İsrail, askerî gücünü yalnızca kullanmakla yetinmeyen, onu olduğundan daha büyük göstermeyi de devlet politikasının bir parçası hâline getiren ülkelerden biridir. Bunun anlaşılabilir bir nedeni vardır. Küçük bir nüfusa ve dar bir coğrafyaya sahip olan İsrail, karşısındaki ülkeleri yalnızca silahlarının ateş gücüyle değil, bu silahlar etrafında oluşturduğu yenilmezlik düşüncesiyle de caydırmak zorundadır.

Fakat propaganda ile askerî gerçeklik aynı şey değildir. İsrail güçlü bir devlettir; ancak sınırsız güce sahip değildir. Hava kuvvetleri modern, zırhlı birlikleri tecrübeli, istihbarat ve güdüm sistemleri gelişmiştir. Buna karşılık uçaklarının önemli bölümü yaşlanmış, tank gücü sanıldığı kadar büyük değildir ve uzun süreli, çok cepheli bir savaşı kendi kaynaklarıyla sürdürebilme kapasitesi ciddi biçimde sınırlıdır.

İsrail Hava Kuvvetlerinin en önemli unsuru F-35I Adir uçaklarıdır. Ancak kamuya açık rakamlar dikkate alındığında İsrail’in elinde henüz yaklaşık elli F-35 bulunmaktadır. Bu sayı nitelik bakımından önemlidir fakat büyük bir ülkeye karşı sürekli hava üstünlüğü sağlamaya yetecek büyüklükte değildir. Üstelik uçakların tamamının aynı anda göreve hazır tutulması mümkün değildir. Bakım, eğitim, yedek parça ihtiyacı ve muharebe kayıpları kâğıt üzerindeki envanter ile fiilen kullanılabilecek güç arasında daima önemli bir fark yaratır.

İsrail’in F-22 uçağı yoktur. Amerika Birleşik Devletleri bu uçağı hiçbir ülkeye satmamış, İsrail için de istisna yapmamıştır. Dolayısıyla zaman zaman oluşturulan “F-22 düzeyinde İsrail hava üstünlüğü” görüntüsü gerçek bir envantere değil, F-35’in özellikleri ile İsrail’in elektronik harp kabiliyetlerinin birlikte değerlendirilmesine dayanmaktadır.

Hava kuvvetlerinin sayısal omurgasını F-16’lar oluşturmaktadır. İsrail’in farklı modellerden meydana gelen yaklaşık 170 dolayında F-16’sı bulunduğu kabul edilmektedir. Fakat bunların hepsi aynı yaşta, aynı teknik seviyede ve aynı görev kabiliyetinde değildir. Bazıları oldukça eskidir. İsrail bu uçakların tamamını hizmetten kaldırırsa hava kuvvetlerinin sayısal gövdesini kaybeder. Yaklaşık elli F-35 ile altmış civarındaki çeşitli F-15 modelleri, F-16 filosunun bıraktığı boşluğu tek başına dolduramaz.

F-15’ler ise İsrail’in uzun menzilli harekâtlarında ayrı bir öneme sahiptir. Bu uçaklar yaşlı olmakla birlikte menzil ve silah taşıma kapasitesi bakımından hâlâ değerlidir. Yeni F-15IA siparişlerinin verilmesinin nedeni de budur. İsrail, yalnızca görünmezlik teknolojisine güvenemeyeceğini; ağır mühimmat taşıyabilecek, uzun mesafede görev yapabilecek ve havada daha uzun kalabilecek uçaklara ihtiyaç duyduğunu bilmektedir.

