski sıkıyönetim ve seferberlik ilan etti. Rusya’nın Kiev’e doğru ilerleyişi mart ayında durdu ve Rus birlikleri Nisan ayına kadar kuzey cephesinden geri çekildi. Güney ve güneydoğu cephelerinde Rusya, mart ayında Herson’u, ardından mayıs ayında kuşatma sonrasında da Mariupol’e girildi. 19 Nisan’da Rusya, Donbass da yeni bir saldırı başlattı ve Rus kuvvetleri tarafından 3 Temmuz’a kadar tamamen ele geçirildi. Rus kuvvetleri, cephe hattından uzaktaki hem askerî hem de sivil hedefleri bombalamaya devam etti. Ukrayna kuvvetleri Ağustos ayında güneyde ve Eylül ayında kuzeydoğuda karşı taarruzlar başlattı. Kısa süre sonra Rusya, kısmen işgal altındaki güneydoğu Ukrayna’nın ilhakını duyurdu.

ABD mahallenin şerifi olarak hemen olaya el koyma gereğini hissetti ve Ukrayna’ya yardım edilmesini buyurdu. Almanya’ya Baltık gaz hattını kapattırdı sonra birileri beklenmedik bir şekilde(!) hattı sabote ederek kullanılmaz hale getirdi. Rusya bankaları Swift ten çıkarıldı ve bu ülkeyle uluslararası ticaretin önü kesildi. Tuhaf olan Rusya’nın bu yaptırımlara hiç aldırmaması ve ticaretine devam etmesiydi. Tek fark vardı artık işler yerel para birimleriyle yapılıyordu. Dünyadaki en büyük petrol ve gaz ihracatçılardan biri olan Rusya sattığı petrolü bir varil dahi azaltmadı ayni durum gaz içinde geçerli idi. ABD bu işe çok kızdı ve etrafına bakınıp Almanya’yı gözüne kestirdi. Merkel   gibi bir devden sonra kredibilitesinden çok şey kaybeden Almanya bir noktaya kadar istenenleri yaptı sonra Fransa ile birleşip resti çekti. Rusya’dan bir yolla gaz tedarik ederek stoklarını tamamladı ve ABD ye kaya gazı almayacağını söyledi. Doğal olarak şerif ve ekibi için bu büyük kayıptı.

ABD propaganda makinesi çalışarak Rusların başarısız olduğunu Ukraynalıların yakında karşı saldırıya geçeceğini pompaladı, ama başaramadılar.

Bu arada gözden kaçan nokta Rusya’nın Bütün Avrupa’ya sefer stoklarını Ukrayna’ya verdirerek tüketildiği yeni sipariş için e bazı ülkelerde para olmadığı idi. Bu arada Rusya raf ömürleri dolan silah ve mühimmatını tüketti. Su 25 üzeri uçak kullanmadı T72 tanklarını savaşa sürdü, daha gelişmiş ateş gücü yüksek silah, mühimmat ve roketlere dokunmadı. Sonuçta gün sonunda elinde yeni ve modern teçhizat ile diri bir ordu kaldı.

Sonuç olarak tuhaf gelecek ama bu kayıkçı kavgasının kesin galibi Rusya’dır ve Ukrayna bitmiştir

ARJANTİN

26 Pazartesi Şub 2024

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Arjantin Güney Amerika’nın ikinci büyük ülkesidir ve bu ancak bu sadece yüzölçümü ile ilgilidir. Ekonomik açıda en altlarda ayakta durmaya çalışmaktadır.

İyide bu kadar uzak ve problemli bir ülkenin bizimle ne ilgisi olabilir, Örneğin Bizim TÜİK in önce 7 ye bölüp sonra karekökünü alarak açıkladığı enflasyon rakamı yaklaşık %64 ken, Arjantin’de %211 dir.

Arjantin’de federal bir yapı benimsenmişken bizde cumhuriyetle birlikte üniter yapıyı tercih edilmiştir.

O zaman oturup bu yazıyı yazmanın mantığı ne olabilir;

 Dikkatli bakıldığında bu iki uzak ülkenin gerek yönetim tarzında gerekse ekonomik zorluklarında benzerlikler vardır ve bu iki ülke birbirlerini yakından izleyerek aynı yanlışları sürekli tekrarlamaktan vaz geçmeyi öğrenebilir.

Kısa bir süre önce Arjantin zor ve oldukça tuhaf bir adayın da katıldığı seçimlerden çıkmıştır. Adaylardan Javier Milei, önce her şeye karşı olduğu söylemiyle, ki bunların arasında peso yu kaldırıp Amerikan dolarını para birimi olarak da kabul etmek de vardır sonrada seyirci karşısında yaptığı tuhaf hareketlerle dikkati çekmiştir, ona göre her şey değişecek ve bunun doğal soncu olarak ekonomi düzlüğe çıkacaktır. Arjantin seçmeni bir de bu tuhaf adamı deneyelim demiş olacak ki Milei seçimi kazanmış ve birinci günden seçim kampanyasında söylediklerinin tam tersini yapacağının sinyallerini vermeye başlamıştır

Ülkeler, özellikle Başkanlık sistemi ile yönetilenler, ara sıra sistemin düzene uyumunu devam etmek amacıyla her şeyin tam tersini söylemeye ve uygulamaları topluma dayatmaya başlarlar. Hele yakın gelecekte seçim varsa istenen vasat da hazır demektir. Yapılacak ilk iş teknik olarak uygulama kabiliyeti olmayan söylemler geliştirmektir. Örneğin Hitler bu şekilde iktidar olmuştur.

Başkan Milei de benzer uygulamaya söylediği bütün aykırı söylemlere karşın koyu neoliberal maliye bakanına ayni göreve getirmiş ve hemen arkasından Buram buran IMF kokan bir programın işaretlerini vermeye başlamış, hatta hiç para yokken 43 milyar dolar IMF borcunu ödeyeceğini bile söylemeye başlamıştır. Doğal olarak bu borç henüz ödenmemiştir.

Bir tesadüf olsa başkan ile ayni masaya oturup bu u dönüşünün hesabını sorsanız alacağınız cevap aynıdır ve standarttır

“Ne yapalım bizden önceki yönetimler bizi zaten batırmışlardı, biz sadece ekonomik savrulmaların bir plan içerisinde yapılmasını öngördük”

Ayrıca bir zamanlar sahnede dans etmesini pek seven eksantrik başkan, İki koyu liberal bakanı yönetime almanın açıklamasını ise her sorulduğunda bir öncekine benzemeyen şeyler söyleyerek yapmıştır. Başka deyişle bir şey söylememiştir.

Elde mevcut her şeyi satarak, devleti sosyal politikalardan tümüyle çekerek yapılması gerekenleri büyük tavizlerle Kamu Özel sektör ortaklığı kanalıyla yaparak uygulamaya çalışılan bir ekonomik program şok uygulamalar olmadan sonuç vermez, tersi hiç görülmemiştir. Bu nedenle başkan ve ekibi radikal tedbirler almak zorundaydı ve almıştır;

İlk iş olarak bütçede GSYH nın %5 i, kimseye herhangi bir gerekçe göstermeden kriz karşılığı olarak kesildi. Bu kadarla kurtulacağını düşünenler on gün sonra yanıldıklarını acıtıcı bir şekilde anladılar. Başkan on gün sonra ülke genelinde ticaret ve hizmetlerde serbest piyasa rejimini hedefleyen 366 kararname imzaladı adı ise

“Gereklilik ve aidiyet kararnamesi” idi

Bu kararnameyle ekonomi üzerindeki bütün devlet kontrolleri kaldırılmış her şey serbest olmuştu.

Hizmetlerde ve ekonomide liberalizasyonun özellikle halka şokla verilmesini açıklamasını Başkan

“Bu uygulamaları ya şokla ya da kademeli uygulamalarla yapabilirdik. Ancak kademeli uygulama yapacak zamanımız ve de paramız yoktu.

 Hayaller içerisinde, kendini Arjantin’in kurtarıcısı olarak görürken ve tuğla kalınlığında kararname kitaplarını imzalarken Parlamento’da işler hiç de iyi gitmiyordu. Yapılan seçimlerde Başkanın partisi temsilciler meclisinde %15 senatoda %10 alarak bütün etkinliğini kaybetmişti. Durum merkez sağ bir gurup olan ılımlı peronistler le koalisyona doğru gidiyordu. Unutulan ise Başkanın hiçbir koşulda yetkilerini devretmemeye kararlı oluşu idi. Herkes yılbaşında nerede eyleneceğini konuşup tartışırken bir başka kararnameler gurubu ile 2024 sonuna kadar olağanüstü hâl ilan edildi. Artık Arjantin Parlamentosu yoktu.

Adına Şok uygulamalar dediği bu saçmalığı halka yutturabilmek için, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin tanımını ve cezaları gösteren bir kararname daha yayınladı. Artık üç kişinin bir araya gelmesini gösteri yapma olarak tanımladı ve önceden izin alma kuralını koydu. Eğer izinli olarak gösteri yapan üç kişi nin kamu hizmetlerini aksattığına güvenlik güçleri tarafından karar verilirse altı yıl hapis cezası alabilecektir

Türkiye’de onca problem ve yoksulluk varken güney Amerika’nın bilmem neresindeki bir ülkenin problemleri bizi ne ilgilendirir sorunu makul ve sorulması gereken bir sorudur. Atılan bütün adımlar, uygulamalar halka yutturma çabaları aynı olmakla birlikte tek fark Bizde %65(!) olan tüfe nin Arjantin’de %211 olmasıdır .Geriye kalan ve adı değiştirilerek farklı uygulamalarla yutturulanlar ise hep aynıdır

HUKUK KARMAŞASI

08 Pazartesi Oca 2024

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Hukuk Karmaşası

Türkiye uzunca bir zamandır, siyasi temelli bir hukuk karmaşası içerisinde sürükleniyor. Kimse elini ovuşturmasın, bu konunun siyasi boyutu bu yazının kapsamı dışında ve değinilmeyecek. Hukuki boyutuna gelince en iyisi baştan başlamak;

Gezi Parkı davasında tutuklu bulunan Can Atalay’a, İstanbul 13 üncü ağır ceza mahkemesi tarafından, 18 yıl hapis cezası verilmiş yargıtay 3üncü ceza dairesi kararı hızla onaylamıştır. Bu arada 14 Mayıs 2023 deki seçimlerde Can Atalay, TİP den Hatay milletvekili seçilmiş avukatları kanalıyla mazbatasını almış ancak tahliye edilmediğinden yemin edip göreve başlayamamıştır.

Can Atalay’ın avukatları Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmış, Yüksek mahkeme hak ihlali olduğuna karar vererek Can Atalay’ın tahliye edilmesine hükmetmiştir. Tuhaflıklar komedyası bu noktadan sonra başlamıştır. Dosya sahibi olan İstanbul 13 ağır ceza mahkemesi yeniden yargılamaya ilişkin prosedürü başlatmamış dosyayı onanmak üzere Yargıtay’a göndermiştir.

Bundan sonrası büsbütün karışıktır. Yargıtay üçüncü ceza dairesi anayasa mahkemesinin kararına uymamış üstüne üstlük cumhuriyet tarihinde ilk defa karar için olumlu oy kullanan anayasa mahkemesi üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmuştur.

