Şuşa’dan Ankara Zirvesi’ne: T
Giriş: İttifakın sınırlarını test eden kriz
15 Haziran 2021’de imzalanan Şuşa Beyannamesi, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiyi hukuken müttefiklik düzeyine taşıdı. Beyanname karşılıklı askeri yardım taahhüdü, savunma sanayii işbirliği ve ortak dış politika koordinasyonu öngörüyordu. Ekim 2026’da yaşanan diplomatik soğukluk ise bu müttefikliğin yazılı taahhütlerle güvenlik kültürü arasındaki mesafeyi gün yüzüne çıkardı.
Krizi değerlendirirken göz ardı edilemeyecek bir etik boyut var. Azerbaycan, İsrail ile ilişkilerini uzun yıllar boyunca bilinçli olarak düşük profilde yürüttü. Bakü’nün Tel Aviv’de büyükelçilik açması ancak 2023’te gerçekleşti; oysa askeri ve enerji işbirliği on yıllardır sürüyordu. Bir müttefik, Suriye’de İsrail ile neredeyse namlu namluya gelen Türkiye’ye karşı bu derecede stratejik bir ortaklığı kamuoyunun gözünden uzak tutmayı ne ölçüde etik sayabilir? Şuşa Beyannamesi’nin öngördüğü dış politika koordinasyonu, en az bu soru kadar ciddiye alınmalıdır.
- Gerilim nasıl başladı? Kim tetikledi?
Krizin görünürdeki nedeni ile yapısal nedenleri iki ayrı katmanda incelenmelidir.
Görünürdeki tetikleyici: başörtüsü bahanesi. Bakü yönetimi 21 Eylül ve 6 Ekim tarihli kararlarla okullarda seküler kıyafet kuralları getirdi. Metinlerde başörtüsü kelimesi geçmese de uygulamada başörtülü öğrencilerin okul kapısından çevrildiği haberleri gelmeye başladı. Türkiye’de Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral ve bazı iktidar milletvekillerinin sert eleştirileri gecikmeden geldi.
Ancak başörtüsü, iki müttefik arasında bu ölçekte bir krize gerekçe olamayacak kadar sudan ve ucuz bir bahanedir. Bir okul kıyafet yönetmeliğinin, Şuşa Beyannamesi ile bağlı iki devleti TDT zirvesinin boş sandalyesine kadar getirmesi, asıl meselenin başka yerde olduğunu gösteriyor.
Bakü’nün algısı haklı, tepkisi orantısız. Eleştirilerin Cumhurbaşkanı Başdanışmanı düzeyinden gelmesi dikkate alındığında, Bakü’nün bunu iç işlerine müdahale olarak algılaması anlaşılır ve haklıdır. Hiçbir egemen devlet, eğitim politikasının bir müttefikin yönetim mekanizmasından düzeltilmesini kabul etmez.
Fakat verilen yanıt, diplomatik üslupta yadırganan, fazlasıyla ağır bir çıkıştır. Bakü, Türkiye’deki bazı isimler hakkında hükümeti zorla devirmeye çağrı gibi ağır suçlamalarla uluslararası arama kararı çıkardı. 21 Ekim’de ise aralarında bir milletvekili ve bir parti genel başkanının da bulunduğu 31 Türk vatandaşını istenmeyen kişi ilan etti. Köşe yazarlarına ve sosyal medya paylaşımlarına darbe suçlaması yöneltmek, bir müttefikten değil, bir hasımdan beklenecek bir tepkidir.
Egemenlik ve güç asimetrisi. Aliyev’in 3 Ekim’deki konuşması krizin psikolojisine ışık tutuyor: Karabağ savaşına değinen Aliyev, zor günlerde ülkesinin büyük ölçüde kendi imkânlarına dayandığını ve ihtiyaç duyduğu her şeyi kendi kaynaklarıyla temin ettiğini vurguladı. Bir gün önce de Azerbaycan’ın yaşam tarzına ve iç tercihlerine saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizmişti. Oysa savaş sürecine dair kulislerde uzun süredir dile getirilenler farklı bir tablo çiziyor: Harekâtın Azerbaycan Genelkurmayı’nda bir Türk korgeneral tarafından yönetildiği, sahadaki birliklere bir Türk tümgeneralin komuta ettiği ve Azerbaycan birliklerinin önünü Türk özel kuvvetlerinin açtığı konuşuluyor. Aliyev’in bu söylemi ve 30 Ekim’de Ankara’daki TDT Zirvesi’ne katılmaması, krizin tek taraflı bir saldırıdan çok karşılıklı bir egemenlik testi olduğunu gösteriyor. Bakü kendini eşit bir aktör olarak kabul ettirmeye çalışıyor; Ankara ise ittifaktaki ağırlığını korumak istiyor. - Derindeki fay hattı: İsrail faktörü
Krizin en kritik boyutunu, iki ülkenin İsrail’e yönelik taban tabana zıt dış politika vizyonları oluşturuyor.
Ankara’nın duruşu. Türkiye, Gazze’deki savaş nedeniyle İsrail’e karşı sert bir çizgi izliyor. Resmi verilere göre iki ülke arasındaki ticaret Haziran 2024’ten bu yana sıfırlanmış durumda. Suriye’de ise Ankara ile Tel Aviv, nüfuz mücadelesinde doğrudan karşı karşıya gelme riski taşıyan bir rekabet içinde.