Bütün bunlara rağmen İsrail hava gücünü küçümsemek ciddi hata olur. Onun üstünlüğü yalnızca uçak sayısından kaynaklanmaz. Pilot eğitimi, elektronik harp, hava istihbaratı, hedef belirleme, güdümlü mühimmat ve farklı sistemlerin aynı harekât içinde kullanılabilmesi İsrail’e önemli bir nitelik üstünlüğü sağlamaktadır. Ancak nitelik, sayının yerini sonsuza kadar tutamaz. Uçak kayıpları arttığında, üsler uzun süre ateş altında kaldığında ve yedek parça akışı kesildiğinde en gelişmiş hava kuvveti bile daralmaya başlar.

Aynı durum zırhlı birlikler için de geçerlidir. Merkava, yüksek koruma düzeyi, gelişmiş elektronik sistemleri ve Trophy aktif koruma sistemiyle dünyanın en başarılı tanklarından biridir. Fakat iyi bir tank ile büyük bir tank ordusu aynı şey değildir.

İsrail’in faal zırhlı gücü esas olarak 7’nci, 188’inci ve 401’inci zırhlı tugaylar üzerinde yükselmektedir. Bunlara eğitim görevi bulunan 460’ıncı Tugay ile savaş sırasında harekete geçirilen ihtiyat birlikleri eklenmektedir. Kamuoyunda zaman zaman binlerce tanktan oluşan dev bir güç görüntüsü yaratılmaktadır. Oysa bu rakamların içine depolardaki eski Merkav

İsrail, askerî gücünü yalnızca kullanmakla yetinmeyen, onu olduğundan daha büyük göstermeyi de devlet politikasının bir parçası hâline getiren ülkelerden biridir. Bunun anlaşılabilir bir nedeni vardır. Küçük bir nüfusa ve dar bir coğrafyaya sahip olan İsrail, karşısındaki ülkeleri yalnızca silahlarının ateş gücüyle değil, bu silahlar etrafında oluşturduğu yenilmezlik düşüncesiyle de caydırmak zorundadır.

Fakat propaganda ile askerî gerçeklik aynı şey değildir. İsrail güçlü bir devlettir; ancak sınırsız güce sahip değildir. Hava kuvvetleri modern, zırhlı birlikleri tecrübeli, istihbarat ve güdüm sistemleri gelişmiştir. Buna karşılık uçaklarının önemli bölümü yaşlanmış, tank gücü sanıldığı kadar büyük değildir ve uzun süreli, çok cepheli bir savaşı kendi kaynaklarıyla sürdürebilme kapasitesi ciddi biçimde sınırlıdır.

İsrail Hava Kuvvetlerinin en önemli unsuru F-35I Adir uçaklarıdır. Ancak kamuya açık rakamlar dikkate alındığında İsrail’in elinde henüz yaklaşık elli F-35 bulunmaktadır. Bu sayı nitelik bakımından önemlidir fakat büyük bir ülkeye karşı sürekli hava üstünlüğü sağlamaya yetecek büyüklükte değildir. Üstelik uçakların tamamının aynı anda göreve hazır tutulması mümkün değildir. Bakım, eğitim, yedek parça ihtiyacı ve muharebe kayıpları kâğıt üzerindeki envanter ile fiilen kullanılabilecek güç arasında daima önemli bir fark yaratır.

İsrail’in F-22 uçağı yoktur. Amerika Birleşik Devletleri bu uçağı hiçbir ülkeye satmamış, İsrail için de istisna yapmamıştır. Dolayısıyla zaman zaman oluşturulan “F-22 düzeyinde İsrail hava üstünlüğü” görüntüsü gerçek bir envantere değil, F-35’in özellikleri ile İsrail’in elektronik harp kabiliyetlerinin birlikte değerlendirilmesine dayanmaktadır.

Hava kuvvetlerinin sayısal omurgasını F-16’lar oluşturmaktadır. İsrail’in farklı modellerden meydana gelen yaklaşık 170 dolayında F-16’sı bulunduğu kabul edilmektedir. Fakat bunların hepsi aynı yaşta, aynı teknik seviyede ve aynı görev kabiliyetinde değildir. Bazıları oldukça eskidir. İsrail bu uçakların tamamını hizmetten kaldırırsa hava kuvvetlerinin sayısal gövdesini kaybeder. Yaklaşık elli F-35 ile altmış civarındaki çeşitli F-15 modelleri, F-16 filosunun bıraktığı boşluğu tek başına dolduramaz.