Yargıtay 3’üncü ceza dairesinin karar uymama gerekçesi nedir, Adalet bakanı ne demiştir anayasa mahkemesinin gerekçeli kararı nedir gibi konular, garip ve sıradan insanlar için ayrıntıdır. Ancak Atalay anayasa mahkemesine hak ihlali için ikinci kez başvurmuş,23 aralık 2023 de ve ayni karar çıkmış, her nedense son sözü söyleyen yargıtay 3üncü ceza dairesi ikinci sefer karar uymayarak anayasa mahkemesini Jüritokrası ile suçlayarak  kararın hukuki değer taşımadığını belirtmiş ilk kararda ısrar etmiştir.

Meseleye farklı hukuki yorumlarla bakıp işin içinden hiç çıkamaz hale geleceğimize, T.C. Anayasası böyle durumlar için ne der ona bakmak gerekli

Madde 153: Anayasa mahkemesi kararları kesindir ve Yasama, Yürütme ve Yargı organları ile İdare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri, bağlar

Madde158Diğer mahkemelerle anayasa mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa mahkemesi kararı esas alınır.

Bunlara ek olarak T:C. Anayasasının 83 üncü maddesi var;

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisçe başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.

Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.

Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasi parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.

Buradan çıkarılacak net sonuç Anayasa mahkemesinin verdiği karaların Mutlaka uygulanması gerektiğidir. Bazı anayasa hukukçularına göre kararlara uymamak bir anayasayı ihlal suçudur Ayrıca, T.C Anayasası bu ve benzeri konuların çözümü için bir hakem belirlememiştir. Bu nedenle mesele kendi hukuki prosedürü içerisinde çözümlenip sonuçlandırılmalıdır.

Sonuçları anayasanın ihlali olan bir konunun ortada bırakılıp gündem değiştirme manivelası olarak kullanılması mümkün olmadığı gibi kabul de edilemez

.

FELAKET KAPİTALİZMİ

06 Cumartesi Oca 2024

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

       Felaket kapitalizmi

İnşaat sektörü çok ilginç ve genelde belirli kurallara uymayı tercih etmeyen bir sektördür. Normal boyutta bir inşaat şirketi önce maliyete doğrudan etki eden İmarlı yerleşim bölgelerinde veya yakınlarında bir arsa bulmaya çalışır. Tuhaf bir nedenle, o arazi üzerinde başka inşaat guruplarının da çıkarları çatışmaktadır. Bu durumda siyasi ağırlığı fazla olan araziyi kapar ve genelde o arazinin bedelsiz tahsisi yapılır.

Sistem başlangıçtan sakatlanmıştır. O arazi genelde devlete aittir ve satış şekli yasalarda bellidir. Ancak kamuya açık bir ihale yoluyla satışı yapılan bazılarının deyimiyle kupon arazi satışını ben hiç görmedim herhalde görende yoktur.

İşler her zaman al gülüm ver gülüm sistemiyle olmaz. Olursa bile fazla kar getirmeyen küçük projeler için olur. Sistem açıklandığı gibi basittir ucuza bir araziyi siyasi baskıyla kapatırsınız. Sonra kocaman kocaman binalar dikip şehre rüzgâr girişini kesersiniz ve, büyük karlarla yaptıklarınızı satarsınız, sonra arkanızı döner gidersiniz havasızlıktan soluk alamayan insanlara, aynı sebepten renkleri kirli sarı olan çocuklara hiç aldırmazsınız.

Bazı yıllara yayılmış çok büyük alt yapı projeleri ise ayrı bir alemdir ve konu başlığımızla bir ilgisi yoktur. Hatırlanması, gereken bu tür alt yapı projelerinde devlet doğrudan ortaktır. Ancak bizdeki örneklerde bu ortaklık da hiç kar paylaşımı olmaz. Kârı işi alan inşaat Şirketi paylaşır: Uzun yıllar boyunca kar garantisi verildiğinden eksik kalanı ödemesi gene size bana düşer.

İnşaat sektöründeki en büyük voli dünyanın her yerinde büyük felaketlerden sonra gelen fırsatlarla yakalanır. Şok Doktrini nin yaratıcısı Naomi Klein bu tür kazançlara felaket kapitalizmi adını takmıştır.

Şimdi bu yeni tür kapitalizmin ABD’deki en iyi örneklerinden birinine sebeb olan kasırgalardan en büyüğünü inceleyelim; Bu Kasırga , 2005 yılı Atlas Okyanusu kasırga mevsiminin genelde 5., tropik kasırgalar arasında 11. ve Ölçeği ‘ne göre 5. Kategorideki 2. Kasırgası olan Katrina dır, 23 Ağustos 2005 günü oluşmaya başlayan ve Meksika Körfezi kıyısının orta-kuzeyi boyunca uğradığı yerlerde büyük hasarlara sebep olan Katrina nın. Neden olduğu en büyük can kaybı ve maddi zarar, New Orleans‘ta meydana gelmiştir. Set sisteminin başarısız olduğu Louisiana’yı sel basmış. Kasırga, Mississippi kıyısının karşısında ve Alabama‘da şiddetini artırdı, öyle ki kasırganın merkezinin hızı saatte 260 km/saat olarak ölçüldü.

Katrina kasırgasının New Orleans da verdiği en büyük zarar Toplu konutları ve eğitim sistemini yok etmesiyle oldu. Aslında uzunca bir zamandır binaları yıkıp yeniden yapmayı pek çok inşaat şirketi programına almıştı şimdi,bazılarına göre, tanrının bir lütfu olarak, okullar yeniden yapılacak ve doğal olarak eğitim sistemi elden geçirilecekti.ve gene doğal olarak eğitim sistemini yapılanmasını bedeli, devlet kaynaklarından dolayısı ile ABD vergi mükelleflerinden çıkacaktı. Bu paranın yıkılan evlerin finansmanında kullanılması ise kaçınılmazdı.

İş karşılıklı açıklamalarla o kadar ayağa düştü ki, Cumhuriyetçi kongre üyesi Richard Baker

“Nihayet New Orleans daki toplu konutlardan ve okullardan kurtulmuş olduk, üstelik bedavaya da yıkımını sağladık. Bunu bizim adımıza tanrı yaptı. Artık o eski binaların yerine yeni güvenlikli sitelerin yapılmasını sağlayabiliriz. Temsilci Baker in söylemediği orada evleri yıkılmış insanların bu yeni yapılardan alamayacağı paralarının bir bölümünü sigortadan alacakları ancak başka yerlere taşınacakları idi.

Bu zata göre, evler bedavaya tahliye edilmiş ve gene bedavaya yıkılmıştı. Bu sadece tanrının lütfu ile olabilirdi.Ancak,büyük felaketlerden büyük çıkarlar sağlamayı tanrının lütfu olarak nitelendirmek sadece hastalıklı beyinlerin düşünce tarzı olabilir.

Bu yazıda inşaat sektöründe nasıl para kazanılabileceğini inceledik. Bu yolların belki de en kötüsü New Orleans da devlet eliyle uygulanan felaket kapitalizmi yöntemi idi. Böyle günleri görmemek umuduyla…

İSRAİL,HAMAS,HİZBULLAH

10 Salı Eki 2023

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

7 ekimde, ortada açıklanan ve uzunca süre üzerinde durulan belirgin bir sebep yokken, Hamas İsrail içlerine doğru saldırıya başladı. Bu arada şin bed uyuyordu MOSSAD tatildeydi demir kubbede her yerden gelen binlerce roketten kafası karıştı ve böylece en büyük zafiyeti de ortaya çıkmış oldu.

 Gazete ve televizyonlarda o kadar yoğun bir bilgi kirliliği var ki ayrıntıya girmeden bu iki örgüt hakkında kısa bilgilere bir göz atmak iyi olacaktır.

Hamas, 1987 yılının Aralık ayında İsrail işgaline karşı çıkan ilk büyük ayaklanma dalgası Birinci İntifada sırasında, Müslüman Kardeşler ‘in Filistinli üyeleri tarafından kuruldu.

Hamas veya resmi adıyla İslami Direniş Hareketi, Gazze Şeridi’ni kontrol ediyor. Bugün İsrail tarafından işgal edilen topraklarda İslami bir devlet kurmayı amaçlıyor Bunun üzerinde İsrail, Mısır ile birlikte bu bölgeye havadan, karadan ve denizden abluka uygulamaya başladı.

Bu abluka halen sürüyor. Birleşmiş Milletler (BM) ve insani yardım kuruluşları, ablukanın Gazze halkının yaşam koşullarını giderek kötüleştirdiği uyarısı yapıyor.

Hamas, bugüne kadar İsrail’e doğrudan ya da dolaylı olarak yüzlerce roket saldırısı, İsrail de defalarca Hamas’a karşı hava saldırıları düzenledi.

Hamas’ın tamamı veya silahlı kanadı, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Avrupa Birliği (AB), İngiltere ve İsrail’in terör örgütleri listesinde yer alıyor.

Hamas’ın en önemli destekçisi İran, örgüte maddi kaynak ve askeri eğitim sağlıyor.

Gazze Şeridi İsrail, Mısır ve Akdeniz arasında 41 km uzunluğunda ve 10 km genişliğindeki topraklara verilen isim. 2,3 milyon kişinin yaşadığı bölge, dünyada nüfus yoğunluğunun en fazla olduğu bölgelerden biri.

Hizbullah a gelince  Lübnan‘da bulunan hem sivil hem de askeri kanadı olan Şiî inançlı siyasi ve askeri parti. Hamas a göre çok daha iyi organize olmuş ve daha iyi donatılmış. 1982 yılında başta İsrail‘i, o zamanlar işgal etmekte olduğu Güney Lübnan‘dan çıkartmak ve ardından İsrail‘i yıkmak amacıyla kurulmuştur. İran tarafından, parasal eğitim ve malzeme açısından desteklenmektedir.

Hizbullah siyasi ve silahlı mücadele kanatlarının yanı sıra fakir Lübnan halkına yardım amacıyla birçok kurum da işletmektedir. Bunların arasında 8 hastane, 24 klinik, 32 okul ve 6 tane de çiftçiler için tarım yardım derneği bulunmaktadır.

Saldırının zamanlamasına gelince hiçte tesadüfmüş gibi durmuyor ;

 Suudi Arabistan ile ABD arasında, Filistinliler için daha iyi yaşam koşulları temin edecek şekilde İsrail’le bir barış fırsatı oluşturmaya yönelik bir müzakere söz konusu.

 Netanyahu’nun hırsı ve beceriksizliği sebebiyle, şu an İsraillilerin kendi aralarında bir bölünme mevcut. Hatta bir iç savaştan bile bahsediliyor. Ancak yılların kurt politikacısı kurduğu general Franco, Mussolini ikilisinden bile daha sağda hükümette kalarak ve de savaşı bahane ederek İsrail’i bir arda tutmayı başaracaktır. Gazze’yi tam kontrole alarak haması sindirmeyi bile başarabilir. Doğal olarak bir de kabus senaryosu vardır bu söylenenleri beceremezse kaçınılmaz olarak taktik nükleer silah kullanacaktır bu ise kutsal kitaplarında bile yazan son büyük savaşın başlangıcı olabilir.

Velhasıl bu iki tarafın da (Filistinli örgütlerin ve Netanyahu’nun) çıkarına olan yeni savaşın sonucunda İran’ın bölgeyi tahrip kartlarını güçlendirecek, İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler), Hamas ve örgütler yeniden konumlanacak ve arabulucular yeniden oyunlarına başlayacak. Kaybedense hiç şüphesiz, Filistin davası ve Filistin halkı olacaktır.

