BÖLÜM 3

BM 51 – NATO 4/5 – LİZBON 42(7)

AYNI MASADA OTURAN AYRI DÜNYALAR

GİRİŞ

Uluslararası güvenlik sistemi üzerine yapılan tartışmaların en büyük problemlerinden biri, tamamen farklı karaktere sahip güvenlik metinlerinin aynı mekanizmanın parçalarıymış gibi sunulmasıdır.

Oysa gerçekte Birleşmiş Milletler Şartı Madde 51, NATO Anlaşması Madde 4 ve 5 ile Avrupa Birliği Lizbon Antlaşması 42(7), aynı siyasi kültüre, aynı askeri kapasiteye ve aynı karar alma anlayışına sahip değildir.

Daha açık ifadeyle bu üç yapı aynı “savunma” kelimesini kullanır, ancak aynı şeyi kastetmez.

Birisi devletlerin doğal hayatta kalma hakkını tanımlar. Birisi organize askeri ittifaktır. Diğeri ise büyük ölçüde siyasi dayanışma formülüdür.

Sorun da tam burada başlamaktadır.

Çünkü modern dünyada kamuoylarına çoğu zaman, bir saldırı gerçekleştiğinde sistemin otomatik biçimde çalışacağı algısı satılmaktadır. Gerçekte ise uluslararası sistem otomatik değil politiktir. Ve politika, çıkar değiştiği anda yön değiştirir.

Bu nedenle kriz anlarında anlaşma metinlerinden önce başka sorular ortaya çıkar. Bu savaşın ekonomik yükünü kim taşıyacaktır? İlk ciddi kayıplar başladığında hangi hükümet geri adım atacaktır? Kamuoylarına verilen güvenlik garantileri gerçek maliyet ortaya çıktığında devam edecek midir? Hangi devlet gerçekten savaşmayı, hangisi yalnızca açıklama yapmayı düşünmektedir?

Çünkü modern uluslararası sistemde hiçbir devlet başka bir devlet için romantik nedenlerle savaşmaz.

Devletler çıkarları kadar risk alırlar. Risk büyüdüğünde ise anlaşmalar yeniden yorumlanmaya başlanır. Bu nedenle uluslararası güvenlik sistemi çoğu zaman hukuk üzerinden değil, kapasite üzerinden çalışır. Ve kapasite yoksa anlaşmaların dili sert olsa bile sonuç değişmez.

1. BM MADDE 51

DEVLETLERİN DOĞAL SAVUNMA HAKKI

BM Şartı Madde 51 aslında kolektif savunma sistemi değildir.

Bu madde temelde bir devlet saldırıya uğradığında kendisini savunma hakkına sahip olduğunu söyler. Yani burada otomatik askeri yardım zorunluluğu yoktur. Kimsenin sizin yerinize savaşma mecburiyeti bulunmaz.

Bu nedenle BM sistemi siyasi meşruiyet üretir, diplomatik zemin oluşturur, ancak doğrudan askeri garanti vermez.

Aslında sistemin temel sınırı da budur.

Çünkü BM yapısının merkezinde güç değil uzlaşma vardır. Ancak büyük güçler karşı karşıya geldiğinde uzlaşma çoğu zaman çöker. Güvenlik Konseyi veto sistemi nedeniyle kilitlenebilir ve o noktada devletler tekrar klasik güç politikasına döner.

Bu nedenle uluslararası sistemin gerçek sigortası çoğu zaman hukuk değil, askeri kapasitedir.

BM SİSTEMİNİN GÖRÜNMEYEN GERÇEĞİ

Teorik olarak Birleşmiş Milletler sistemi uluslararası barışı korumak için kurulmuştur. Ancak pratikte sistemin nasıl çalıştığına bakıldığında, Güvenlik Konseyi’nin büyük güçlerin siyasi mücadele alanına dönüştüğü açık biçimde görülmektedir.