F-15’ler ise İsrail’in uzun menzilli harekâtlarında ayrı bir öneme sahiptir. Bu uçaklar yaşlı olmakla birlikte menzil ve silah taşıma kapasitesi bakımından hâlâ değerlidir. Yeni F-15IA siparişlerinin verilmesinin nedeni de budur. İsrail, yalnızca görünmezlik teknolojisine güvenemeyeceğini; ağır mühimmat taşıyabilecek, uzun mesafede görev yapabilecek ve havada daha uzun kalabilecek uçaklara ihtiyaç duyduğunu bilmektedir.

Bütün bunlara rağmen İsrail hava gücünü küçümsemek ciddi hata olur. Onun üstünlüğü yalnızca uçak sayısından kaynaklanmaz. Pilot eğitimi, elektronik harp, hava istihbaratı, hedef belirleme, güdümlü mühimmat ve farklı sistemlerin aynı harekât içinde kullanılabilmesi İsrail’e önemli bir nitelik üstünlüğü sağlamaktadır. Ancak nitelik, sayının yerini sonsuza kadar tutamaz. Uçak kayıpları arttığında, üsler uzun süre ateş altında kaldığında ve yedek parça akışı kesildiğinde en gelişmiş hava kuvveti bile daralmaya başlar.

Aynı durum zırhlı birlikler için de geçerlidir. Merkava, yüksek koruma düzeyi, gelişmiş elektronik sistemleri ve Trophy aktif koruma sistemiyle dünyanın en başarılı tanklarından biridir. Fakat iyi bir tank ile büyük bir tank ordusu aynı şey değildir.

İsrail’in faal zırhlı gücü esas olarak 7’nci, 188’inci ve 401’inci zırhlı tugaylar üzerinde yükselmektedir. Bunlara eğitim görevi bulunan 460’ıncı Tugay ile savaş sırasında harekete geçirilen ihtiyat birlikleri eklenmektedir. Kamuoyunda zaman zaman binlerce tanktan oluşan dev bir güç görüntüsü yaratılmaktadır. Oysa bu rakamların içine depolardaki eski Merkava modelleri, uzun süreli bakıma ihtiyaç duyan araçlar ve ancak seferberlikten sonra kullanılabilecek tanklar da katılmaktadır.

Bir zırhlı tugay yalnızca tanklardan meydana gelmez. Tank mürettebatı, piyade, istihkâm, hava savunma, bakım, kurtarma, yakıt ve mühimmat unsurları olmadan tank taburu kısa sürede hareketsiz kalır. Bu nedenle depodan çıkarılan her tank, savaşa hazır yeni bir zırhlı birlik anlamına gelmez. Yetişmiş personel bulunması, tugay teşkilatının tamamlanması ve lojistik sistemin sürekli işlemesi gerekir.

Gazze’de yürütülen harekât da Merkava’nın yenilmez olmadığını göstermiştir. Aktif koruma sistemleri tanksavar füzelerine karşı önemli bir üstünlük sağlasa da mayınlar, el yapımı patlayıcılar, insansız hava araçları ve çok yakın mesafeden gerçekleştirilen saldırılar tanklar için tehdit oluşturmaya devam etmektedir. İsrail Savunma Bakanlığının tank, zırhlı personel taşıyıcı ve yedek parça üretimini hızlandırma kararı, yalnızca geleceğe yönelik bir yatırım değildir; mevcut savaşın yarattığı aşınmanın da açık işaretidir.