Zamanlama açısından diğer önemli faktörler ise

 Mısır, seçim arifesinde ve ABD de seçim kampanyasının başlarında…

 İran, gerçek bir barış ya da özellikle bir Suudi-İsrail barışı görmek istemiyor. Çünkü bu gerçekleşirse bölgenin çehresini değiştirecek bir barış olacak bu ise Humeyni den bu yana sürdürülen gerilim politikasının da sonu olacaktı.

Bu arada pek çok soru da cevapsız olarak ortada durmaktadır. Hamas saldırıyı başlattığı ilk gün beş bin roket kullandığını açıklamıştır. Gazze abluka altında dar bir şerittir ve bu sayıda roketin nereden ve nasıl Gazze’ye sokulduğu anlaşılamamıştır.

Hamas sıradan bir terör örgütüdür. Bu saldırıdaki profesyonel planlama kimin tarafından ve ne zaman yapılmıştır.

İsrail’in Gazze barikatı paramotor kullanarak aşılmıştır. Bölgede Pkk/YPG, işid tarafından kullanılan bu aracı ve eğitimi kim sağlamaktadır

İslami terör örgütleri rehinelere özensiz davranmakla ünlüdürler nitekim Hamas habersiz yapılan her İsrail saldırısında bir rehinenin infaz edileceğini duyurmuştur. Rakam binlerle ifade edildiğine göre bu bir katliam olacaktır

ŞANGAY İŞBİRLİĞİ ÖRGÜTÜ

27 Çarşamba Eyl 2023

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

                                              ŞANGAY İŞ BİRLİĞİ ÖRGÜTÜ

Sovyetler birliğinin dağılmasından sonra çifte süper güce alışmış dünya, birdenbire, aslında kendisi de bu gücün kullanımını sindiremeyen, kasabanın şerifiyle baş başa kaldı. ABD artık her şey di, tek karar verici oydu ve süper güçtü. Haddine miydi başka bir ülkenin, bu gücün bir bölümüne göz dikmesi, İlk adımda birleşmiş milletler güvenlik konseyinde bir veto yerdi sonra NATO acilen toplanır önce dördüncü maddeyi görüşmeye başlar sonra şerifin ofisinden açıklamalar yükselir beşinci maddeyi çalıştırırız ha diye aba altından sopa gösterilirdi. Sonuçta bu iş bitsin şerif evine dönsün diye herkes he der ve olay toparlanırdı.

Tuhaf olan nokta 1949 yılında kurulan NATO, beşinci maddeyi sadece bir kez 11 Eylül 2001’deki terör saldırısından sonra kullandırdı, başka deyişle 51 yıl sonra. Ne de olsa lider ülkede bir terör saldırısı olmuş ve yaklaşık 4000 kişi ölmüştü. Önemliydi bu. Türkiye 40 yıldır terörle uğraşıyor ve 40000 şehit verdi acaba teklif etse NATO beşinci maddeyi çalıştırmaya razı olur muydu? …

ABD’nin teröristlere liman olan herkesi ezeceğim söyleminden yola çıkarak Türkiye’nin de dahil olduğu bazı NATO ülkeleri Afganistan’a asker gönderdi. Bir sürü insan öldü ancak taliban ilerleyişini engellenemedi. Pabucun aşırı pahalı olduğunu gören lerde buldukları ilk fırsatta askerlerini geri çektiler. Taliban Kabil e girdiğinde son Amerikan uçağı da hava alanından kalkıyordu. Hesap buydu ancak bu da becerilemedi bir sürü Afgan kabil hava alanında öldü. Ve ABD Saygon’dan çekildiği gibi geride kalanları yok farz ederek uçağa binip gitmişti…

Bu kadar lafı neden anlattığıma gelince başını Çin ve Rusya’nın çektiği bazı ülkeler, Başta ismini kâğıttan okuyan Başkan olmak üzere, ABD ve müttefiklerinin tutumundan rahatsızdılar, bir siyasi birlik kurma ihtiyacı açıkladılar. Ve Şangay beşlisi doğdu. ABD li strateji uzmanlarına göre;

“Avrasya dünyadaki en değerli ve en stratejik bölgedir. Jeopolitik anlamda Avrasya’yı kontrol eden dünyayı kontrol eder ekonomik açıdan ise, dünyadaki en zengin pazarlar nüfus yoğunluğu dikkate alındığında buralardadır. Dünya nüfusu yaklaşık 8 milyardır ve bunun 6 milyarı Avrasya’da yaşar, bu işin bir başka cephesi bölgenin özellikle Asya’nın ucuz veya pahalı iş gücüne ihtiyacı olmadığıdır. Enerji kaynaklarının ise neredeyse ¾ ü buradadır.

Artıları bu kadar çok olan bölgenin Çine veya Rusya’ya bırakılması söz konusu olamaz. ABD Avrasya üzerinde mutlak kontrole sahip olmalıdır. Sanayi alt yapıları hiç de yabana atılmayacak iki ülke bu filimi son 150 yıldır seyretmişlerdir ve vardıkları ortak karar siyasal tabanlı bir iş birliği örgütü ile ABD yayılmacılığının önüne geçeceklerdir.

Sonuç olarak 1996 da Çin ve Rusya önderliğinde Şangay beşlisi kuruldu. Kurucu üyeler Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan Rusya ve Çindi.2001 de Özbekistan üye oldu ve örgütün Şangay iş birliği örgütü (ŞİÖ) adını aldı.

Bazı dış siyaset yorumcuları NATO ve ŞİÖ nü ayni bakış açısıyla değerlendirmeyi pek severler

Hadi Amerikalı yazarları anlamak mümkünde bizimkilere ne oluyor onu anlamakta her zaman zorlanmışımdır. NATO, her ne kadar toplu müdahaleyi öngören beşinci maddenin kullanımı ABD’nin keyfine kalmışsa da, bir kollektif savunma örgütüdür. ŞİÖ ise her şeyden önce soğuk savaş koşullarının bir örgütü değildir. ABD’nin tek süper güç olma iddialarını engelleme ve yayılmacı politikasını dizginlemek için kurulmuştur. Doğal olarak üye seçiminde ülkelerin askeri kabiliyetleri de değerlendirilir ancak güçlü ordu tek seçim koşulu değildir. Ülkelerin aralarındaki siyasi problemlerde fazla dikkate alınmaz örneğin Hindistan ve Pakistan iki nükleer güçtür ve aralarında Keşmir sorunu nedeniyle çatışma eksik olmaz. Bu durumda örgüte nükleer güç oldukları için alınmışlardır ve bu ABD, Fransa ve İngiltere’ye ciddi bir mesajdır. Ayrıca Hindistan dünyadaki en büyük ekonomilerden biridir ve mevsimsel dalgalanmalarla kolay yıkılmaz.

Bütün bu gelişmelere rağmen ABD özellikle tayvanı destekleyerek Çin le gerginliği muhafaza etmeye çalışmaktadır. Ancak bölgeye çok uzaktır ve bölgedeki birliklerinin ciddi lojistik sorunları vardır. Ayrıca Çin silahlı kuvvetleri de pek hafife alınacak güç değildir.

Burada sorulacak soru ABD bugün veya yarın Çin ile çatışmayı göze alabilir mi dir. Rusya’yı her zamanki gibi Ukrayna savaşının uzamasından dolayı yanlış değerlendirmektedir ve bu savaşın uzamasının stok yenileme açısından bulunmaz fırsat olduğu dikkate alınmamaktadır. ABD bir şekilde Çin le çatışırsa karşısında ŞİÖ nün bütün askeri gücünü bulacaktır. Hatta buna Eksantrik liderli Kuzey Kore’yi de dahil edebiliriz bilindiği gibi bu ülkede nükleer güçtür. Bu durumda ABD tekrar beşinci maddeyi kullanmak isteyecektir ancak bu sefer birkaç ülkenin bu talebi veto edeceği açıktır. Bunlardan biri ŞİÖ nün şimdilik diyalog ortağı olan Türkiye’dir.

NATO şemsiyesi altında olsa bile Türkiye’nin ABD çıkarlarını Çine karşı koruma zorunluluğu olduğunu zannetmiyorum ve sanırım bu şekilde düşünenler NATO da her gün çoğalmaktadır.

Türkiye’nin ŞİÖ ile gelecekte nasıl bir bağlantısı olabilir. Şu anda Diyalog ortağıdır bunun ne anlama geldiğini pek anlamamakla birlikte sanırım bazı konularda danışılacak ve diyalog kurulacak ülke olduğu açıktır. Ancak şu anda bana göre ağır hasta olan NATO sağken ŞİÖ ile ilişkiler daha ileri gidemez ayrıca götürmeye çalışmak da siyasi açıdan etik de değildir. Bu durumda iki olasılık vardır

    Türkiye NATO’dan ayrılır ve kollektif savunmanın dışında kalır. Bunu fırsat olarak bekleyen çok ülke vardır hatta bazıları yakın komşumuzdur. Birinci dünya savaşı sonrası Yunanlıların nasıl gaza getirilip İzmir’e İngiliz savaş gemileri eşliğinde çıkarıldığını unutmamalıyız. Kollektif savunma örgütünden çıkan ve ŞİÖ ne giren Türkiye NATO ya göre artık düşmandır, Rusya’yı çevrelemek gibi saçma planı uygulamaya çalışanlar için tam kontrolü şarttır bunun yolu ise Libya ya Irak’a ve Suriye’ye yapılan olmalıdır. Ne kadar başarılı olunur bu askeri uzmanların tartışacağı bir konudur ancak siyaseten mümkündür. Önemli olan buna hangi boyutta tepki verileceğidir.

İkinci alternatif Türkiye NATO’dan ayrılmaz ancak gücünü gittikçe arttırır ve NATO’ya tahsisli birliklerini azaltır. Burada amaç Fransa’ya göre beyin ölümü gerçekleşen NATO nun tamamen ölmesini ve dağılmasını sağlamaktır. Bu mümkündür esasen AB uzun zamandır kendi savunma planlamalarını yapmaktadır ancak çok pahalı olduğu için şimdilik NATO alt yapısını kullanmak istemektedir. Türkiye şimdilik Kıbrıs üzerinden bunu veto ile engellemektedir.

Son olarak Bazı yazarlarımızın bizi NATO’dan kovarlar savunmasız kalırız diyerek yeri göğü inletmesine değinmek isterim. Bu sadece az okumakla ilgilidir. Kuruluş sözleşmesine göre bu mümkün değildir ancak Türkiye isterse NATO’dan ayrılabilir. Askeri bünyeden tümüyle çekilmek ise siyasi bir karardır geçmişte Fransa yakın gelecekte Yunanistan bu yolu denemiş sonra her ne hikmetse geri dönmüşlerdir.

SEÇİMLER ve SONRASI

09 Salı May 2023

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

14 mayıs2023 de bu ülke herhangi bir partiyi veya partiler ittifakı nı değil geleceğini oylayacaktır. Oy kullananların vereceği karar ikinci yüzyılda ülkenin siyasi rejimini ne olacağıdır. Seçim öncesi söylemler ve seçim düzlemindeki ler yanyana getirilip birlikte okunduğunda ortaya tam bir yol ayırımı çıkmaktadır. Bu yalnız ve güzel ülke ya yüzü batıya dönük cumhuriyetin temel niteliklerinin korunduğu anayasasında yazdığı gibi demokratik laik sosyal bir hukuk devleti olacak ya da Ortadoğu da, ve her nedense Arap kültürüyle yoğrulmuş uygulama dozu, Taliban a kadar gidebilecek şartlara bağlı bir İslam cumhuriyeti olacak ve batıdan kopacaktır.