Bakü-Tel Aviv ortaklığı. Azerbaycan için İsrail, Karabağ’ın geri alınmasında insansız hava araçları ve hava savunma sistemleri sağlayan kritik bir güvenlik ortağı. Enerji tarafında bağ daha da güçlü: 2025’te İsrail’in ham petrol ithalatının yaklaşık yüzde 46’sı Azerbaycan’dan geldi ve bu petrolün büyük kısmı Bakü-Tiflis-Ceyhan hattıyla Türkiye topraklarından geçerek İsrail limanlarına ulaştı. Ekim 2026’da İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un Bakü’yü ziyareti ve Türk Dışişleri Bakanı Fidan’ın Herzog’un konuşması sırasında salonu terk etmesi, bu ayrışmayı herkesin gözü önüne serdi.
Aliyev’in görmesi gereken tablo. Ankara’dan bakıldığında İsrail’in Doğu Akdeniz’den Suriye’ye uzanan bölgesel politikası, giderek Türkiye’yi kuşatmaya yönelik bir programa dönüşüyor. Azerbaycan’ın bu programın enerji ve lojistik ayağına, bilerek ya da bilmeyerek, dahil olması Türkiye açısından kabullenilmesi çok zor bir durumdur. Şuşa Beyannamesi, taraflardan birinin güvenliğini tehdit eden üçüncü bir aktörle derinleşen ortaklığı öngörmemişti. Müttefikinin kuşatılmasına katkı sunan bir ilişkiyi şeffaflıktan uzak biçimde sürdürmek, etik açıdan savunulması güç bir tutumdur. - Taraflar gerilimi nereye taşıyabilir?
İlişkilerin geleceğine dair iki temel senaryo öne çıkıyor.
Kontrollü soğuma ve diplomatik dengelenme (yüksek ihtimal). Liderler arasındaki köprüler yıkılmadı. Erdoğan 21 Ekim’de Aliyev’i arayarak zirveye davet etti; Aliyev gelmese de Azerbaycan, Dışişleri Bakanı Bayramov aracılığıyla zirveye katıldı ve 163 maddelik Ankara Bildirisi’ni imzaladı. Savunma ve enerji alanındaki karşılıklı bağımlılık da bir kopuşu engelliyor. İlişkilerin “kardeşlik” söyleminden daha rasyonel, mesafeli ve pragmatik bir stratejik ortaklık zeminine evrilmesi bekleniyor.
Uluslararası platformlarda ayrışma (düşük ihtimal). İşlerin bu noktaya varması beklenmiyor; yine de olasılık olarak not edilmeli. Bu senaryoda Azerbaycan, Türkiye’nin Ermenistan ile normalleşme adımlarını yavaşlatabilir; 2009’da protokol sürecini fiilen durdurduğu gibi. Ya da Türkiye’nin bölgesel etki alanını dengelemek için Rusya veya BAE gibi Körfez aktörleriyle alternatif ilişkiler kurabilir. - Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı kapanır mı?
Ekonomik ve jeopolitik rasyonalite açısından BTC hattının kapanması neredeyse imkânsızdır.
Karşılıklı ekonomik intihar. BTC, Azerbaycan ekonomisinin can damarıdır ve petrolünün dünya pazarlarına kesintisiz ulaşmasını sağlar. Türkiye için ise hem transit gelir kaynağı hem de enerji merkezi olma stratejisinin temel taşıdır. Hattı kapatan taraf, karşısındakinden önce kendine zarar verir.
Uluslararası konsorsiyum ve hukuki taahhütler. Hat yalnızca iki ülkenin tasarrufunda değildir. BP liderliğindeki uluslararası enerji şirketlerinin yatırımları ve hükümetler arası anlaşmalarla korunmaktadır. Siyasi gerekçeyle kapatılması, devasa tazminat yükümlülükleri ve küresel enerji piyasalarında kalıcı güvenilirlik kaybı anlamına gelir.
Analitik not. BTC’nin varlığı, İsrail meselesinde Türkiye’yi de zor bir konuma sokuyor: Ankara, İsrail ile ticareti kesmiş olsa da Ceyhan’dan yüklenen Azerbaycan petrolünün nihai varış noktasını kontrol etmediğini savunuyor. Siyasi gerilim ne kadar tırmanırsa tırmansın, enerji jeopolitiği yüksek siyasetin pragmatik bir alanı olarak kalmaya devam edecektir.
Sonuç: Pragmatizmin duygusallığa zaferi
Rasyonel devlet çıkarları, eninde sonunda duygusal ve ideolojik söylemlerin önüne geçecektir. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kriz ilişkilerin bittiğini değil, Azerbaycan’ın iç ve dış politikasında tam bağımsız hareket eden yetişkin bir aktör olarak kabul edilmek istediği yeni bir döneme girildiğini gösteriyor.
Ancak bu yeni dönemin sağlıklı işlemesi iki şarta bağlı. Birincisi, başörtüsü gibi ikincil meselelerin tırmanma aracı yapılmaması; bu ne Ankara’daki eleştirmenler ne de Bakü’nün orantısız yaptırımları açısından etik bir yol değildir. İkincisi, müttefiklik ilişkisinin şeffaflık gerektirmesi. Azerbaycan, eşit egemen bir ortak olarak saygı görmek istiyorsa, Türkiye’nin güvenliğini doğrudan ilgilendiren İsrail ilişkisini de Şuşa Beyannamesi’nin öngördüğü koordinasyon ruhuyla açıkça masaya koymalıdır. Kardeşlik söylemi zayıflasa da, dürüstlük üzerine kurulu bir stratejik ortaklık daha dayanı