Çünkü BM’de her devlet eşit görünse de, her devlet aynı güce sahip değildir.

Gerçek karar mekanizması büyük ölçüde veto hakkına sahip daimi üyelerin siyasi ağırlığında, ekonomik baskı kapasitesinde, askeri güçte ve küresel finans sistemini kontrol eden yapılarda toplanmıştır.

Bu nedenle uluslararası hukuk çoğu zaman tamamen tarafsız çalışan evrensel sistem değil, güç dengesi içinde işleyen siyasi mekanizma karakteri göstermektedir.

Bazı devletler BM kararlarını ihlal ettiğinde yalnızca diplomatik eleştiri alır. Bazıları ise ağır yaptırımlarla ekonomik baskı altına girer. Çünkü yaptırım mekanizmaları yalnızca hukuk üzerinden değil, küresel güç ilişkileri üzerinden çalışmaktadır.

BM sistemi tamamen güçsüz değildir. Aksine ekonomik yaptırımlar, ambargolar, diplomatik izolasyon ve askeri müdahale kararları üzerinden ciddi baskı kapasitesine sahiptir. Ancak bu kapasitenin ne zaman ve kime karşı kullanılacağı çoğu zaman evrensel hukuk anlayışından çok, büyük güçlerin siyasi uzlaşmasına bağlıdır.

Ve Güvenlik Konseyi kilitlendiği anda uluslararası sistem tekrar klasik güç politikasına geri döner.

Çünkü kriz anlarında devletler çoğu zaman hukuk metinlerini değil, güç dengelerini dikkate alırlar.


2. NATO MADDE 4 VE 5

ORGANİZE GÜCÜN SİYASİ-ASKERİ SİSTEMİ

NATO ise tamamen farklı karakterde bir yapıdır.

Çünkü NATO yalnızca bir anlaşma değildir. Aynı zamanda komuta kontrol sistemi, ortak harekât planlaması, lojistik ağ, hava savunma sistemi, istihbarat paylaşımı, standartlaştırılmış askeri yapı ve stratejik nakliye kapasitesi üzerine kurulmuş dev bir askeri organizasyondur.

Bu nedenle NATO Madde 5 yalnızca siyasi bir cümle değildir. Arkasında gerçek askeri mekanizma bulunmaktadır.

Ancak burada da kamuoylarının çoğu zaman görmediği kritik gerçek vardır:

Madde 5 otomatik savaş ilanı değildir.

Metin dikkatli okunduğunda her ülkenin kendi uygun gördüğü yöntemle yardım edeceği görülmektedir. Bir ülke asker gönderirken başka bir ülke mühimmat sağlayabilir, bir diğeri yalnızca siyasi destek açıklaması yapmakla yetinebilir.

Ancak Madde 4 ve 5 birlikte değerlendirildiğinde NATO sisteminin nihayetinde askeri müdahale ihtimali üzerine kurulduğu görülmektedir. Müdahalenin düzeyi değişebilir, ancak sistemin temel mantığı yalnızca diplomatik dayanışma değildir.

Dolayısıyla NATO’nun gerçek gücü yalnızca anlaşma metninden değil, ABD liderliğindeki askeri kapasiteden gelir.

Ve bugün Avrupa’nın en büyük stratejik problemi tam burada başlamaktadır.

Çünkü NATO’nun kritik kapasitesinin önemli bölümü hâlâ ABD hava gücü, stratejik nakliye sistemi, uydu altyapısı, istihbarat ağı ve lojistik organizasyonu üzerine kuruludur.

Bu nedenle birçok Avrupa ülkesi onlarca yıl boyunca düşük savunma harcamalarıyla yaşayabilmiştir. Çünkü ortaya çıkan güvenlik açığını Washington kapatmıştır.