Gerek iç gerekse dış siyasette hiçbir şey siyah ve de beyaz değildir. Her ne kadar şu anda öyle olduğu sanılıyorsa da siyaset, grinin tonları üzerinde hareket eder.

Varsayalım ki Cumhur ittifakı Cumhurbaşkanlığını ve kazandı ve TBMM de 360 milletvekilinden fazla çıkardı, Hiç kimse, Taliban benzeri bir yönetimin hemen kurulacağını ve buna Türk halkının izin vereceğini sanmamalıdır. Doğal olarak Hüda Par ın kerameti kendinden menkul başkanı seçim öncesi sıraladığı isteklerinin derhal uygulanmasını isteyecektir bu zırvaya önce Devlet Bahçeli karşı çıkacak, AKP milletvekillerinden büyük bir bölümü ise asla kabul etmeyecektir. Üstelik mevcut durum, Cumhur İttifakının hem kavga edip hem gözünün içine baktığı ABD’nin, temel politikalarına karşıdır. Bu beyler daha ılımlı, kontrol edebilecekleri bir İslami yönetim istemektedirler. Ancak AKP içerisinde bazı radikal unsurlar da vardır ve bunlar şeriatın mutlaka ve derhal gelmesini istemektedirler, Hüda Par dan ayrı düştükleri nokta Kürtlerle ilgili taleplerdir.

Yeniden seçilen Cumhurbaşkanı ise Her iki tarafa da yönelme eğilimi göstermeyecektir.  Amacı, bu son döneminde sermaye transferinin tamamlanmasını sağlamak, Atatürk’ten son kalanları da ortadan kaldırarak bir çeşit İslam cumhuriyetine zemin hazırlamaktır. Hüda Par ı sistem içerisine İslamcıların oylarını seçimde konsolide etmek için almış onlara belirli sayıda milletvekili vererek seçimde uslu davranmalarını sağlamıştır. Ama artık iş bitmiştir bu nedenle cumhur ittifakından ilk ayrılan seçtirebildiği milletvekilleri ile birlikte Hüda par olacaktır.

MHP ve AKP ilişkileri ise ne seçim öncesi ne de seçim sonrası senaryolarda pek ılık gözükmemektedir. Pek çok temel noktada ayni düşünememektedir ve onları bir arada tutan en güçlü birlik başka deyişle çıkar birliğidir. MHP seçimden gurup kuracak kadar milletvekili çıkarabilirse Bahçeli bu yükü daha fazla taşımak istemeyecek ve uygun bulacağı bir konuda kavga çıkararak Cumhur ittifakını terk edecektir

Bu durumda zaten mevcut anayasaya göre fazla fonksiyonu kalmayan TBMM dahada zayıflayacak buna karşılık cumhurbaşkanı dahada güçlenecek kafasındaki senaryoyu güçlendirecektir

İkinci varsayım, Millet İttifakının Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması ve TBMM de anayasayı değiştirecek yeterli çoğunluğu sağlamasıdır. Yapılabileceklerin en çok bilindiği ve dile getirildiği seçenek budur ve İttifak bileşenleri bunu seçimden çok önce “Tutum Belgesi” adlı bir manifestoyla açıklamışlardır. Burada çıkabilecek tek büyük pürüz İstanbul sözleşmesinin yeniden devreye alınmasında olacaktır çünkü Karamollaoğlu ve partisi buna kesinlikle karşıdır. Seçilen cumhurbaşkanı buna nasıl çözüm bulabilecektir. Belki en iyi seçenek 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine ilişkin  kanunun kadına şiddet açısından güçlendirilmesi olacaktır.

İttifak içerisinde çıkabilecek ikinci büyük sorun HDP veya kurulan yeni parti ile olan ilişkilerde olacaktır. İyi parti tabanı HDP ile her türden ilişkiye karşıdır. Kılıçdaroğlu’nun seçilmesi içinde bazı tavizlerin verdiği de de bilinmektedir, ancak bu işin nasıl çözüleceğini kimse bilememektedir. Bu konu ittifakın dağılmasına sebep olmayacaktır. Zira siyaseten seçimlerin kazanılmasıyla ele geçirilen güç öyle kolay bırakılıp gidilecek cinsten değildir.

Son olasılık Millet ittifakının Cumhurbaşkanlığı seçimi nı kazanması, TBMM de Anayasa değiştirecek sayıda milletvekili çıkaramamasıdır. Bu tam anlamıyla kaos alternatifidir. Millet ittifakının yapacağı her türden değişiklik Cumhur ittifakınca engellenecek ortada pek çok yetkisi olupta bunu kullanmayacağını söyleyen bir Cumhurbaşkanı ve kavga gürültünün eksik olmadığı bir TBMM kalacaktır.

MISIR ve TUNUS 2

23 Pazar Nis 2023

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Geçen yazıda Mısırdaki siyasi gelişmelerden bahsederken anlaşılamayan bir zamanlamayla Tunus’ta da benzer siyasi olayların olduğunu, her iki tarafta da Müslüman kardeşlerin tasfiye edildiğini söylemiştik.Mısırda Sisi  Tunus’ta ise Kays, anayasada yaptıkları tek taraflı değişikliklerle, her gün biraz daha fazla tek adam rejimine kaymaktadırlar, ve her zaman olduğu gibi her iki ülkede ve orta doğu ülkelerinin tamamında olduğu gibi, bir gün biri çıkacak düdüğü çalacak ve maçı bitirerek yeni oyunun yeni kurallarını koyacaktır.

21. yüzyılın ilk çeyreğine damgasını vuran ve kimine göre ABD’nin Büyük Ortadoğu planının bir ayağı, kimilerine göre ise Saros’un bazı büyük finans odaklarının global planlamasının bir parçası olan Arap Baharı, Aralık 2010’da Tunus’ta başlamıştı. Bu hareket bazı siyasi yorumculara göre sivil itaatsizlik, bazılarına göre küçük çapta bir kalkışmaydı. Bir gurup göre ise çok iyi organize edilmiş bir halk hareketi idi.  Her şey, ara sıra Meyve-sebze satan, genelde işsiz Muhammed Buazizi’nin, polisin satış arabasına el koyması sonucu kendini ateşe vermesiyle ülke çapında ve bir anda başladı. Kimine göre bu durum önceden planlanmış sadece yaratılacak bir sebebi bekliyordu, ancak kamuoyuna ve dünyaya anlatılan, işsizlik, enflasyon, yozlaşma, ifade özgürlüğü ve genel anlamda kötü yaşam koşullarıydı. Protestolar sonucunda 1987’den beri ülkeyi yöneten Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali, bütün taşınabilir malını mülkünü uçaklara doldurarak Ocak 2011’de ülkeyi terk etti ve Suudi Arabistan’a taşındı… 

2011 ekiminde ülkenin yeni anayasasının yapılması ve geçiş dönemi hükümetinin belirlenmesi için seçim yapıldı, Bin Ali döneminde yasaklı Raşid Gannuşi liderliğindeki siyasal İslamcı Ennahda birinci olarak 217 sandalyeli kurucu mecliste 89 sandalye kazandı. Seçimden önce “Tek başımıza iktidar olacak kadar sandalye kazansak dahi koalisyon yapacağız” diyen Gannuşi, partisi Ennahda meclis çoğunluğunu elde edemediği için laiklik yanlısı iki siyasi partiyle koalisyon kurdu. Ennahda liderliğindeki hükümetin kurulmasının ardından Bin Ali rejiminin muhaliflerinden, insan hakları aktivisti Munsif Merzuki cumhurbaşkanı seçildi.

 Yeni anayasa yapım süreci pek kolay olmadı, ülkedeki laik-İslamcı bir damar vardı ve kolay teslim olacağa benzemiyorlardı, ancak tartışmalı konular ele alınmalıydı. Ülkenin resmi dininin İslam olduğu, Tunus’un kuruluşundan beri anayasada yer alıyordu. Ülkedeki Laik damar, devlet dininin İslam olduğunun anayasaya yazılmasına fazla karşı değildi, ancak meclis çoğunluğunun İslamcı bir partide olması nın yarattığı güven sorunu bir türlü aşılamıyordu.

Sonunda Ennahda partisinin bazı öne çıkan siyasetçileri, anayasada Tunus hukukunun kaynaklarından biri olarak şeriatın yer alacağını söylemeleri ile çanak çömlek patladı. Ülkede gergin ve kutuplaşmış ve sokağa yayılmaya eğilimli bir siyasi ortam ortaya çıktı. İşlerin kötüye gittiğini gören ve bu durumun onlara büyük zarar vereceğini hesaplayan Ennahda, böyle bir maddeyi anayasaya koymak gibi bir planlarının olmadığını ve Tunus’un laik yapısının korunacağını açıklamak zorunda bırakıldı. Ancak sokağa dökülen sorunlar bir türlü engellenemedi ve siyasi cinayetler başladı. İlk kurbanlar ülke de sol ve seküler kesimden iki politikacı Şükrü Belaid ve Muhammed Brahmi arka arkaya suikasta uğrayıp öldürüldü, gergin siyasi ortam iyice kontrolden çıktı. Ülkenin laik kesimleri Ennahda’ ya asla inanmıyor, Ennahda ise kendisine destek veren halk kitlelerini temsil ettiklerini söyleyerek çok büyük tavizler vermek istemiyorlardı. En sonunda krizi daha fazla tırmandırmamak amacıyla Ennahda liderliğindeki hükümet istifa etti ve bir teknokratlar hükümeti kuruldu.

Yeni hükümetin kurulmasının ardından ve 2014 yılının başında anayasa taslağı hazır hale getirildi. Kurucu mecliste 200 oyla kabul edilen taslak, Cumhurbaşkanı Merzuki tarafından onaylanarak yürürlüğe girdi.

Tunus’ta 2014 Anayasası’nın kabulü sonrası yapılan seçimlerde laiklik yanlısı “Nida Tunus” adlı parti, birinci olarak Ennahda ’yı geride bıraktı. Essebsi cumhurbaşkanı seçildi.

Essebsi’nin cumhurbaşkanlığı yılları, Tunus’u devrime götüren birçok sorunun aslında çözülmediği algısının Tunus toplumunda oldukça güçlendiği bir dönem oldu. Ekonomik kriz, işsizlik ve enflasyonun bir türlü çözülememesi partiler arası uzlaşmanın “demokratik” olarak değerlendirilmesine rağmen yozlaşmayı çözmekte yetersiz olduğu düşüncesini öne çıkardı. Essebsi’nin cumhurbaşkanlığı döneminde Tunuslu kadınların gayrimüslimlerle evlenmesine izin verilmesi ve erkeklerle aynı miras haklarına sahip olması gibi adımlar atıldı.

Kasım 2019’da Tunus’ta yapılacak bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçiminde yeniden aday olmayacağını açıklayan Essebsi, 21 Haziran 2019’da “açıklanmayan rahatsızlığı” nedeniyle hastaneye kaldırıldı.  25 Temmuz 2019’da 92 yaşında vefat etti.