İsrail’in temel sorunu, kullandığı yüksek teknolojili sistemleri kısa sürede yenileyebilecek sınırsız bir sanayi kapasitesine sahip olmamasıdır. Merkava ve bazı zırhlı araçlar ülke içinde üretilmektedir; fakat motorlardan uçak parçalarına, mühimmattan elektronik bileşenlere kadar uzanan geniş bir alanda dış tedarik sürmektedir. Hava kuvvetlerinin belkemiğini oluşturan uçakların tamamı Amerikan yapımıdır. Savaş uzadıkça İsrail’in askerî gücü, kendi fabrikalarından önce Amerikan ikmal hatlarına bağlanmaktadır.

Bu nedenle İsrail’in gerçek askerî büyüklüğü, kendi envanterinin sınırlarında aranamaz. İsrail ordusunun arkasında Amerikan mühimmatı, yedek parçası, istihbaratı, mali desteği ve diplomatik koruması vardır. Washington’un desteği hesaptan çıkarıldığında geriye hâlâ teknolojik bakımdan güçlü, iyi eğitilmiş ve tecrübeli bir ordu kalır; fakat uzun süreli bölgesel savaş yürütebilecek sınırsız bir güç kalmaz.

Avrupa ülkeleriyle kurulan ilişkiler bu açığı bütünüyle kapatamaz. Almanya denizaltı ve savunma teknolojisi sağlayabilir, İngiltere ve bazı Avrupa devletleri siyasi destek verebilir, Hindistan ile karşılıklı silah ve teknoloji ticareti geliştirilebilir. Yunanistan ve Güney Kıbrıs üzerinden Doğu Akdeniz’de askerî bir hat kurulabilir. Fakat bu ülkelerin hiçbiri Amerika Birleşik Devletleri’nin sağladığı mali, askerî ve diplomatik desteğin yerini tek başına dolduramaz.

Burada ahlaki gerçek ile askerî değerlendirmeyi birbirinden ayırmak zorundayız. Gazze’de sivillerin, kadınların ve çocukların öldürülmesi; açlığın, susuzluğun ve zorunlu göçün savaş aracı hâline getirilmesi hiçbir askerî gerekçeyle örtülemez. Bu, görmezden gelinecek veya yumuşatılacak bir mesele değildir. İsrail hükûmeti işlediği fiillerin siyasi ve hukuki sorumluluğundan, ordusunun teknolojik başarıları anlatılarak kurtarılamaz.

Fakat Gazze’deki katliama duyulan haklı öfke, İsrail’in askerî kapasitesini olduğundan küçük göstermemizi de haklı çıkarmaz. Öfkeyle yapılan güç değerlendirmesi siyaset değil, kendini aldatmadır. İsrail’i yenilmez göstermek nasıl onun propagandasına hizmet ediyorsa, onu kolayca çökertilebilecek güçsüz bir devlet saymak da aynı ölçüde tehlikelidir. Katliamı açıkça mahkûm etmek başka, savaş ihtimalini sloganlarla hesaplamak başkadır.

Sonuç açıktır: İsrail ne anlatıldığı kadar büyük ne de küçümsenebilecek kadar zayıftır. Hava ve zırhlı birlikleri kısa süreli ve yoğun harekâtlarda son derece etkili, uzun süreli ve çok cepheli savaşlarda ise insan gücü, üretim ve ikmal bakımından sınırlıdır. İsrail’in yenilmezlik görüntüsünün arkasında kendi askerî yetenekleri kadar Amerika Birleşik Devletleri’nin kesintisiz desteği bulunmaktadır.

Bu destek zayıflarsa İsrail hemen savunmasız kalmaz; fakat bölgeye tek başına hükmedebilecek bir askerî dev olmaktan çıkar. O zaman geriye, ileri teknolojiye sahip fakat nüfusu, coğrafyası ve üretim kapasitesi sınırlı bir devlet kalır.

İsrail’in gücü gerçektir. Yenilmezliği ise büyük ölçüde iyi korunmuş bir efsanedir.