Bazı ilişkiler görünen sebeplerle değil, görünmeyen stratejik gerçeklerle ayakta kalır. ABD ile
İsrail arasındaki ilişki de bunlardan biridir. Bu ilişki çoğu zaman din, lobi faaliyetleri veya iç
siyaset üzerinden açıklanmaya çalışılır. Ancak uluslararası ilişkilerde dostluklar kalıcı değildir;
çıkarlar kalıcıdır. Bu nedenle bir devletin onlarca yıl boyunca başka bir devlete verdiği desteği
açıklarken duygusal veya ideolojik gerekçeler tek başına yeterli olmaz. İsrail’in ABD açısından
taşıdığı önem de çoğu zaman sanıldığından farklı nedenlere dayanmaktadır ve bu nedenlerin
önemli bir bölümü kamuoyundaki yaygın anlatılarda kendisine yer bulamamaktadır.
Washington İsrail’i koruduğu için İsrail önemli değildir; İsrail önemli olduğu için
Washington onu korumaktadır.
ABD-İsrail ilişkileri tartışılırken kamuoyunun büyük bölümü genellikle yanlış noktadan
başlamaktadır. Tartışmalar çoğu zaman Yahudi lobileri, seçim bağışları veya dini grupların etkisi
etrafında şekillenirken, meselenin stratejik boyutu ikinci planda kalmaktadır. Oysa devletler
arasındaki uzun vadeli ilişkiler duygularla değil çıkarlarla ayakta kalır. ABD’nin İsrail’e verdiği
desteğin gerçek nedenini anlamak için de önce bu temel gerçeği kabul etmek gerekir.
Ortadoğu’da ABD ile yakın çalışan tek ülke İsrail değildir. Mısır onlarca yıldır Amerikan yardımı
almaktadır. Ürdün, Washington’un en yakın ortaklarından biridir. Körfez ülkeleri Amerikan
üslerine ev sahipliği yapmaktadır. Katar, Bahreyn ve Kuveyt’te önemli Amerikan askeri varlığı
bulunmaktadır. Eğer mesele yalnızca ABD’nin bölgede bir müttefik veya bir askeri üs
bulundurma ihtiyacı olsaydı, İsrail’in sahip olduğu ayrıcalıklı konumu açıklamak oldukça zor
olurdu.
İsrail’i farklı kılan unsur askeri gücünün büyüklüğü değildir. Popüler anlatının aksine İsrail ne
küresel ölçekte faaliyet gösterebilen bir deniz gücüdür ne de tek başına uzun süreli ve çok cepheli
savaşları sınırsız şekilde sürdürebilecek kaynaklara sahiptir. Güçlü bir hava kuvvetine sahip
olmasına rağmen kullandığı birçok kritik sistem Amerikan lojistik desteğine bağlıdır. Yedek
parça akışı, hassas mühimmat, teknik destek ve çeşitli teknolojik bileşenler Washington’a önemli
bir etki alanı sağlamaktadır.
Ancak bu durum İsrail’in değerini azaltmaz. Tam tersine, İsrail’in önemi askeri kapasitesinin
büyüklüğünden değil, sağladığı stratejik faydanın sürekliliğinden kaynaklanmaktadır. İsrail Hava
Kuvvetleri’nin Amerikan lojistik ağına olan bağımlılığı Washington’a önemli bir kaldıraç
sağlarken, aynı zamanda İsrail’i ABD’nin daha geniş stratejik mimarisinin ayrılmaz bir parçası
haline getirmektedir.
Washington açısından bakıldığında Ortadoğu’nun en büyük problemlerinden biri
öngörülemezliktir. Rejimler değişebilir, darbeler yaşanabilir, iç savaşlar çıkabilir veya halk
baskısı hükümetleri farklı yönlere sürükleyebilir. ABD’nin İran’da Şah rejimini kaybetmesi, Arap
Baharı sırasında birçok ortağının sarsılması ve zaman zaman bazı müttefiklerinin Washington’un
beklentilerinin dışına çıkması bu gerçeğin örnekleridir.
İsrail ise hükümetler değişse bile temel stratejik yönelimini koruyan devletlerden biridir. Sağ
veya sol koalisyonların iktidara gelmesi, ülkenin genel güvenlik anlayışını ve Batı ile ilişkilerini
köklü biçimde değiştirmemektedir. Washington açısından bu öngörülebilirlik son derece
değerlidir. Çünkü uluslararası ilişkilerde güvenilir ortak bulmak çoğu zaman güçlü ortak
bulmaktan daha zordur.