Essebsi’nin ardından Ekim 2019’da yapılan seçimlerle siyasetin dışından gelen anayasa hukuku uzmanı Kays Said seçimlerin ikinci turunda yüzde 70’i aşan oyla cumhurbaşkanı seçildi.

Tunus, pandemi döneminde yüzde 9 küçüldü. Ülke ekonomisi genelde çok büyük oranda turizme bağlıydı ve kimse bir yere gidemiyordu, bu durum ülkenin ekonomik olarak en çok küçülen ülkelerden biri olmasına yol açtı. 25 Temmuz 2021’de ülkede artan yolsuzluklar ve artan koronavirüs vakaları sonrası başlayan gösterileri takiben Cumhurbaşkanı Said, parlamentoyu askıya alarak başbakan dahil tüm parlamento üyelerinin dokunulmazlığını kaldırdı. Ennahda lideri Gannuşi’ ye göre Cumhurbaşkanı Said’in bu adımını tam tanımıyla bir sivil darbeydi

Cumhurbaşkanı, hükümeti kurmak için jeoloji profesörü Necla Buden’i görevlendirdi. Bir kadının başbakanlık makamına getirilmesini Ülkede ilk kez oluyordu Said, temmuz ayında başladığı olağanüstü dönemi, kendisini eleştirenleri tutuklatarak sürdürdü ve eylül ayından itibaren anayasada değişiklikler yapılabileceğinin sinyallerini vermeye başladı.

Kays planladığı tek adam yönetimine giden yolun taşlarını döşemeye devam ediyor ve nerde ne zaman duracağı ise henüz belli değil.

.

.

MISIR ve TUNUS 1

23 Pazar Nis 2023

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

2011 yılı Akdeniz kuşağındaki özelikle iki ülkede, bazı siyasi tuhaflıklar arka arkaya yaşandı. Bunlardan Mısır ve Tunustur.Her iki ülkede nereyse arka arkaya halk hareketleri başladı istenen özgürlük ve ekmek idi zar zor yapılan seçimlerle Müslüman kardeşler iktidara geldi bir süre sonra da her ikisinde de başarısızlıklar yüzünden tepkiler arttı Mısırda Sisi Tunus’ta da Cumhurbaşkanı Kays Said, yaptıkları darbelerle, İhvanı iktidardan uzaklaştırdılar. Belki sorulması gereken soru, bütün bu maskaralıkların kim tarafından nerede ve nasıl planlandığı olmalıdır.  

Önce Mısırı ele alırsak, İktidarları tartışmalı Cumhurbaşkanları, Günlük olaylar sonucu patlayan bombalar ve bunun doğal sonucu binlerce sivil ve askeri ölü ve yaralı, 3 Cumhurbaşkanlık ve Parlamento seçimi, gücü ele geçirenlerin oysuz onaysız yaptıkları anayasa değişikliği açıklamaları, ara sıra yapılan referanduma göre anayasada yapılan radikal değişiklikler, ve sükunet bilmeyen sıkıntılı bir bölge. Bu Mısırın bir türlü yerleşemeyen rejiminin tam bir tanımı.

Yaklaşık 30 yıl süren eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek yönetiminin otoritesinden duydukları bıkkınlık ve öfke Mısırlılar farklı valiliklerden yola çıkarak bir sembol haline gelen başkent Kahire’nin merkezindeki Tahrir Meydanı’na ulaştıklarında sayıları on binleri bulmuştu.

Protestocuların ekmek, özgürlük ve sosyal adalet isteğinde bulundukları tezahüratların başladığı 25 Ocak 2011’di ve Tunusluların Zeynel Abidin bin Ali yönetimini devirmeyi başarmasından birkaç gün sonra yaşandı. İki büyük halk hareketinin bu kadar arka arkaya gelmesi ve ayni amaca yönelerek başarıya ulaşmasında yabancı parmağı özellikle ABD’nin Büyük Orta Doğu planı ve Saros’un paraları hep tartışıldı ve tartışılmaya devam edecek gözüküyor. Tarihin hiçbir döneminde büyük halk kütlelerinin katıldığı gösteriler sonucu mevcut yönetimi devirmeleri daha önce pek örneği olmayan bir şeydi.

Değişim isteğinin dayanılamaz hale gelen özel koşulları göz ardı edemeyen ve geleneksel olarak Hüsnü Mübarek i destekleyen Silahlı Kuvvetler Yüksek Konseyi tarafından kararlaştırılan bir dizi anayasa beyannamesi referandum yapılmadan yayınlandı ve Ülkede bir yıl süren siyasi istikrarsızlık ve iktidarsızlık, söz konusu dönemin önde gelen guruplarından Müslüman Kardeşlere, cumhurbaşkanlığı adayı çıkarması için büyük bir fırsat yarattı .

Yapılan şaibeli seçim sonucu Müslüman Kardeşler ‘in adayı Muhammed Mursi’nin zaferinin 2012’de açıklanmasına rağmen, bazı batılı gözlemcilere göre Mısır ,gittikçe sertleşen politikalar yüzünden siyasi kışa girdi.Mursi, çeşitli kurumlar üzerindeki kontrolünü genişletip anayasa için bir kurucu komite oluşturarak etkisini derinleştirmek için çabaladı. Bu durum ulusal güçlerin ve dini kurumların temsilcilerinin anayasa hazırlama komitesinden çekilmelerine neden oldu. Bunun üzerine cumhurbaşkanı tarafından verdiği kararları benzeri görülmemiş bir şekilde güçlendiren bir anayasa bildirisi yayınladı. Kitlesel gösteriler tekrar başladı. Mursi bazı maddeleri geri çekti ve Aralık 2012’de ülke için yeni bir anayasa referandumu yapıldı ancak oyların yalnızca % 63,8’ini alabildi.

Olayların bir türlü toparlanamayışı ve başarısızlıkları çoğalması, Ülkede gittikçe dozu artan kutuplaşmaya  ve bölünmelere sebep oldu .

30 Haziran 2013’te halkın artan öfkesi, ordunun da desteğiyle, Mursi’nin devrilmesine ve Müslüman Kardeşler ‘in iktidardan uzaklaştırılmasına yol açtı. Ancak başlayan geniş çaplı bir şiddet dalgası ve Ülkedeki patlamalar  büyük kayıplara yol açtı.. Mursi’nin görevden alınmasına rağmen Rabia ve Nahda meydanlarında Müslüman Kardeşler ‘in protestoları devam etti.

 Bu durum, Ağustos 2013’te oturma eylemlerinin dağılması için güvenlik güçlerinin doğrudan ve güçlü müdahalesini gerektirdi. Protestocular ve güvenlik güçleri arasında ölümler ve yaralanmalar meydana geldi ancak ordu tarafından alınan etkin önlemlerle bastırıldı ve Müslüman Kardeşler her geçen gün daha silik ve güçsüz hale geldi

Daha sonra Sisi durumunu çok daha güçlendirdi ve her nedense özgür dünya (!) tarafından benimsendi hatta beyaz saraya bile kabul edildi.

O dönemde ABD tarafından bir çılgın fikir daha ortaya atıldı. Dünyadaki en stratejik su geçişlerinden biri olan Süveyş kanalına paralel bir kanal daha açılacaktı ve bu kanalı uluslararası bir komisyon kontrol edecekti başka bir deyişle ikinci kanal gene Mısır toprakları üzerinde açılacak ve ABD tarafından kontrol edilecekti.

Aklıma gelmeden olmuyor sakın Mısır da binlerce insan bu ikinci kanal yüzünden ölmüş olmasın…

AKP nin DIŞ POLİTİKASI 2, Mısır

20 Perşembe Nis 2023

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Mısır ve Türkiye arasındaki siyasi ilişkiler hiçbir dönemde çok iyi olmamıştır,hatta iyi ve sorunsuz da olmamıştır.Mısır Yönetimini standart bir kalıba sokmak mümkün değildir.Kimi zaman koyu bir arap milliyetçisi olur,kimi zaman ,özellikle darbe zamalarında, yönetimde laik unsurlar, başka değişle ABD nin eğittiği generaller öne çıkar,Kimi zaman, müslüman kardeşler gibi radikal dinci bir örgütün başkanı halk tarafından Cumhurbaşkanı olarak seçilir. Eş zamanlı olarak da yeni bir laik darbenin hazırlıkları,ABD tarafından başlatılır.

İki ülke açısından jeopolitik ya da ciddi bir tehdit sayılabilecek bir sorun alanı olmamasına rağmen ilişkiler neden gerildi?

Soğuk Savaş dönemindeki güç dağılımı, iki bağımsız devlet olarak Türkiye ile Mısır’ın ikili ilişkilerini en fazla etkileyen unsur olmuştur. Türkiye ve Mısır’ın bölgesel politikaları ve ikili ilişkileri de bu durumdan bağımsız değildir. ABD-SSCB rekabeti 1950’lerin başından itibaren Ortadoğu’daki konumlanmayı ve ikili ilişkileri de etkiledi. Bu anlamda Türkiye-Mısır ilişkileri açısından en önemli gösterge Cemal Abdülnasır’ın iktidara geldikten sonra SSCB ile kurduğu yakın ilişkilere karşılık Türkiye’nin NATO’da yer almasıdır.

967 savaşının doğurduğu hezimet ile Mısır’ın bölgesel liderlik iddiasından vazgeçmesi ve İsrail’le imzaladığı anlaşma sonrasında Arap dünyasında yaşadığı yalnızlık, yukarda tasvir edilen düzlemi de ortadan kaldırmış oldu. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise ikili ilişkilerde olumlu ya da olumsuz anlamda önemli bir değişiklik yaşanmadı. 1998’de Türkiye’nin PKK -dolayısıyla Suriye- ile yaşadığı krizde Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek arabulucu oldu ve krizin çözülmesine katkı sağladı.

Müslüman Kardeşler’in lideri Muhammed Mursi, 2012 de yapılan seçimlerde açık ara Cumhurbaşkanı seçilince,durum ABD nin her zamanki gibi hoşuna gitmemişti.Kısa sürede General Abdülfettah el -Sisi yapılacak darbenin Lideri olarak seçildi ve her zamanki senaryo uygulanmaya başladı.Kahire de yoğun protesto gösterileri gittikçe şiddete dönüştü.  Neticede,2013 de Mursi devrildi ve el- Sisi Cumhurbaşkanı oldu ve ilk iş olarak müslüman kardeşler topluca tutuklanmaya ve yargılanmak üzere hapse atılmaya başladı .

AKP yönetimi, el-Sisi yi Cumhurbaşkanı olarak hiç tanımadı ve sonuçta Mısır ile ipler tamamen koptu ve iki ülke arasında diplomatik ilişki kalmadı, Büyükelçilik personeli ve Sefir geri çekildi. Geçtiğimiz yıllar boyunca ilişkiler tarihi dip seviyesinde kaldı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 3 Temmuz’da gerçekleşen askeri darbeye karşı direnişin merkezi haline gelen Adviye Meydanı’nda ortaya çıkan ve 4 parmakla yapılan ‘Rabia işaretini kendi siyasi ideolojisinin de işareti haline getirdi.