3. LİZBON 42(7)

AVRUPA’NIN SİYASİ DAYANIŞMA FORMÜLÜ

Lizbon 42(7) çoğu zaman NATO’nun Avrupa versiyonu gibi sunulmaktadır. Ancak gerçekte durum oldukça farklıdır.

Çünkü Avrupa Birliği ortak orduya sahip değildir. Birleşik komuta sistemi kuramamış, stratejik hava taşımacılığında sınırlı kalmış, ortak savunma sanayi üretiminde parçalı yapıdan kurtulamamıştır. Nükleer caydırıcılığı sınırlıdır ve karar alma süreçleri ağır işlemektedir.

Bu nedenle Lizbon 42(7) büyük ölçüde siyasi dayanışma maddesi karakteri taşır.

Nitekim Fransa’nın 2015 sonrası yaptığı çağrıda ortaya çıkan tablo bunu açık biçimde göstermiştir. Destek verilmiş ancak NATO benzeri birleşik askeri refleks ortaya çıkmamıştır. Çünkü Avrupa Birliği hâlen tam anlamıyla askeri birlik değildir.

Daha açık ifadeyle Avrupa, onlarca yıl boyunca güvenliği ortak askeri fedakârlık alanı olarak değil, büyük ölçüde Amerikan stratejik şemsiyesi altında sürdürülen düşük maliyetli güvenlik modeli olarak değerlendirmiştir.

Savunma harcamaları azaltılırken sosyal refah sistemleri büyütülmüş, ağır askeri yük ise büyük ölçüde ABD’ye bırakılmıştır.

Bugün ortaya çıkan kriz ise Avrupa’nın uzun süre ertelediği temel soruyu yeniden gündeme getirmektedir:

ABD askeri desteği zayıfladığı anda Avrupa gerçekten kendi güvenliğini tek başına taşıyabilecek midir?

Çünkü siyasi birlik söylemi ile askeri kapasite aynı şey değildir.

Ve savaş zamanı bu fark çok hızlı ortaya çıkar.


4. ORTAK NOKTA

HİÇBİR SİSTEM OTOMATİK DEĞİLDİR

Üç sistemin de ortak noktası şudur:

Hiçbiri mutlak otomatik güvenlik garantisi vermez.

Çünkü nihai kararı her zaman devletler verir. Ve devletler kararlarını çoğu zaman hukuk metinlerine göre değil; çıkarlarına, ekonomik durumlarına, iç politik baskılara, kamuoyu tepkilerine ve askeri risk hesaplarına göre şekillendirirler.

Bu nedenle uluslararası ilişkilerde yapılan en büyük hatalardan biri, anlaşma metinlerini gerçek güç kapasitesinin yerine koymaktır.

Çünkü kriz başladığında belirleyici olan şey anlaşma metinleri değil; mühimmat stokları, hava savunma kapasitesi, lojistik ağlar, enerji güvenliği, savaş sanayisi ve siyasi iradedir.

Anlaşmalar tek başına savaş kazanmaz. Onları ayakta tutan şey kapasitedir.


SONUÇ

GÜÇ YOKSA METİN TEK BAŞINA YETMEZ

  1. yüzyılın güvenlik sistemi aslında oldukça eski bir gerçeği yeniden göstermektedir:

Anlaşmalar önemlidir. Ancak anlaşmaları ayakta tutan şey güçtür.

Eğer askeri kapasite zayıflarsa, en sert anlaşmalar bile siyasi bildirgeye dönüşebilir.

Bu nedenle BM 51 meşruiyet sağlar, NATO organize askeri güç üretir, Lizbon 42(7) ise siyasi dayanışma zemini oluşturur. Ancak hiçbirisi tek başına mutlak güvenlik üretmez.

Çünkü uluslararası sistemin gerçek dili hâlâ güçtür.

Ve tarih boyunca değişmeyen temel gerçek şudur:

Devletler tehdit anında önce anlaşmaları değil, kendi hayatta kalma hesaplarını hatırlarlar.

Formun Üstü