İsrail’in ikinci önemli avantajı teknoloji üretme kapasitesidir. Konu yalnızca gelişmiş silah
sistemleri değildir. Elektronik harp, siber güvenlik, füze savunması, istihbarat teknolojileri ve
çeşitli yüksek teknoloji alanlarında İsrail, nüfusuna kıyasla son derece yüksek bir üretim
kapasitesi ortaya koymaktadır. ABD elbette bu alanların çoğunda çok daha büyük imkânlara
sahiptir. Ancak Washington açısından önemli olan İsrail’in ABD ile aynı stratejik dili
konuşabilen ikinci bir teknoloji merkezi olarak işlev görmesidir.
İsrail’in önemi yalnızca Ortadoğu ile de sınırlı değildir. Günümüzde büyük güç rekabetinin
önemli bölümlerinden biri teknoloji alanında yaşanmaktadır. Yapay zekâ, siber güvenlik,
elektronik harp, yarı iletken teknolojileri ve gelişmiş savunma sistemleri gibi alanlarda İsrail,
nüfusuna oranla olağanüstü bir üretim kapasitesine sahiptir. Washington açısından İsrail yalnızca
bölgesel bir ortak değil, aynı zamanda Batı teknolojik ekosisteminin önemli düğüm noktalarından
biridir.
Üçüncü unsur istihbarattır. İsrail onlarca yıldır Ortadoğu’nun en yoğun istihbarat ağlarından
birini geliştirmiştir. Bölgesel gelişmeleri izleme, tehditleri değerlendirme ve kriz bölgelerinde
bilgi toplama konusunda sahip olduğu kapasite, ABD için önemli bir tamamlayıcı unsur
oluşturmaktadır.
Dördüncü unsur ise kurumsal dayanıklılıktır. İsrail birçok kez savaşlar, terör saldırıları, siyasi
krizler ve güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalmış olmasına rağmen devlet yapısını korumayı
başarmıştır. Washington açısından bu durum, yatırım yapılan stratejik ortaklığın uzun vadede
devam edeceğine dair önemli bir güvence oluşturmaktadır.
Din ve kültür boyutu ise çoğu zaman yanlış yorumlanmaktadır. İsrail’in ABD açısından stratejik
değeri dini nedenlerle ortaya çıkmamıştır. Ancak bu stratejik ilişkinin Amerikan siyasetinde ve
kamuoyunda destek bulmasında dini ve kültürel faktörlerin etkisi küçümsenemez. Özellikle
Evanjelik çevrelerde İsrail’e verilen destek oldukça güçlüdür. Bununla birlikte din, ilişkinin temel
nedeni değil, mevcut stratejik ortaklığı güçlendiren bir çarpan etkisi olarak görülmelidir.
Sonuç olarak İsrail’in önemi yalnızca askeri gücüyle açıklanamaz. Onu farklı kılan; stratejik
güvenilirliği, teknoloji üretme kapasitesi, istihbarat ağı, kurumsal dayanıklılığı ve Amerikan
sisteminin içerisinde sahip olduğu benzersiz meşruiyettir.
Ortadoğu’da ABD ile çalışan başka devletler de vardır. Amerikan üslerine ev sahipliği yapan
ülkeler vardır. Washington’dan milyarlarca dolar yardım alan rejimler vardır. Ancak bu ülkelerin
hiçbiri aynı anda hem yüksek teknoloji üretebilen, hem gelişmiş istihbarat sağlayabilen, hem
askeri olarak etkili olabilen, hem de iç siyasi dönüşümlerden bağımsız biçimde Amerikan
ekseninde kalabilen bir yapıya sahip değildir.
Bu nedenle İsrail’i yalnızca bir müttefik olarak görmek eksik bir değerlendirmedir. Washington
açısından İsrail, Ortadoğu’daki sıradan bir ortak değil; onlarca yıl boyunca inşa edilmiş bir
stratejik altyapının merkezlerinden biridir.
Devletler duygularla hareket etmezler. Devletler yatırım yaptıkları stratejik varlıkları korurlar.
ABD’nin İsrail’e verdiği desteğin temelinde de büyük ölçüde bu gerçek yatmaktadır.
Çünkü Washington açısından mesele yalnızca bir ülkeyi savunmak değildir.
Mesele, kaybedildiğinde yerine aynı özelliklere sahip başka bir aktör koymanın son derece zor
olduğu bir stratejik kapasiteyi korumaktır.
İsrail’in gerçek önemi de tam olarak burada yatmaktadır.