Resmi bir siyasi temas olmadan geçen uzun yıllar boyunca, Türkiye ve mısır tam anlamıyla birbirlerinin aleyhine çalışmayı sürdürdüler. Ancak diplomasi ince işti gerek mısır gerekse Türkiye’den birileri mevcut durumu sürdürmenin her iki ülkenin de çıkarı olmadığını tespit ettiler ve her zamanki gibi istihbarat örgütleri düzeyinde temas başladı .Amerika ve İsrail’in bölgeyi temizlemesinden sonrada adım  adım dışişleri seviyesi bakanları seviyesine çıkarıldı ve her iki dış işleri bakanı ilk görüşmelerinde olağan prosedürleri işleterek karşılıklı Büyükelçi atamaya karar verdiler Görüşmeler sürdükçe ortak çıkarlarda açıkça masaya konmaya başladılar

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu geçtiğimiz ay yaptığı bir açıklamada, ilişkilerin seyrine göre Doğu Akdeniz’de Türkiye ile Mısır arasında deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması imzalanabileceğini, daha sonra yaptığı bir açıklamada ise diplomatik temasların başladığını ifade etti. Bir hafta arayla yapılan bu açıklamalar Türkiye ile Mısır arasındaki ilişkilerin yumuşamaya başladığına işaret ediyor. İlişkilerin normalleşme eğilimi göstermesinde küresel ve özellikle bölgesel gelişmelerin etkisi yadsınamaz.

Dondurulmuş ilişkilerin yeniden başlatılmasında mutlaka ve her zaman aykırı sesler çıkar. Bu seferde gelenek bozulmadı Mısır’da hükümet yanlısı El Vatan gazetesi baş editörünün iddiasına göre Kahire, Ankara ile görüşmelere başlamak için 10 şart öne sürdü ve hemen ardından bu şartlar açıklandı;

Buna göre Kahire’nin 10 koşulu şöyle:

“1) İki taraf arasında uluslararası hukuk kuralları dışında deniz sınırı çizilemez. Türkiye’nin deniz sınırı uluslararası yasasına uyma sözü vermesi gereklidir. Ankara bu yasayı imzalamayı ve benimsemeyi şimdiye dek reddetmiştir.

2) Kahire Türk tarafının genel çerçeveye uymasından emin olana dek siyasi iletişim olmayacaktır. Mısır’a göre terörizmin sponsoru devletlerle siyasi iletişim olmayacağından herhangi bir iletişim sadece güvenlik düzeyinde kalacaktır.

3) Türkiye’nin Avrupalı müttefiklerle ve özellikle Yunan ve Kıbrıs tarafıyla kapsamlı anlaşması olmaması durumunda Doğu Akdeniz’de Mısır ile Türkiye arasında bir anlaşma olmayacaktır.

4) Türkiye’nin Libya dosyasını tamamen terk ederek ve Libya topraklarına getirdiği paralı askerleri çekme sözü vererek Libya’dan siyasi, askeri ve güvenlik anlamında çekilmesi.

5) Kuzey Suriye’den Türk askerlerinin çekilmesi için takvim oluşturulması ve Irak hükümetiyle Irak topraklarına asla müdahale etmeme konusunda bağlayıcı anlaşma imzalanması.

6) Müzakereler Suudi ve BAE taraflarını da kapsamalı ve Türkiye son yıllarda Körfez devletlerine karşı saldırılarından dolayı özür dilemelidir. Ankara Arap devletlerinin iç işlerine asla karışmayacağını ve Arap ulusal güvenliği çerçevesine uymayı taahhüt etmezse Kahire Türkiye ile anlaşmalara devam etmeyecek.

7) Özelde Mısır’a ve genelde Körfez ülkelerine saldıran Müslüman Kardeşler ‘in tüm medya yayınlarının durdurulması. Aynı zamanda Türkiye’nin topraklarında Müslüman Kardeşlerin herhangi bir siyasi etkinliğine kucak açması yasaklanmalı.

8) Aranan ve Türk topraklarında olanlarla ilgili Interpol’e tam yetki verilecek ve bunlarla ilgili Avrupalı yetkililere itiraz edilmeyecek. 

9) Mısır güvenlik otoriteleri Türk rejiminin davranışlarını gözlemleyecek ve önümüzdeki süreçte bu koşullara uyulup uyulmadığını kontrol edecek. Başka herhangi bir temas öncesinde bu konuda Dışişleri Bakanlığı’nca hazırlanan rapor Mısır siyasi liderliğine sunulacak.

10) Mısır, Yunanistan ve Kıbrıs Akdeniz’de deniz sınırları konusunda anlaşmaya varmadan ve yukarıda belirtilen koşullar sağlanmadan Türkiye Doğu Akdeniz Forumu’na davet edilmeyecek

Bilen göz bu metni ilk görüşünde bunun devletler arasındaki yazışmalarda kullanılabilecek ve diplomatlarca hazırlanmış bir metin, bir belge olmadığını hemen anlar.

Şimdi birilerinin cevaplanması gerekli bir soru vardır

“Bu belge Mısırın resmi görüşü olarak Dışişleri bakanlığına evetse ültimatom tonundaki bu istekler kabul edilmiş midir” gönderilmiş midir?

KADINA ŞİDDET

05 Çarşamba Nis 2023

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Hemen her gün gazetelerde ve çanak tutanlar hariç diğer televizyon yayınlarında, mutlaka en az 1 kadın cinayetini okuyoruz veya seyrediyoruz. Kadına şiddet, bana göre tepkisiz kalındığı ve az cezalarla geçiştirtildiği için en yaygın eylem gözüküyor. Aslında çocukları önünde öldürülen kadın hukuken doğru yere konmadığı için bilmem ne faslından öldürme deniyor bir de karar duruşmasında takım elbise giyilip kravat takılınca, sanık, okkalı bir iyi hal indirimi alıyor. Ancak işin aslı hiç de öyle değil öldürmeyi kafana koyacaksın silah edineceksin olayı planlayacaksın bunu adı her halde hukuken başka bir şeydir ve cezası da daha ağır olsa gerek.

Belki de En uygunu bazı istatistiklerle işe başlamaktır;

2002’den bu yana kadın cinayetlerinin sayısı bütün hükümet organları tarafından farklı verilmektedir. Ölen bellidir kalan bellidir niye bu rakam tutmaz hiç anlaşılamamıştır. Bu yazının amacı rakamlar arasındaki farkı bulmak olmadığına göre açıklamayı yapan kuruluşun adını yazıp rakamı açıkladığı haliyle vermenin uygun olacağı düşünülmüştür.

Her şeyden önce kendilerine özgü nedenle şiddet gören kadınlara göz yuman AKP lilere göre

2002’de 66, 2003’te 83, 2004’te 128, 2005’te 317, 2006’da 663, 2007’de 1011, 2008’de ise 806 kadın cinayeti işlendiği muhtelif zamanlarda açıklanmıştır. Ancak rakamlar doğal olarak resmi nitelik taşımamaktadır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na göre ise 2009’da 171, 2010’da 177, 2011’de 163, 2012’nin ilk 9 ayında ise 128 kadın cinayeti işlenmiştir.

Cinayetlerin işlendiği yerlere gelince;

Kadınların 178’i evinde, 33’ü sokak ortasında, 12’si arazide, 10’u iş yeri, 9’u arabada, 8’i ıssız yerde, 6’sı otelde, 2’si apartman girişinde, 2’si parkta, 1’i kömürlükte, 1’i barakada, 1’i okul önünde, 1’i minibüste, 1’i evinin dışındaki tuvalette, 1’i avukatlık bürosunda, 1’i fabrikada, 1’i otoparkta, 1’i evinin önünde, 1’i sağlık ocağı bahçesinde öldürüldü. 10’unun öldürüldüğü yer tespit edilemedi. 2021’de öldürülen kadınların %64’ü evlerinde öldürüldü.

Kadına şiddet her geçen gün arttığına ve işler iyiden iyiye çığırından çıktığına göre ve engellemek için de bir şey yapılmadığından tüm olayın arkasında bilinçli bir siyasi arka plan aramak gerek. İşte bazı siyasilerin kadın hakkındaki bana göre aykırı söylemleri;

* Ben za­ten ka­dın er­kek eşit­li­ği­ne inan­mı­yo­rum.”.
*Bir ta­ne kız mı­dır, ka­dın mı­dır bi­le­mem.”

*Ka­dı­na şid­det abar­tı­lı­yor.”
*Yal­nız bı­ra­kı­lan ya da­vul­cu­ya ya zur­na­cı­ya.”
*Be­nim be­de­nim, be­nim ka­ra­rım di­yen­ler fe­mi­nist.”

*Kür­ta­jı bir ci­na­yet ola­rak gö­rü­yo­rum.”.

*Te­ca­vü­ze uğ­ra­yan do­ğur­sun, ge­re­kir­se dev­let ba­kar.”.
*Te­ca­vüz­cü, kür­taj yap­tı­ran te­ca­vüz kur­ba­nın­dan da­ha ma­sum.”
*Te­ca­vü­ze uğ­ra­yan da kür­taj yap­tır­ma­ma­lı.
*Bos­na’da ka­dın­lar te­ca­vü­ze uğ­ra­dı ama do­ğur­du­lar.”

*Ka­dın ah­lak­lı ol­sun, kür­taj yap­mak zo­run­da kal­ma­sın.”
*Med­ya olay­la­rı abar­tı­yor. Ka­dı­na yö­ne­lik şid­det al­gı­da se­çi­ci­lik.”
*Ka­dın­lar iş ara­dı­ğı için iş­siz­lik yük­sek.”
*Kız­lar oku­yun­ca er­kek­ler ev­le­ne­cek kız bu­la­mı­yor.”

*Türk ka­dı­nı evi­nin sü­sü­dür.”
*Her­kes için­de kah­ka­ha atan ka­dın if­fet­li de­ğil­dir.

*İş hayatının, anneliğin alternatifi haline getirilmesini kabul edemiyorum. ‘Çalışıyorum’, diye annelikten imtina eden bir kadın aslında kadınlığını inkâr ediyor demektir. Bu benim samimi düşüncemdir. Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun özgünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Eksiktir, yarımdır. Anneliği reddetmek insanın yarısından vazgeçmektir. Daha geniş tutuyorum. İnsanlıktan vazgeçmektir. Anne olmazsa insanlık olur mu? Anne varsa insanlık var. .”

*(Makyaj yapan kadın gazeteciye) “Hani var ya, kaportası dökük araçlar olur. Makyaj yaparlar. Boyarlar. Bizim kaporta sağlam, makyaja ihtiyacımız yok.”
* Kadın-erkek eşitliğine inanmıyorum, Kadından anneliği çıkarırsanız geriye kutsal bir şey kalmaz.”
* Kadına şiddet abartılıyor.”
* Polis müdahalesi sonucu yaralanan bir kamu görevlisi için: “O kadın, kız mıdır kadın mıdır?”
* Kadın-erkek eşitliği fıtrata ters.”
* Anneliği reddeden, evini çekip çevirmekten vazgeçen bir kadın, iş dünyasında istediği kadar başarılı olsun eksiktir, yarımdır.”

* Kürtaj meselesi konuşulurken siz öyle bir söz sarf ettiniz ki benim yüzüm kıpkırmızı oldu. Bir evli, bir bayan, çocuğu olan milletvekili kendisi ile ilgili bir organını nasıl böyle açıkça konuşabilir.”
* Kadın herkesin içerisinde kahkaha atmayacak, bütün hareketlerinde cazibedar olmayacak.”
* Kocasını bırakıp tatile çıkanlar, direği gördüğünde dayanamayıp direğe çıkanlar… Böyle bir hayatın içinde siz olabilirsiniz, size kızmanın ötesinde acıyabilirim.”
* Hanımefendi sus, bir kadın olarak sus.”

Burada bazı kafaların, söylemlerin içerdiği acıyı göreceklerine, kimin söylediğini merak edeceklerini gayet iyi biliyorum. Bana göre bu hiç de önemli değil. Tehlikeli olan nokta bu güzel ülkede bir gurup tuhaf insanın böyle düşündüğü ve bu sapkın düşünceden bir türlü vaz geçemedikleridir. İstanbul sözleşmesi ve mevcut yasalar bunu engellemek için gerekli tedbirleri almakla beraber, orasından burasından çekiştirip bildiğini okumak veya seçimde % 1 veya 2 oy için kadına karşı daha sert tedbirler alacak birliktelikler oluşturmak ve kadını itilip kakılacak zayıf yaratıklar olarak göstermek çabaları, ön plana çıkartılıyorsa bazı konularda Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına dönmek gerekecektir.. Bu garip tür önce şu sorulara cevap vermelidir;

İstiklal harbinde kağnı adındaki tuhaf arabalarla mühimmat ikmalini sağlayanlar erkekler miydi?

Erkek meslektaşları ile karşı teröristler karşı omuz omuza savaşan özel harekât polislerini de itip kakabilir misiniz dövmeye kalkar mısınız, bana göre sakın denemeyin

Komando tugaylarında görevli kadın subay ve astsubayları değil dövmeye veya öldürmeye kalkmak yan gözle dahi bakabilir misiniz?

Bunları beceremeyeceğinize göre Özel kuvvetlerde görevli kadın subay ve astsubaylardan bahsetmiyorum bile

Hadi bu bahsedilen ler özel eğitimli, iş hayatında pek çok kilit görevde çalışan yüzlerce CEO ya bir şey yapabiliyor musunuz kes sen anlamazsın diyebiliyor musunuz

Sonuç olarak dişinizin geçmediğine bir şey yapamadığınıza göre neden elin garip kadınlarına aklınıza gelen her türlü kötülüğü yapıyorsunuz ve bu hakkı kimden alıyorsunuz

Unutmayın gün gelir devran döner bu hoyratlığın hesabı yasalar tarafından sorulmaya başlar. Biraz hayal gücünüz varsa sizin işlediğiniz kadın cinayetini sorgulayan savcıların ve yargıçların kadın olduğunu düşünün, o zaman bakalım son celsede giyeceğiniz takım elbise ve kravat size ceza indirimi sağlayacak mı?…

SEÇİMLERDEKİ TUHAFLIKLAR

28 Salı Mar 2023

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

2002 yılından bugüne kadar yapılan seçimlerin tamamında biraz dikkatli gözle baktığınızda bazı tuhaf sonuçların çıktığını gözlemleyebiliriz. Bu tuhaflıkların en ünlüsü ve tipik bir siyasi kara mizah örneği olan 2014 mart ayı yerel seçimleri Nevşehir ili sonuçlarıdır.

YSK ve diğer kaynaklara göre Nevşehir ili nüfusu 68bin dir. Anılan yerel seçimlerde bu ilde kullanılan geçerli oy sayısı 55606, AKP’nin aldığı oy sayısı 88622.Parti aritmetiksel bir mucize yaratarak İl nüfusundan fazla ve Kullanılan geçerli oy sayısının nerdeyse iki katına yakın oy almıştır.

Bu mucize sonuca yapılan itirazla itiraza verilen yanıtın kaydına ise rastlanmamıştır.

Stockholm Üniversitesi öğretim üyelerinden Erik Mayersson, Türkiye’deki tüm seçimlerde yaptığı incelemeler sonucu bir başka tuhaflık daha ortaya koydu. Oy kullanılan sandık nerede ve hangi ortamda olursa olsun, Geçersiz oy sayıları arttıkça CHP oy sayısı düşmekte AKP oyları da paralel olarak artmaktadır. Doğal olarak bazı münafık fikirliler, sayım sırasında pek çok geçerli CHP oyunun geçersiz sayıldığı böylece AKP’nin oylarının arttığını öne sürseler de, bunun da doğal olarak ispatı mümkün olamamıştır…

Görev tanımı gereği YSK, seçimlere ilişkin yapılan itirazları tek tek inceler. Bu işlemin doğal sonucu olarak oyların itiraz edilen noktada yeniden sayılması gerekir. Ancak uygulama hiç de böyle değildir. YSK sadece sonucu değiştirecek nitelikteki hatalı sayımların yeniden sayılmasına hükmeder ve yeniden sayım yapılır. Ancak yeniden sayımların sonucu değiştirdiği de hiç görülmemiştir.

Bazı özel durumlarda, ki bu özel durumu hukuksal olarak tarif eden çıkmamıştır, YSK sonucun değişeceğine ilişkin makul şüphe olmasına rağmen yapılan itirazı reddeder ve sonuçları açıklayıverir. Nihai karar YSK ya ait olduğundan ve karara itiraz hakkı da bulunmadığından, sandıkta lehine sonuç çıkan partinin tepe yöneticileri gazetecilerin ısrarlı sorularına, boş verin siz itirazı falan, atı alan Üsküdar’ı çoktan geçti diyiverir.Buradaki Üsküdar’ın bizim bildiğimiz  Üsküdar mı olduğu yoksa başka bir şeyimi tanımladığı hiç anlaşılmaz.

Bir başka tuhaflık seçmen sayılarındaki sürekli değişikliktir.2002’den bu yana yapılan genel veya yerel seçimlerin her birinde farklı sayıda seçmen oy kullanmış, seçim bölgeleri sürekli değişmiştir. Bir seçimde bir ilçeye bağlı olan herhangi bir mahalle bir sonraki seçimde başka mahalleye bağlanmış, kimsede zahmet edip nedenini açıklamamıştır. Hâlbuki Türkiye’de doğum ve ölüm oranı istatistiki olarak belirlenmekte, Ayrıca il ve ilçe sayılarında, ulusal güvenlik sorunları dışında değişiklik olmamaktadır. Doğal olarak iktidar partisi duruma herhangi bir yorum yapmayıp sessizliği tercih ederken, muhalefet bölgeden beklenen oy sayısı ve milletvekili sayısına göre bu değişikliklerin kasıtlı olarak yapıldığını söylemektedir. Biz sıradan insanlar ise ,hangisinin haklı olduğu hiç bilmez hatta hiç ilgilenmez ve gider futbol takımı tutar gibi alıştığımız partiye oyumuzu kullanırız

Yerleşik hukuk pratiğine göre YSK uzun yıllar sürdürdüğü uygulamalarda belirli kurallar geliştirmiştir, Bunlardan birisi sadece sonucu etkileyecek sandıkların yeniden sayılmasıdır. Bir başkası ise YSK daki iktidar partisi temsilcisinin ricası üzerine, ki bu açıklama Dönemin YSK başkanı tarafından yapılmıştır, zaman kısalığı nedeniyle hepsi mühürlenemeyen oy pusulalarının da geçerli sayılması kararı olmuştur. Başlangıçta çok masum görünen ancak yasaya da aykırı olan bu istek, mühürsüz oyların çokluğu nedeniyle sonucu etkiler hale gelmiştir. Mühürsüz oy pusularının kaç adet olduğu kesin olarak bilinmemekle beraber 2.5 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir ve bu ise kazananı kaybettirecek ölçüde büyük rakamdır.

YSK nın bu görüşlere karşı tek savunması mühürsüz oyların kendi bastırdıkları oy pusulaları olduğu bu nedenle bir hilenin söz konusu olamayacağı, şeklindedir ancak bu açıklamaya mühürsüz oy pusulalarının ne kadarının ve hangi laboratuvar koşullarında kontrol edildiği dahil edilmemiştir. Bu işten anlayanların söylediğine göre basılı oy pusulalarını elde ovuşturarak veya gözle inceleyerek ayırt etmek pek olası görülmemektedir.

2002 den bugüne yapılan onca seçimden en kritik olanı Nisan 2017 de yapılan adına Cumhurbaşkanlığı yönetim sistemi denilen bir tuhaf idare tarzı için, Anayasada yapılan değişikliklerin onaylanması  referandumudur. En basit tanımıyla rejim değişikliği anlamı taşıyan bu referandumda, Oylama gününden önce idare tarafından bazı ilave adımlar atılmıştır.

   Her şeyden önce Anayasa değişikliği teklifi TBMM de hemen hiç tartışılmamış ve sözler devamlı kavgalar ile kesilmiştir.

    Anayasa değişikliğine karşı olan HDP’nin tüm parti yönetim kademeleri göz altına alınmış ve tutuklanmışlardır.

     Yurt dışındaki seçmenlerin adres kayıtları olmasa bile oy kullanmalarının önü açılmıştır.

     Referandum yerleşik teamüllere karşın OHAL döneminde yapılmıştır. Bu konu fazlasıyla yanlış olduğu için Venedik Komisyonu raporunda

“Mevcut Olağanüstü halin Anayasal referandum için adil ve demokratik bir ortam sağlamadığı”

     Görüşüne yer verilmiştir ve bu durum ilk kez bu kadar açık bir şekilde tenkit edilmektedir.

Sonuç olarak ve her nedense 2002’den bugüne kadar yapılan bütün seçimlerde bazı tuhaflıklar olmuş ve bunların hiç birisine yapılan itiraz kabul edilmemiştir. Ancak Tuhaflıkların en tuhafı böylesi olayların alışkanlık haline gelmesi ve her seçimde tekrarlanmasıdır. İnsanların önce bu beklentiden uzaklaşması ve denetim mekanizmalarının doğru çalıştırılması ve denetlenmesi gerekmektedir. Bu noktadaki doğru soru ise denetleme mekanizmalarının olup olmadığıdır.

ALTILI MASADA NELER OLUYOR

07 Salı Mar 2023

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Uzunca bir süredir neredeyse tamamı yelpazenin sağında olan altı parti, bir araya gelerek, mayıs ayındaki seçimlerden, birilerinin koyduğu adla, Cumhurbaşkanlığı yönetim sisteminin değiştirilerek, güçlendirilmiş parlamenter sistemi getirmeyi, her gün biraz daha kısıtlanan bireysel özgürlüklerin çağdaş ülkeler seviyesine çıkarılmasını amaçlayan, çalışmalar yapmaya başlamışlardı. Bu amaçla daha demokratik bir anayasa taslağı ve neyi nasıl yapacaklarını açıklayan katılan altı partinin milletvekillerinin hazırladığı bazı çalışmalar açıklandı. Gelen tepkiler ilginçti genelde her iki metin AKP dışındaki siyasal görüşe sahip insanlar tarafından benimsendi. Doğal olarak eksiklikler vardı ancak bunlar kolaylıkla giderilebilirdi. Altı siyasi partinin konu üzerinde çalışan milletvekillerinin amacı ortaya neyi nasıl yapacaklarına ilişkin bir siyasi irade koymaktı ve bunu yaptılar.

AKP siyasi görüşünü benimseyenlere gelince her şeyden önce uzun yıllardır siyasi yazılar yazan ben, bu siyasi görüşün ne olduğunu anlamadığımı itiraf etmeliyim. Bana göre bu sistem, Sabit uluslararası tanımlara uyan bir değerler bütünü olması gerekirken, her an değişebilen bir söylenenin ötekini tutmadığı daha ziyade, kendi tanımlarıyla, devlet değil anonim şirket anlayışı ile yönetilen karın paydaşlara zararın devlete fatura edildiği bir tuhaflıktır.

Gerçekte AKP politikalarının ana amacının ne olduğu ayrı bir yazı konusudur ve acıdır ki kaleme alma zamanı değildir. Ancak o günde gelecektir.

Altılı masanın çalışmalarına, AKP yönetiminin ilk tepkisi, bu yapılanların vesayet artığı bir rejim getireceği, karar vermekte zorlanacakları ve işe yaramayacağı, idi. Doğal olarak beğenmeleri beklenemezdi. Çünkü 20 yıl önce planlanan sermaye transferi daha tamamlanmamıştı ve istenen veya dikte edilen düzen değişikliği bitmemişti. Dolayısı ile yola devam şarttı.

Altılı masa çalışmalarını tamamlamış artık zurnanın kötü ses çıkardığı yere gelinmişti. Soru cumhurbaşkanının kim olacağı idi. Yaptıkları son toplantıda beş parti genel başkanı Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini belirtmişken çanak çömlek patladı. İyi parti genel başkanı Meral Akşener, genel idare kurulundan sadece İmamoğlu, Yavaş ikilisi için onay aldığını bu durum için görüşmesi gerektiğini söyleyerek toplantıdan ayrıldı. Parti merkezine dönünce hemen bir basın toplantısı yaptı ve konuya ilişkin yakası açıldık, açılmadık ağzına ne gelirse söyledi. Toplumun büyük çoğunluğuna bir hüzün çöktü ve ister istemez merhum Süleyman Demirel in kendine has bir söylemi geldi

“Rüzgârsız havada dönen fırıldağın mutlaka bir üfleyeni vardır.”

Gözler hemen AKP kanadına döndü ve komplo teorileri art arda gelmeye başladı. Ancakçok az kişinin aklına başını siyasi işlerden sorumlu genel başkan yardımcısı ve birkaç destekçisinin çevirdiği dolap olduğu geldi. Bu kerameti kendinden menkul kişiler MHP ye partinin geri dönmesini istiyorlar ve bunun için Akşener’e akla gelen her türlü engellemeyi yapıyorlardı.

Ancak Akşener akıllı ve kurt bir siyasetçi idi ve MHP ye dönüş teorilerinin ülkeyi gerçekten batıracağımı anlamıştı. Bu arada altılı masanın diğer başkanları sıkı bir telefon diplomasisi ile Akşener’in geri dönüş ortamını hazırladılar. İstanbul ve Ankara Büyükşehir belediye başkanlarının görevleri uhdelerinde kalmak şartıyla cumhurbaşkanı yardımcısı olmaları teklifi çabuk kabul gördü hemen hemen tek itiraz AKP’nin kerameti kendinden menkul hukukçusundan geldi bu durum anayasaya aykırı idi. Doğal olarak kimse buna aldırmadı.

Neredeyse gece yarısına varan çalışmalar sonucu altı parti 11 maddelik bir deklarasyon yayınladılar. Buna göre Kemal Kılıçdaroğlu, Masanın cumhurbaşkanlığı adayı kalan beş genel başkan görev tanımları yapılmak kaydı ile cumhurbaşkanı yardımcısı olacaklardı. İstanbul ve Ankara büyükşehir belediye başkanlarının cumhurbaşkanlığı yardımcısı olma zamanına ise cumhurbaşkanı karar verecekti.

Görünüşte her şey yolunda gidiyordu ancak sorulması gereken önemli bir soru vardı İyi Parti genel başkanı Meral Akşener neden bir önceki toplantıda toplantıyı terk etmiş neden pazartesi günkü toplantıya gelmiş önerisi kabul edilir gibi yapılmasına rağmen neden Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığını desteklemişti.

Güzide siyasi analizcilere göre hepsi bir manevradan ibaretti. Amaç İyi Parti’nin, Milletvekili listelerinin hazırlanmasında ve sonraki yönetim döneminde, daha fazla taviz almasıydı.

Bana göre mesele sadece bu değildir. İyi partide bazı tasfiyelerin yapılmasının belki de zamanı gelmiştir. Peki tasfiye torbasına kimler doldurulacaktır? Ve gene bana göre Akşener’e toplantıyı terk ettiren ve zehir zemberek konuşma metnini hazırlayan bazıları kendilerini hazırlamalıdırlar. Zaten bunu yapmaz ise ve seçim kazanılırsa meclis gurubu kesinlikle kontrol edemez ve sayın Akşener böyle tuzağa düşmeyecek kadar deneyimli bir siyasetçidir.

NEDEN 2

17 Cuma Şub 2023

Posted by hulki ergun in Uncategorized

≈ Yorum bırakın

Şimdi iki bölümü beraber okuyarak bir yorum yapmanın ve bazı soruları sormanın zamanıdır diye düşünürüm.

Her şeyden önce bu iki ilçede meydana gelen 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki iki deprem Türkiye’nin karşılaştığı en büyük felaketlerden biri olmakla beraber, her nedense satılmaya çalışıldığı gibi dünyanın karşılaştığı en büyük felaket falan değildir. Yakın geçmişte Dünyada 9 ve üzeri büyüklüklerle de karşılaşılmıştır. Acı olan nokta bizde 32 binin üzerinde insanın enkaz altında kalmasının deprem büyüklüğü ile de bir ilgisi olmamasıdır. Bazı köşe yazarlarının artık açıkça yazıp söylemeye başladıkları gibi, Kahramanmaraş depremi dünyada gelmiş geçmiş en büyük deprem değildir ancak en kötü yönetilenidir.

Bu arada başka sorular sormanın da zamanıdır. Her şeyden önce deprem riskinin bu derece büyük olduğu bir bölgeye neden çok katlı inşaat izni verilmiş, başka yerlerde sıklıkla kullanılan tip projelerin uygulanması kabul edilmiştir. Neden bu kadar sık imar affı çıkarılmaktadır. Tesadüfen inşaat süresince kontrole takılan binaların, af sayesinde projede hiçbir değişiklik yapmadan, tamamlanmasına göz yumulmuştur. Deprem sonrası. yönetimin kesin arka çıkmasıyla Müteahit avı başlamıştır. Evet bu kişiler suçludur ve bunca insanın ölümünden sorumludur. Ancak tek suçlu onlar mıdır? Bu inşaata izin verenlerin, değişik nedenlerle ilgili yönetmelikleri denetlemeyenlerin, hiç mi sorumluluğu yoktur. Neden tutuklananlar arasında bu kategoriden kimse yoktur. Buna sebep siyasal baskılar mıdır?

Bu ve benzeri soruları çoğaltmak elbette mümkündür. Ancak olan olmuştur deprem öncesini geri getirme imkânı bulunmamaktadır. Bu durumda sadece yargının şaşmaz olması gerekli kararına güvenmenin dışında yapılabilecek bir şey de yoktur.

Ancak deprem sonrasının bozuk organizasyonu da, bir deprem ülkesi olan Türkiye’de bundan sonra tekrarlanmaması için ayrıntısıyla incelenmelidir.

Mevcut yönetim Doğal afetlerle mücadelenin koordinasyonunu AFAD ın yapmasına karar vermiştir. Anlatılan gerekçeye göre bu sayede bölgede çok seslilik önlenecek, yardımların etkin kullanılması sağlanacaktır.

Anlaşılamayan nedenlerle, Kahramanmaraş depreminde ise olay bir adım öteye taşınarak AFAD ve gerisindeki yönetim kademelerinin her şeye onay veren makam haline gelmesi istenmiştir. Bu ise örneğin jeneratörlerin dağıtılıp, yakıt verilmemesi yüzünden deprem bölgesinin gecelerce karanlıkta kalması gibi trajikomik olaylara yol açmıştır.

Olayın başlangıcında prosedür gereği içişleri bakanı tarafından yabancı yardımları da kapsayan dördüncü seviye ilan edilmiştir ve bu adım son dokuz gün boyunca doğru ve zamanında yapılan tek şeydir. Olay doğru okunmuş ve vakit geçirmeden, meseleyi siyasetin bitmez tükenmez kısır döngüsüne sokmadan hızla karar verilmiş ve uygulanmıştır.

Deprem sonrası, alınan siyasi karar gereği tüm yardım faaliyetlerinin AFAD onayından geçmesi, bu kuruluşun üst yönetiminin bu boyutta bir krizi yönetememesi nedeniyle art arda yanlışlar yapılmış ve bunun faturası zaten ailesinin bir bölümünü enkaz altında kalan acılı bölge halkı tarafından ödenmiştir.

Organize olarak yardım toplamaya ve dağıtmaya çalışan kuruluşlar kaba bir şekilde engellenmiştir.

Bu yanlışlıkların deprem alanında diğer arama kurtarma ekipleriyle birlikte gecesini gündüzüne katıp çalışan AFAD personeli ile bir alakası yoktur. Krizin kötü yönetimi sadece AFAD ın üst yönetiminin gerek eğitim gerekse deneyim yönünden eksik olmalarının neticesidir.

TSK’nın olayın başından itibaren devreye alınmamasının sebebi ise anlaşılamamıştır. AFAD ın çok zorlandığı deprem yardımlarının lojistiği, bu konulara çok alışık bir yapı tarafından daha kolay organize edilebilirdi. Bilindiği gibi TSK’nın bu tür doğal afetlerde çabuk görev alacak bir afet tugayı vardır, bu tugayın birliklerinin görevlendirilip görevlendirilmediği ve sahaya ne zaman intikal ettiği hakkında bilgi yoktur televizyonda sadece komando birlikleri görülmektedir. Sonuç olarak, dünyanın en büyük olmasa bile sayılı felaketlerinden biriyle karşılaşan Türkiye, neredeyse kırk bine yakın ölü yüz binin üzerinde yaralı ile ve kötü bir kriz yönetimiyle olayı tamamlamıştır

← Older posts
Newer posts →

Abone Ol

  • Entries (RSS)
  • Comments (RSS)

Arşivler

  • Mayıs 2026
  • Nisan 2026
  • Ekim 2025
  • Eylül 2025
  • Ağustos 2025
  • Ocak 2025
  • Aralık 2024
  • Ekim 2024
  • Eylül 2024
  • Ağustos 2024
  • Temmuz 2024
  • Haziran 2024
  • Mayıs 2024
  • Nisan 2024
  • Mart 2024
  • Şubat 2024
  • Ocak 2024
  • Ekim 2023
  • Eylül 2023
  • Mayıs 2023
  • Nisan 2023
  • Mart 2023
  • Şubat 2023
  • Ocak 2023
  • Aralık 2022
  • Kasım 2022
  • Ekim 2022
  • Eylül 2022
  • Ağustos 2022
  • Temmuz 2022
  • Haziran 2022
  • Mayıs 2022
  • Nisan 2022
  • Mart 2022
  • Şubat 2022
  • Ocak 2022
  • Aralık 2021
  • Kasım 2021
  • Ekim 2021
  • Eylül 2021

Kategoriler

  • Öykü
  • Uncategorized

Meta

  • Hesap oluştur
  • Giriş

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

  • Abone Ol Abone olunmuş
    • hulkiergun
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • hulkiergun
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Bu içeriği rapor et
    • Siteyi Okuyucu'da görüntüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle